İçinde lamak olan 8 harfli 151 kelime var. İçerisinde LAMAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında lamak olan kelimeler listesine ya da sonu lamak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Lamak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A A K L M
5 Harfli Kelimeler
ALMAK, KALMA, MALAK
4 Harfli Kelimeler
AKMA, ALMA, AMAL, KALA, KAMA, LAKA, LAMA, MALA
3 Harfli Kelimeler
AKA, ALA, AMA, KAL, KAM, LAK, LAM, MAL
2 Harfli Kelimeler
AK, AL, AM, LA, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SAKLAMAK
-
-
[-i]
Elinde bulundurmak, tutmak
- "Sarayın sükûnu bir kederli muammayı saklar gibi ağırdı."
-
[-i, -de]
Kaybolmaması, görünmemesi için gizli bir yere koymak, kaldırmak; hıfzetmek
- "Paralarını kasada saklıyor."
-
Görünmesine engel olmak, ortalıkta bulundurmamak
-
[-i, -de]
Bozulmadan doğal durumları ile durmasını sağlamak; muhafaza etmek
- "Eti buzdolabında saklamak. Peyniri tuzlu suda saklamak."
-
[-i, -den]
Gizli tutmak, duyurmamak
- "Batı, o büyük kaynaktan sık sık faydalanır ama iktibaslarını titizce saklar."
-
[-e, -i]
Birine vermek için ayırmak
- "Bu kitabı size sakladım."
-
[nesnesiz, mecaz]
Korumak, esirgemek
- "Allah saklasın."
-
[-i]
Elinde bulundurmak, tutmak
- PAHLAMAK
-
-
[-i]
Bir parçanın keskin kenarını keserek pah durumuna getirmek, keskinliğini gidermek
-
[-i]
Bir parçanın keskin kenarını keserek pah durumuna getirmek, keskinliğini gidermek
- ŞAPLAMAK
-
-
[nesnesiz]
"Şap" diye ses çıkarmak
- "Tokat şapladı."
-
[nesnesiz]
"Şap" diye ses çıkarmak
- PULLAMAK
-
-
[-i]
Üzerine pul yapıştırmak
- "Zarfı pulladı."
-
[mecaz]
Pulla süslemek
- "Çatının üstünü kiremitle pullayıp süsledi."
-
[-i]
Üzerine pul yapıştırmak
- TAŞLAMAK
-
-
[-i]
Taş atmak, taşa tutmak
- "Hem bağırıyor hem atlıları taşlıyordu."
-
Bir şeyin içindeki taşları ayıklamak
-
Taş vb. nesnelerle kumaşı beyazlatmak veya parlatmak
-
Metal bir parçayı zımpara ile törpüleyerek yuvasına alıştırmak
-
Taş döşemek
-
[nesnesiz, mecaz]
Üstü kapalı, iğneleyici söz söylemek
- "Sen istediğin kadar taşla beni, gene de bir şiirle girişeceğim işe."
-
[-i]
Taş atmak, taşa tutmak
- YANLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Yana yatmak, yana dönmek
- "Bu evler ne kadar mütevazı, çöküp yanlamışlar."
-
[-i]
Yanından geçmek
-
[-e, mecaz]
Çalışıp yorulmadan başka birisinden geçinmek
- "Validenin yanına yanlamaktan başka çarem yok!"
-
[nesnesiz]
Yana yatmak, yana dönmek
- HAYLAMAK
-
-
[-i]
At gibi hayvanları sürmek için seslenmek
- "Arabacılık, sararsın burmayı, çalarsın kamçıyı, haylarsın hayvanı geçer gidersin."
-
[-i]
At gibi hayvanları sürmek için seslenmek
- ÇAPLAMAK
-
-
[-i]
Bir şeyin enini, boyunu ölçmek; çapkımak
-
Keresteleri dört köşe olarak kesip biçmek
-
[-i]
Bir şeyin enini, boyunu ölçmek; çapkımak
- VIRLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız vırıldamak
-
[nesnesiz]
Bakınız vırıldamak
- ŞAKLAMAK
-
-
[nesnesiz]
"Şak" diye ses çıkarmak
- "Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı / Bir dakika araba yerinde durakladı"
-
[nesnesiz]
"Şak" diye ses çıkarmak
- TUZLAMAK
-
-
[-i]
Herhangi bir şeyin üzerine tuz serpmek
- "Talât Kılıç, limonları soğanın, maydanozun üstüne sıktı, fırtlayan çekirdekleri çatalın ucuyla ve söylene söylene çıkardı, tuzladı, karıştırdı."
-
Daha fazla dayanması için peynir vb. yiyecekleri tuza yatırmak
-
Deri, et, balık vb.nin çürümemesi veya kokmaması için içine veya arasına bolca tuz dökmek
- "Etin erken çürümemesi için, kimseye danışmadan tuzladı, işi bitince de ağaların artırdığı etlerden yemeye koyuldu."
-
Yara vb.nin iyileşmesi için üzerine tuz dökmek
-
[ağızlardan]
Keçilerin yalayarak tuz ihtiyacını karşılaması için kayaların üzerine tuz serpmek
-
[ağızlardan]
Hastalıklar ondan uzak olsun, kaderi rahmetli babasına benzemesin, diye yeni doğan bebeğin bedenini tuzla ovmak
- "Ebe, çocuğu tuzladı, göbeğini kesti, iğne ile kulaklarında küpe deliği açtı."
-
[-i]
Herhangi bir şeyin üzerine tuz serpmek
- ÇATLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Parçaları ayrılıp dağılmayacak bir biçimde yarılmak
- "Eğer çay doldururken bardak çatlarsa, üzerlerinde nazar olduğuna hükmeder, gidip bir koşu ateşte tuz çevirirdi."
-
Bir yüzeyde kırışıklar, çizgiler oluşmak
- "Meşin ciltlerin çoğu kıvrılmış, bir kısmı da arkalarından çatlamıştı."
-
[mecaz]
Aşırı yemekten, içmekten, yorgunluktan, ağlamaktan ölecek duruma gelmek veya ölmek
-
[-den, mecaz]
Sıkıntı, sevinç, yalnızlık, heyecan, sabırsızlık, kıskançlık vb. ruhsal durumları aşırı derecede duymak
- "Neredeyse sevincinden yüreği çat deyip ortasından çatlayacaktı."
-
Ses pürüzlü, bozuk çıkmak
-
[nesnesiz]
Parçaları ayrılıp dağılmayacak bir biçimde yarılmak
- VINLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Dönerken veya düz bir doğrultuda hızla hareket ederken "vın" diye ses çıkarmak
- "Bir kurşun vınlayarak başımın üzerinden geçti gitti."
-
[nesnesiz]
Dönerken veya düz bir doğrultuda hızla hareket ederken "vın" diye ses çıkarmak
- KAŞLAMAK
-
-
[-i]
Yüzüğün taşını kaşa oturtmak
-
[-i]
Yüzüğün taşını kaşa oturtmak
- SAPLAMAK
-
-
[-e, -i]
Hızla batırmak
- "Bıçağı sapladı."
-
[-e, -i]
Hızla batırmak
- CAVLAMAK
-
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Tüyünü dökmek, çıplak kalmak
-
[nesnesiz, ağızlardan]
Tüyünü dökmek, çıplak kalmak
- ÇULLAMAK
-
-
[-i]
Hayvana çul örtmek
-
[-e]
Fırtınalı denizde dalgalar güverteye su atmak
-
[-i]
Hayvana çul örtmek
- KUTLAMAK
-
-
[-i]
Mutlu bir olaya sevinildiğini söz, yazı veya armağanla anlatmak; kutlulamak, tebrik etmek
-
Önemli bir olayın gerçekleşmesinin yıl dönümü dolayısıyla tören yapmak; tesit etmek
- "Ben her sene 11 Mayıs'ta doğum günümü kutlarım."
-
[-i]
Mutlu bir olaya sevinildiğini söz, yazı veya armağanla anlatmak; kutlulamak, tebrik etmek
- POZLAMAK
-
-
[-i]
Çekilen fotoğrafın doğru oranlarda ışık almasını sağlamak
- "Bu dönemki denemelerde problem ya fazla pozlayıp görüntünün kararması ya da az pozlayıp görüntünün sabitlenememesi olmuştur."
-
[-i]
Çekilen fotoğrafın doğru oranlarda ışık almasını sağlamak
- OYALAMAK
-
-
[-i]
Belirli bir süre birinin dikkat ve ilgisini başka bir şey üzerine çekmek, meşgul etmek; bekletmek, eğlemek
- "Gazino varmış / Denize karşı / Beni oyalarmış / Dükkânlarıyla çarşı"
-
Vakit kazanmak için aldatmak
-
Eğlendirmek, hoşça vakit geçirtmek
- "Biz onu eğlendirdiğimiz kadar o da bizi oyalamıştı."
-
[-i]
Belirli bir süre birinin dikkat ve ilgisini başka bir şey üzerine çekmek, meşgul etmek; bekletmek, eğlemek