İçinde km olan 5 harfli 30 kelime var. İçerisinde KM bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında km olan kelimeler listesine ya da sonu km ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SOKMA
-
-
[isim]
Sokmak işi
- "İnsanlar dünyayı ayrı ayrı zaviyelerden gördükleri gibi onu gönüllerinin arzu ettiği bir şekle sokmaya da çalışırlar."
-
[isim]
Sokmak işi
- AKMAK
-
-
[-den]
Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek
- "Eskiden Sakarya, bu köprünün altından akarmış."
-
Sıvı maddeler aşağıya yönelmek
-
Sıvı madde bir yerden çıkmak; süzülmek
-
[nesnesiz]
Bir kap veya bir yer içindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırmak
- "Dam akıyor."
-
[-e]
Art arda ve toplu olarak gitmek
- "Öfkeli insanlar, el ele, omuz omuza Taksim'e doğru akıyorlardı."
-
[nesnesiz]
Kumaş yıpranıp iplikleri erimeye başlamak
- "Çarşafın kumaşı da yer yer akmış, buruşmuştu."
-
[nesnesiz]
Boya birbirine karışmak
-
[-le]
Sürüp gitmek
- "Nedim divanında bir kaside vardır, müjgân üstüne, hicran üstüne, umman üstüne kafiyeleri ve redifleriyle akar."
-
[nesnesiz, mecaz]
Zaman çabuk geçmek
-
[nesnesiz, argo]
Çabucak savuşmak, ortadan kaybolmak
-
Kayıp gitmek
- "Bir yılan aktı, yol boyunca akıyor, yolun kıyısından, önden."
-
[-den]
Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek
- AKMAN
-
-
[sıfat]
Bozulmamış, saf ve temiz hâlini koruyan
-
[sıfat]
Bozulmamış, saf ve temiz hâlini koruyan
- AKMAZ
-
-
[isim, coğrafya]
Herhangi bir yere akmayan durgun su
-
[isim, coğrafya]
Herhangi bir yere akmayan durgun su
- SİKME
-
-
[isim]
Sikmek işi
-
[isim]
Sikmek işi
- TAKMA
-
-
[isim]
Takmak işi
-
[sıfat]
Gerçeğinin yerine konulan; eğreti, müstear
-
[sıfat, tıp]
Eksik bir organın yerini tutmak, bir organın sakatlığını örtmek amacıyla yapılan (organ veya parça); protez
-
[isim]
Takmak işi
- ÇEKME
-
-
[isim]
Çekmek işi
- "Siyah kehribar tespihini çekmeye başladı."
-
Bakınız çekmece
- "Sonra çekmesinden pembe bir dosya çıkarıp önüne sürdü."
-
Yüksekteki ince dalları çekip kesmeye yarar, ay biçiminde, uzun saplı, ağzı tırtıklı bıçak
-
Parmak veya mızrapla çalınan çalgı
-
Ağacın yapısındaki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi
-
İş yaparken giyilen bir şalvar türü
-
[sıfat]
Çekilerek giyilen veya kullanılan
- "Erkekleri, yandan lastikli çekme potinden başkasını bilmiyorlardı."
-
[sıfat]
Düzgün biçimli
- "Çekme burun."
-
[spor]
Vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendisine yaklaştırması
-
[isim]
Çekmek işi
- ÜRKME
-
-
[isim]
Ürkmek işi; tevahhuş
-
[isim]
Ürkmek işi; tevahhuş
- TIKMA
-
-
[isim]
Tıkmak işi
-
[isim]
Tıkmak işi
- YAKMA
-
-
[isim]
Yakmak işi
-
[isim]
Yakmak işi
- ÇÖKME
-
-
[isim]
Çökmek işi; çöküntü, obruma
- "Her şeyden önce insanın tabii ömründe üç çağ vardır: Büyüme çağı, duraklama çağı, çökme çağı."
-
[jeoloji]
Bakınız çöküntü
-
[kimya]
Boya içindeki pigmentin ve dolgu maddelerinin zamanla kabın dibinde tortu oluşturması
-
[isim]
Çökmek işi; çöküntü, obruma
- İKMAL
-
Kelime Kökeni: Arapça ikmāl
-
[isim]
Bakınız bütünleme
- "Kolordu ikmaliyle ilgili bir iş için görevli olarak gelmiş."
-
Bir şeyi sona erdirme
-
[askerlik]
Bakınız geri hizmet
-
[edebiyat]
Cümlenin, dizenin anlamını sonra gelen cümle veya dize ile tamamlama
-
Bakınız bütünleme sınavı
-
[isim]
Bakınız bütünleme
- KAKMA
-
-
[isim]
Kakmak işi; hakketme
-
Ağaç üzerinde veya diğer ahşap malzemede, mobilyada, belirlenmiş desen ve çizimlere göre oyulmuş yuvalara gümüş, sedef vb. süs maddeleri kakılıp oturtularak yapılan iş
- "Pirinç kakmaları donuk donuk ışıldayan hamam kapısını iterek içeri girdi."
-
[isim]
Kakmak işi; hakketme
- BIKMA
-
-
[isim]
Bıkmak işi
-
[isim]
Bıkmak işi
- BAKMA
-
-
[isim]
Bakmak işi
- "Kızlara bakmaya giderken içimde hep beni beğenmeyecekler kaygısını taşıyordum."
-
[isim]
Bakmak işi
- SIKMA
-
-
[isim]
Sıkmak işi
- "Bu vicdan azabının demirden pençesi yüreğini sıkmaya başlıyordu."
-
Bir tür pantolon veya şalvar
-
Bayat ekmeğin su ile ıslatılıp sıkılmasıyla elde edilen malzemeyi un, tuz ve suyla yoğurup hamur durumuna getirdikten sonra arasına kavrulmuş soğan, peynir konularak pişirilen bir yemek
-
[sıfat]
Sımsıkı bağlanmış
-
[sıfat]
Sıkılmaya, suyu alınmaya elverişli (portakal)
-
[ağızlardan]
Dar bir tür kadın yeleği
-
[sıfat]
Elde bükülen pamuktan dokunmuş
- "Sırtına giymiş sıkma sayayı / Yedeğine almış ağca mayayı"
-
[isim]
Sıkmak işi
- BÜKME
-
-
[isim]
Bükmek işi
-
Bükülmüş kaytan veya iplik
-
[spor]
Vücudun bir bölümünü yanındaki bölüm üzerine kıvırma, germe karşıtı
-
[isim]
Bükmek işi
- YIKMA
-
-
[isim]
Yıkmak işi
- "Şüphe, fena bir kurt gibi ruhunu kemirmeye, masum itikadını yavaş yavaş yıkmaya başlamıştı."
-
[isim]
Yıkmak işi
- ÇAKMA
-
-
[isim]
Çakmak işi
-
Vurulup çakılarak yapılmış kuyumcu işi
-
Bu işte kullanılan kuyumcu kalıbı
-
[sıfat, argo]
Bakınız sahte
-
[ağızlardan]
Bir tür deri hastalığı
-
[isim]
Çakmak işi
- ÇIKMA
-
-
[isim]
Çıkmak işi
- "Bu evden çıkmam, mağlubiyeti kabul ederek mücadeleden kaçmam demekti."
-
Bakınız cumba
- "Balkonlar, kapalı açık çıkmalar, o zaman yasak edilmiş, hâlâ yasak, hâlâ yapılmıyor."
-
Hamamdan çıkarken kullanılan havlu ve kurulanma takımı; çıkacak
-
Bir yazı sayfasının kenarına metinle ilgili olarak yazılan ek; çıkıntı, derkenar, hamiş
- "Bu dünya, aslında o dünya metnine bir çıkma, bir dipnotudur."
-
Desteklemek amacıyla verilen para
-
[sıfat]
Çıkmış
- "Saraydan çıkma İstanbul eşyalarını görünce bunların hakikatine inanmak lazım geldiğini anlamış."
-
[sıfat]
Eski, kullanılmış olan
- "Çıkma jant."
-
[isim]
Çıkmak işi