İçinde kk olan 6 harfli 16 kelime var. İçerisinde KK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında kk olan kelimeler listesine ya da sonu kk ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- RAKKAS
-
Kelime Kökeni: Arapça raḳḳāṣ
-
[isim, eskimiş, fizik]
Bakınız sarkaç
- "Bu rakkasın durmasına hiçbirimiz alışık değilizdir bu evde, o hep aynı ahenkle sallanmalı."
-
Raksı meslek edinmiş erkek
-
[isim, eskimiş, fizik]
Bakınız sarkaç
- ÇÖKKÜN
-
-
[sıfat]
Çökmüş olan
- "Kumral saçlarının çevrelediği çökkün yüzünü eğerek elindeki iğne oyalı kar beyaz mendile uzun uzun sümkürdü."
-
[mecaz]
Vücut, akıl ve ruhça gücü azalmış olan
- "Gerçekten de çökkün, üzgün ve zavallı bulmuştu onu."
-
[sıfat]
Çökmüş olan
- NAKKAŞ
-
Kelime Kökeni: Arapça naḳḳāş
-
[isim]
Yapıların duvar ve tavanlarına birtakım resim veya şekillerle süslemeler yapan usta; bezekçi
- "Fırçayı tutamıyor parmakları nakkaşın / Mermeri oymaz oldu eli heykeltıraşın"
-
[eskimiş]
Bakınız nakışçı
-
[isim]
Yapıların duvar ve tavanlarına birtakım resim veya şekillerle süslemeler yapan usta; bezekçi
- ZIKKIM
-
Kelime Kökeni: Arapça zaḳḳūm
-
[isim]
Bakınız zehir
-
[mecaz]
İçki ve sigara gibi zararlı alışkanlıklar için kullanılan bir söz
- "Bu zıkkım haramdır, insana zararı vardır."
-
[mecaz]
Sıkıntı veren kimse veya şey
-
[isim]
Bakınız zehir
- MARKKA
-
Kelime Kökeni: Fince
-
[isim, eskimiş]
Finlandiya'nın para birimi; mark
-
[isim, eskimiş]
Finlandiya'nın para birimi; mark
- ZAKKUM
-
Kelime Kökeni: Arapça zaḳḳūm
-
[isim, bitki bilimi]
Zakkumgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, çiçekleri beyaz veya pembe renkli, kışın yapraklarını dökmeyen zehirli bir ağaççık; ağı ağacı, ağı çiçeği (Nerium oleander)
- "Bir köşeye bir limon ağacı, öbür köşeye katmersiz bir zakkum diye başladık işe."
-
[isim, bitki bilimi]
Zakkumgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetişen, çiçekleri beyaz veya pembe renkli, kışın yapraklarını dökmeyen zehirli bir ağaççık; ağı ağacı, ağı çiçeği (Nerium oleander)
- DÜKKAN
-
Kelime Kökeni: Arapça dukkān
-
[isim]
Esnafın perakende satış yaptığı, küçük zanaat sahiplerinin çalıştıkları yer; işletme, iş yeri
-
[mecaz]
Görevli olarak çalışılan yer
- "Bir gece oyuncular dükkânı, tezgâhı toplayıp kasabadan defoldular."
-
[argo]
Bakınız kumarhane
-
[isim]
Esnafın perakende satış yaptığı, küçük zanaat sahiplerinin çalıştıkları yer; işletme, iş yeri
- DİKKAT
-
Kelime Kökeni: Arapça diḳḳat
-
[isim]
Duygularla düşünceyi bir şey üzerinde toplama
- "Onun kalbini, haysiyetini kıracak sözler söylenmeden bu zarif hareketle her şeyin anlatılmış olması dikkate şayandır."
-
[ünlem]
"Dikkat ediniz!" anlamında kullanılan bir uyarma sözü
-
[mecaz]
İlgi, özen
-
[isim]
Duygularla düşünceyi bir şey üzerinde toplama
- ÇIKKIN
-
-
[sıfat]
Dışa doğru çıkmış olan
- "Şakakları sivri, çıkkın, yeşil gözlü, çizmeli, çilli yüzlü bir adamdı."
-
[sıfat]
Dışa doğru çıkmış olan
- BIKKIN
-
-
[sıfat]
Çok bıkmış, usanmış, bezmiş
- "Sevim ablanın yüzüne bıkkın bir ifade geldi, alnı kırıştı, omuzlarını silkti."
-
[sıfat]
Çok bıkmış, usanmış, bezmiş
- HAKKAK
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥakkāk
-
[isim, eskimiş]
Bakınız kakmacı
- "Emri altında çalışan hakkâklar taşa vurdukça çıkan sesi bir musiki dinler gibi cezbeyle dinliyor."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız kakmacı
- YIKKIN
-
-
[sıfat]
Bakınız harap
- "Hepiniz en düşkün, en yıkkın zamanlarınızda beni düşünüp diriliyorsunuz."
-
[sıfat]
Bakınız harap
- BAKKAL
-
Kelime Kökeni: Arapça baḳḳāl
-
[isim]
Yiyecek, içecek vb. maddeleri perakende olarak satan kimse
- "Bakkallar, sebzeciler eline bir iki şey tutuştururlardı."
-
Bu maddelerin satıldığı dükkân
- "Bir evin ihtiyacı olabilecek hemen hemen her şey bakkallarda bulunurdu."
-
[isim]
Yiyecek, içecek vb. maddeleri perakende olarak satan kimse
- RİKKAT
-
Kelime Kökeni: Arapça riḳḳat
-
[isim, eskimiş]
İncelik, naziklik
- "Onun hummalar içinde yatan güzel yüzünü görünce hüzün ve rikkatinden yanaklarına akan bir iki damla yaşı tutamadı."
-
Acıma, merhamet etme
-
[isim, eskimiş]
İncelik, naziklik
- OKKALI
-
-
[sıfat]
Kiloca fazla olan, ağır çeken
- "Ablak yüzlü, okkalı bir adamdı nazır hazretleri."
-
[mecaz]
Çok, fazla
- "Müfettiş Bey, öncekilerden çok daha okkalı bir yudum içti."
-
[mecaz]
Ağır, şiddetli
- "Önce Bekir'in omzuna okkalı bir sille indirdi."
-
[sıfat]
Kiloca fazla olan, ağır çeken
- SIKKIN
-
-
[sıfat]
Çok sıkılmış
-
Sıkıntılı, bungun
-
[sıfat]
Çok sıkılmış