İçinde ki olan 5 harfli 130 kelime var. İçerisinde Kİ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ki olan kelimeler listesine ya da sonu ki ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KİLSİ
-
-
[sıfat]
Kili andıran, kile benzeyen, kil gibi
-
[sıfat]
Kili andıran, kile benzeyen, kil gibi
- KİRPİ
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Kirpigillerden, uzunluğu 25-30 santimetre olan, sırtı dikenlerle kaplı memeli hayvan (Erinaceus europaeus)
-
[askerlik]
Mayına karşı dayanıklı, personel taşıyan zırhlı araç
-
[isim, hayvan bilimi]
Kirpigillerden, uzunluğu 25-30 santimetre olan, sırtı dikenlerle kaplı memeli hayvan (Erinaceus europaeus)
- EKİCİ
-
-
[isim]
Herhangi bir tarım ürününü üreten, tarımla uğraşan çiftçi
- "Ekicinin ürünü değer fiyatına satın alınacaktır."
-
[mecaz]
Birini uydurma bir sebeple bırakıp giden, atlatan kimse
-
[isim]
Herhangi bir tarım ürününü üreten, tarımla uğraşan çiftçi
- MEKİK
-
Kelime Kökeni: Farsça mekūk
-
[isim]
El veya otomatik dokuma tezgâhlarında atkı veya argaç denilen ve enine olan iplikleri, uzunlamasına olan arışların arasından geçirmeye yarayan masuralı araç
-
Oya yapmakta kullanılan, kemik, ağaç veya plastikten, iki ucu sivri, arasından iplik geçecek bir yarığı bulunan küçük araç
-
[spor]
Genellikle karın kaslarının güçlendirilmesi için yapılan beden hareketi
-
[gök bilimi]
Bakınız uzay gemisi
-
[isim]
El veya otomatik dokuma tezgâhlarında atkı veya argaç denilen ve enine olan iplikleri, uzunlamasına olan arışların arasından geçirmeye yarayan masuralı araç
- FİKİR
-
Kelime Kökeni: Arapça fikr
- TEPKİ
-
-
[isim]
Bir cismin kendini iten veya sıkıştıran başka bir cisme gösterdiği karşı etki; reaksiyon
-
Herhangi bir etkiye cevap olarak doğan, genellikle olumsuz söz veya davranış; aksülamel
- "Seyircilerin şaşkınlığı geçince tepkisi başladı."
-
Karşılık verme
-
[isim]
Bir cismin kendini iten veya sıkıştıran başka bir cisme gösterdiği karşı etki; reaksiyon
- KİREN
-
Kelime Kökeni: Yunanca
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kızılcık
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kızılcık
- VEKİL
-
Kelime Kökeni: Arapça vekīl
-
[isim]
Birinin, işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği kimse
- "İşte bu adam sensin! Seni kendime vekil edeceğim..."
-
Bakınız milletvekili
-
Bir görevde, asıl görevlinin yerine bakan kimse
-
[eskimiş]
Bakınız bakan
- "Hanın avlusundan sokağa vekil ve sefir otomobillerine taş çıkartacak bir lüks otomobil yürüdü."
-
[isim]
Birinin, işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği kimse
- NAKİL
-
Kelime Kökeni: Arapça naḳl
-
[isim]
Bir yerden alıp başka bir yere iletme
-
Bakınız göç
- "İşte, nakil masrafı da avucumda, diyerek otuz lirayı saydı."
-
Bir şeyi anlatma, söyleme, hikâye etme
-
Devlet kurumlarında bir görev yerinden başka bir görev yerine gönderilme
-
Yazı veya resmin aynısını başka bir şeyin üzerine yapma, kopya etme
-
Başka dilden bir eseri kendi diline çevirme, tercüme etme
-
[isim]
Bir yerden alıp başka bir yere iletme
- YETKİ
-
-
[isim]
Bir görevi, bir işi yasaların verdiği imkânlara göre, belli şartlarla yürütmeyi sağlayan hak; salahiyet, mezuniyet
- "Büyük Millet Meclisi Başkumandanlık yetkilerini Mustafa Kemal Paşa'ya devretmişti."
-
[isim]
Bir görevi, bir işi yasaların verdiği imkânlara göre, belli şartlarla yürütmeyi sağlayan hak; salahiyet, mezuniyet
- ŞARKİ
-
Kelime Kökeni: Arapça şarḳī
-
[isim, eskimiş]
Bakınız Doğu
-
[sıfat]
Doğu'yla ilgili, Doğu'ya özgü olan
-
[isim, eskimiş]
Bakınız Doğu
- HEKİM
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥakīm
-
[isim]
İnsanlardaki hastalıkları teşhis ve onları ilaçlarla veya bazı araçlarla tedavi eden kimse; doktor, tabip
- "Hekim hastasına ve çevresine karşı sorumludur, mesleğe ancak and içerek girebilir."
-
[isim]
İnsanlardaki hastalıkları teşhis ve onları ilaçlarla veya bazı araçlarla tedavi eden kimse; doktor, tabip
- NAKİT
-
Kelime Kökeni: Arapça naḳd
-
[isim, ekonomi]
Bakınız para
-
Kullanılması hemen mümkün olan para, peşin para; likit
-
[isim, ekonomi]
Bakınız para
- ÇEKİM
-
-
[isim]
Çekmek işi
-
[dil bilgisi]
Fiillerin zaman, kişi ve kiplere; adların ad durumlarına göre aldıkları biçim; tasrif
-
[fizik]
Herhangi bir cismin, başka bir cismi kendine doğru çekme gücü; cazibe, traksiyon
- "Yer çekimi. Mıknatıs çekimi."
-
[sinema, televizyon]
Alıcının sürekli olarak çalıştırılmasıyla elde edilen film parçası; plan
-
[mecaz]
Güçlü bağlılık ve sevgi oluşturan nedensiz duygu
- "Bu da o gizli çekimi arttıran tek unsur. Fark ettirmeden beni kendine daha çok bağladığın bu olay, olağandışı bile sayılabilir."
-
[isim]
Çekmek işi
- ZİKİR
-
Kelime Kökeni: Arapça ẕikr
-
[isim]
Anma, söyleme, sözünü etme
-
[din bilimi]
Allah’ın adını art arda söyleyerek yapılan ibadet ve tören
-
[isim]
Anma, söyleme, sözünü etme
- NAKİP
-
Kelime Kökeni: Arapça naḳīb
-
[isim, eskimiş]
Bir kavmin, kabilenin başkanı veya onun vekili
-
Bir tekkede en yaşlı derviş veya dede
- "Kerim Çelebi cönkü kuşağına sokunca toplantıyı yönetecek nakip kalktı, arkasını Ahi Baba’ya dönmeden avlu kapısına kadar geriledi."
-
[isim, eskimiş]
Bir kavmin, kabilenin başkanı veya onun vekili
- ÇEKİK
-
-
[sıfat]
Yanlara doğru çekilerek gerilmiş gibi olan
- "Çekik göz. Çekik kaş."
-
İçeriye doğru kaçmış
- "Zayıf, ince uzun bir vücudu, kuru, çekik esmer bir yüzü var."
-
[sıfat]
Yanlara doğru çekilerek gerilmiş gibi olan
- KİLER
-
Kelime Kökeni: Farsça kilār
-
[isim]
Evlerde yiyecek, içecek ve erzakın saklandığı oda, ambar veya dolap
- "Kileri kilitlemezdi, paraları meydanda dururdu."
-
[isim]
Evlerde yiyecek, içecek ve erzakın saklandığı oda, ambar veya dolap
- KİLİZ
-
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız hasır otu
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız hasır otu
- SİLKİ
-
-
[isim]
Uykuda sıçrama
-
[isim]
Uykuda sıçrama