İçinde ke olan 5 harfli 149 kelime var. İçerisinde KE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ke olan kelimeler listesine ya da sonu ke ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ke Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E K

2 Harfli Kelimeler

EK, KE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BLOKE

Kelime Kökeni: Fransızca bloqué

  1. [sıfat] Kullanılması önlenmiş, el konulmuş
PEYKE

Kelime Kökeni: Farsça pāygāh

  1. [isim] Genellikle eski iş yerlerinde bulunan, duvara bitişik, alçak, tahta sedir
    • "Tıpkı köyünde bir kahvenin peykesi üstüne oturur gibi oturuyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
KEVEN

  1. [isim, bitki bilimi] Bakınız geven
TEKKE

Kelime Kökeni: Arapça tekye

  1. [isim, tarih] Tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve tören yaptıkları yer; dergâh
    • "Hemen her ev yarı saray ve yarı tekke gibi bir şeydi." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. İşsiz güçsüz kimselerin buluşup sığındıkları yer
  3. [argo] Esrar içilen üstü kapalı yer
  4. [argo] Bakınız cezaevi
    • "Bakıyorum, tekke sana yaramış, dedi. Ne zaman çıktın?" (Tahsin Yücel)
KEVEL

Kelime Kökeni: Farsça kebl

  1. [isim] Kuzu veya koyun postundan yapılmış kürk
KEPEK

  1. [isim] Un elendikten sonra, elek üstünde kalan kabuk kırıntıları
  2. Başın derisinde oluşan küçük, beyaz pulcuklar
    • "Temizlenmeye hiç vakti olmayan kirli iş adamı gibi acı acı ter, kepek, yağ ve toprak kokuyor." (Ahmet Haşim)
  3. [tıp] Bazı deri hastalıklarında deriden dökülen parçacıklar
CEKET

Kelime Kökeni: Fransızca jaquette

  1. [isim] Erkeklerin ve kadınların giydiği, genellikle önden düğmeli, kalçayı örten, kollu üst giysisi
    • "Ceketinin arkasındaki potlar, bugün mutlaka her zamandan çok ensesine binmişti." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
ŞEKER

Kelime Kökeni: Farsça şeker

  1. [isim] Şeker kamışı, şeker pancarı, patates, havuç, mısır, buğday vb. bitkilerin sap ve köklerinin öz suyundan veya nişastasından çıkarılan, birleşiminde karbon, oksijen ve hidrojen bulunan, beyaz, suda eriyen, mayalanabilen ve çoğu tatlı olan maddelerin genel adı
  2. Bu madde katılarak yapılmış lokum, akide, çikolata vb. tatlı yiyeceklerin genel adı
    • "Kolonya dökmekten, şeker tutmaktan, iyi gözükeceğim diye ağız etmekten yoruldu." (Lâtife Tekin)
  3. [tıp] Bakınız şeker hastalığı
    • "Yirmi gün evvel ameliyat edildiği hâlde biraz şekeri görüldüğü için henüz taburcu edilememişti." (Haldun Taner)
  4. [sıfat, mecaz] Sevimli, cana yakın ve güzel
    • "Hele bak, ne şeker şey!"
YETKE

  1. [isim] Bakınız otorite
    • "Saçmalama özgürlüğüme hiç kimsenin, hiçbir yetkenin karışamayacağına sevindim." (Tomris Uyar)
  2. Yeterliğine herkesi inandırarak bir kimsenin kendisine sağladığı itaat ve güven; sulta, velayet
DİKEÇ

  1. [isim, ağızlardan] Bağ çubuğu dikmek için delik açmaya yarayan demir
  2. Kazık, sırık, ağaç çubuk
KEFNE

  1. [isim] Çuvaldız veya kalın iğne ile iş işleyen kimsenin eline geçirdiği demirli kayış
KEMHA

Kelime Kökeni: Farsça kemḫā

  1. [isim] Bir tür ipek kumaş
    • "Yazın yeşil kemha giymiş kışın beyaz giyen dağlar" (Halk türküsü)
MASKE

Kelime Kökeni: Fransızca masqué

  1. [isim] Boyalı karton, kumaş, plastik vb.nden yapılan ve başkalarınca tanınmamak için yüze geçirilerek kullanılan yapma yüz
  2. [tıp] Kumaş, tela vb.nden yapılan, ağız ve burunu kapatarak mikroorganizma, zehirli gaz vb.nin solunum yoluyla vücuda alınmasını engelleyen nesne
    • "Gaz maskesi."
  3. Sorunların giderilmesi veya güzel görünmesi için cilde sürülen krem, macun vb. kozmetik ürünler
  4. [mecaz] Gerçek duyguları veya bir şeyin gerçek görünüşünü gizleyen aldatıcı görünüş, davranış
    • "Hayırseverlik maskesiyle kendi çıkarını yürütüyor."
  5. [ruh bilimi] Kişinin oynadığı rol veya hem kendisine hem de çevresine karşı takındığı tutum
TRAKE

Kelime Kökeni: Fransızca trachée

  1. [isim, anatomi] Bakınız soluk borusu
  2. [hayvan bilimi] Eklem bacaklılarda bulunan özel solunum kanalları
KEMER

Kelime Kökeni: Farsça kemer

  1. [isim] Bele dolayarak toka ile tutturulan, kumaş, deri veya metalden yapılan bel bağı
    • "Nihat elinde tuttuğu kemeri denize fırlatıp attı." (Peyami Safa)
  2. Etek, pantolon vb. giysilerin bele gelen bölümü
  3. Emniyet kemeri
  4. [sıfat] Bakınız tümsekli
    • "Kemer burun."
  5. [anatomi] Kemiklerden oluşan yay biçimindeki yapı
    • "Kaş kemeri. Damak kemeri. Ayak kemeri."
  6. [jeoloji] Katmanlı kayaçlarda bir kıvrımın kabarık tepe yeri, tekne karşıtı
  7. [mimarlık] İki sütun veya ayağı birbirine üstten yarım çember, basık eğri, yonca yaprağı vb. biçimlerde bağlayan ve üzerine gelen duvar ağırlıklarını, iki yanındaki ayaklara bindiren tonoz bağlantı
    • "Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filan hepsi tamamdı." (Oğuz Atay)
  8. [eskimiş] Özellikle yolculukta kullanılan, üzerinde altın, para yerleştirmeye yarar gözleri olan meşin kuşak
KEFEN

Kelime Kökeni: Arapça kefen

  1. [isim] Ölünün gömülmeden önce sarıldığı beyaz bez; kefen bezi, yakasız gömlek, yakasız mintan
    • "Gül değil, arkasında kanlı kefen / Sen misin, sen misin garip vatan?" (Namık Kemal)
KEPEZ

  1. [isim, ağızlardan] Yüksek tepe, dağ
  2. Dağların oyuk, kuytu yerleri
  3. Gelin başlığı
  4. Tavuk ve kuşların ibiği veya başındaki uzun tüyler
ÜLKER

  1. [isim, gök bilimi] Boğa takımyıldızı sınırları içinde bulunan, yedi parlak yıldız ve etrafındaki gaz katmanı ile güzel görünüm veren yıldız kümesi; Yedikızkardeş, Süreyya, Peren, Pervin
KÖKEN

  1. [isim] Bir şeyin çıktığı, dayandığı temel, biçim, neden veya yer; menşe
    • "Yazının kökeni resimdir."
  2. Soy, asıl
  3. [ticaret] Bir malın üretildiği veya yapıldığı, alındığı, getirildiği yer; menşe, orijin
  4. [ağızlardan] Kavun, karpuz, kabak vb. bitkilerin toprak üstünde yayılan dalları
  5. [eskimiş] Tulumbacı hortumlarının uç kısmındaki sarı maden sap
KETUM

Kelime Kökeni: Arapça ketūm

  1. [sıfat] Bakınız ağzı sıkı
    • "Ne kadar da ketumdur, katlandığı acıları, atlattığı tehlikeleri sergilemeyi hiç sevmez." (Attilâ İlhan)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü