İçinde ke olan 5 harfli 149 kelime var. İçerisinde KE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ke olan kelimeler listesine ya da Sonu ke ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

E K Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler

2 Harfli Kelimeler

EK, KE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KESON
...
KEŞİF

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Ortaya çıkarma, meydana çıkarma, açma
    • "Meselenin künhü bir türlü keşif ve halledilemiyor." (Refik Halit Karay)
  2. Var olduğu bilinmeyen bir şeyin ortaya çıkarılması
    • "Amerika'nın keşfi."
  3. Gizli olan bir şey hakkında geniş bilgi edinme
  4. Bir şeyin olacağını önceden anlama, sezme, tahmin
  5. Bir olay veya durumun oluş nedenlerini anlayabilmek için yerinde inceleme yapma
    • "Bu davaların dağ tepe keşiflerine koşar, kararlarını kaleme alır." (Necati Cumalı)

BÜKEN

  1. [isim] Oynak kemikleri arasındaki açıları daraltan kasların genel adı, açan karşıtı

DİKEÇ

  1. [isim] Bağ çubuğu dikmek için delik açmaya yarayan demir
  2. Kazık, sırık, ağaç çubuk

KEBAN
...
ÜRKEK

  1. [sıfat] Çok ürken, korkuya çabuk kapılan
    • "Burasını yaramaz çocukların kapatıldığı ceza hücresi sandığım için ürkerek geri çekiliyorum." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. Çekingen
    • "Kız, benzi uçmuş, yarı ürkek, yarı yalvarışlı gülümsüyordu ona." (Tarık Buğra)

KELEŞ

  1. [sıfat] Yiğit, cesur, bahadır
  2. Çok yakışıklı, çok güzel
  3. Vücut yapısı gösterişsiz
  4. Çirkin, kötü
  5. Kel
    • "Kayseri çarşısının tavanını, kubbesini kökünden kazıtmış ... O canım mimariyi bir keleşe döndürmüş." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)

KEYİF

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Vücut esenliği, sağlık
    • "Keyfiniz nasıl?"
    • "Türkü söylüyorsun, keyif çatıyorsun." (Peyami Safa)
    • "Bize hakaret eden, bize utangaçlık yükleyen bu zincir şarkıları, düşmanın kulağına keyif verecektir." (Ruşen Eşref Ünaydın)
    • "Gelmeyecekmiş, keyfi bilir!"
  2. Canlılık, tasasızlık, iç rahatlığı
    • "Bu keyif ne kadar sürerdi? Tahminime göre beş on dakikadan fazla sürmezdi." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  3. Rahat, huzur, afiyet
  4. İstek, heves, zevk
    • "Ağır ağır keyifle başladım kahvemi çekmeğe." (Sait Faik Abasıyanık)
  5. Alkollü içki ve başka uyuşturucu maddeler kullanıldığında insanda görülen durum
  6. Yolsuz ve kural dışı istek
    • "Niye bir memurun keyfine boyun eğiyorsunuz?" (Necati Cumalı)
  7. Esrar

FİSKE

Kelime Kökeni : Rumca

  1. [isim] Parmak uçlarıyla yapılan hafif vuruş
    • "Başının altından yastığı çektim ve yüzüne fiskeler hâlinde su serptim." (Peyami Safa)
    • "Yumurta yiyince çocuğun derisi fiske fiske kabardı."
  2. [sıfat] İki parmak ucu ile tutulabilen miktarda olan
    • "Yeniden dolan bardağa, bizim dost bir fiske kül daha attı." (Çetin Altan)
  3. İnsan derisinde herhangi bir sebeple ortaya çıkan ufak ve içi su dolu kabartı

ÇÖKEL

  1. [isim] Taşan bir suyun çekildikten sonra bıraktığı tortu
  2. Çökelti

PARKE

Kelime Kökeni : Fransızca

  1. [isim] Konut, iş yeri vb. yerlerin tabanını döşemek için çeşitli boyutlarda, ince, uzunca tahta parçalarının veya yapay malzemenin belirli bir düzene göre yerleştirilmesiyle yapılan döşeme
  2. Bu döşemede kullanılan, aynı boydaki küçük tahta parçası
  3. Parke taşı

KEYFİ
...
KEKEÇ

  1. [sıfat] Kekeme

KEMİK

  1. [isim] İnsanın ve omurgalı hayvanların çatısını oluşturan türlü biçimdeki sert organların genel adı
    • "Kemikten bir tahta gibi gıcırdayarak Nihat yerinden kalktı." (Peyami Safa)
    • "Soğuk kemiklerimize kadar işlemişti."
  2. [sıfat] Bu sert organdan yapılmış
    • "Kemik tarak."

NEKES

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [sıfat] Cimri

KERES

  1. [isim] Büyük ve derin karavana

ERKEÇ

  1. [isim] İğdiş edilmiş, üç yaşından büyük erkek keçi

KENAR

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka
    • "O sırada karşı taraçadaki kadın elinde pirinç tası olduğu hâlde taraçanın kenarına kadar geldi." (Orhan Veli Kanık)
    • "Kenar gezme dolan yâr gel içeri / Bize mihman olan yâr gel içeri." (Halk türküsü)
    • "Hâlâ, elinde bir bohça yapmak istediği bez parçasının kenarını bastırıyordu."
  2. Bir şeyi çevreleyen çizgi
  3. Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri
    • "Bu mendilin kenarı ötekinden daha sade."
  4. Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer
    • "Ağır, ihtiyar misafirler kenarda bir odadan çıktılar." (Memduh Şevket Esendal)
  5. Yan
  6. Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri
    • "Bir üçgenin kenarları."

KERDE

  1. [isim] Sebze fideliği
    • "İlerdeki kerdelerin birinde, üzerine uçuk sarı bir ışık düşmüş bir domates..." (Tarık Buğra)

KERİZ

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Geriz, çirkef, pislik
  2. Kumar
  3. Kolayca kandırılabilen kimse, aptal
  4. Eğlenti

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü