İçinde kı olan 6 harfli 145 kelime var. İçerisinde KI bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında kı olan kelimeler listesine ya da sonu kı ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KIRMAK
-
-
[-i]
Sert şeyleri vurarak veya ezerek parçalamak
- "Taşları kırmak. Bardağı kırmak."
-
İri parçalara ayırmak
-
[nesnesiz]
Belirli bir biçimde katlamak
- "Forma kırmak."
-
Öldürmek, yok olmasına neden olmak
- "Bu yıl soğuk, hayvanları kırdı."
-
Tavlada karşı oyuncunun pulunu oyun dışında bırakmak
-
Vücut kemiklerinden birini parçalamak
- "Ayol, yapma, gel, düşüp bir yerini kıracaksın!"
-
Tahılı iri ve kaba öğütmek
-
[-e]
Hareket durumundaki canlının veya taşıtın yönünü değiştirmek, çevirmek, döndürmek
- "Ne tarafa doğru meyil varsa gidonu o tarafa doğru kıracaksınız ki bisiklet doğrulsun."
-
[mecaz]
Dileğini kabul etmeyerek veya beklenmeyen bir davranış karşısında bırakarak gücendirmek; yaralamak
- "Bazen bir kelimenin, bir ses tonunun sevdiğimiz bir insanı kırdığını görürüz."
-
[mecaz]
Yok etmek
- "Bir gündüz olsa belki bu derdi kıracağım / Yoksa bu sensizlikten artık çıldıracağım"
-
[mecaz]
Gücünü, etkisini azaltmak
- "Birkaç gün evvel yağan yağmur sıcağı kırmamış."
-
[argo]
Kaçmak, uzaklaşmak
-
[nesnesiz, ticaret]
Değerinden düşük fiyata almak
- "Bono kırmak. Çek kırmak."
-
[-i]
Sert şeyleri vurarak veya ezerek parçalamak
- AKITAÇ
-
-
[isim, tıp]
Bakınız dren
-
[isim, tıp]
Bakınız dren
- KIPMAK
-
-
[-i]
Göz kapaklarını çabucak açıp kapamak; kırpmak
-
[-i]
Göz kapaklarını çabucak açıp kapamak; kırpmak
- KIRNAK
-
-
[sıfat]
Çalımlı, süslü (kimse)
-
Güzel, titiz
-
Cilveli, oynak (kadın)
-
Boylu boslu
-
Çevik
-
[isim, ağızlardan]
Cariye
-
[sıfat]
Çalımlı, süslü (kimse)
- AKIMCI
-
-
[isim]
Belli bir akıma bağlı kişi
- "Akımcı ve kuramcılar."
-
[isim]
Belli bir akıma bağlı kişi
- KIYGIN
-
-
[sıfat]
Bakınız mağdur
-
[sıfat]
Bakınız mağdur
- KIVRIM
-
-
[isim]
Bükülmüş, kıvrılmış şeylerin oluşturduğu kat; büklüm, büküm, kıvrıntı
- "Elinde sımsıkı tutmakta olduğu perdenin kıvrımlarını bıraktı, köşeye çekildi."
-
Bir tatlı türü
- "Cevizli kıvrım."
-
Bakınız dönemeç
- "Yolun kıvrımında ayrılanlarla dönüp bakıştık."
-
[jeoloji]
Kıvrılma sonunda oluşan toprak dalgası
-
[isim]
Bükülmüş, kıvrılmış şeylerin oluşturduğu kat; büklüm, büküm, kıvrıntı
- BATKIN
-
-
[sıfat, hukuk, ekonomi]
Batmış, çökmüş olan
-
Bakınız müflis
-
[sıfat, hukuk, ekonomi]
Batmış, çökmüş olan
- AKIBET
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿāḳıbet
-
[isim]
Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam
- "Diğerlerinin akıbetlerini bilmiyorum."
-
[zarf]
Bakınız sonunda
- "Kurdun oğlu akıbet kurt olur, demiş ve bu söz beş muallimin meslek ve ilim haysiyetine dokunmuştur."
-
[isim]
Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam
- KIRPIŞ
-
-
[isim]
Kırpmak işi
-
[isim]
Kırpmak işi
- KINAMA
-
-
[isim]
Kınamak işi; melamet, muaheze, takbih, tayip
-
[isim]
Kınamak işi; melamet, muaheze, takbih, tayip
- KIVRIK
-
-
[sıfat]
Eğrilip bükülmüş, yuvarlak bir biçim verilmiş
- "Sarı, uçları az kıvrık bıyıkları vardı."
-
[sıfat]
Eğrilip bükülmüş, yuvarlak bir biçim verilmiş
- KISMAK
-
-
[-i]
Sesi azaltmak, alçaltmak
- "Radyoyu biraz kısar mısın?"
-
Gözü biraz kapamak; büzmek
- "Adam göz kapaklarını kısarak bir hesapladı."
-
Dar duruma getirmek
- "Sonra bir yeri acıyormuş gibi dudaklarını kıstı, ağır ağır cevap verdi: Seni seyrediyorum..."
-
Lamba ışığı, ocak alevi vb.ni azaltmak
-
Bakınız kıstırmak
- "Birden susan köpek kuyruğunu bacaklarının arasına kıstı."
-
[-den, mecaz]
Masraf, harcama vb.ni azaltmak
- "Kes üç kuruş ekmekten / Beş kuruş etten kıs"
-
[mecaz]
Verilen hak ve özgürlüklerin sınırını daraltmak
-
[ağızlardan]
Pintilik etmek
-
[-i]
Sesi azaltmak, alçaltmak
- YIKKIN
-
-
[sıfat]
Bakınız harap
- "Hepiniz en düşkün, en yıkkın zamanlarınızda beni düşünüp diriliyorsunuz."
-
[sıfat]
Bakınız harap
- ÇIKKIN
-
-
[sıfat]
Dışa doğru çıkmış olan
- "Şakakları sivri, çıkkın, yeşil gözlü, çizmeli, çilli yüzlü bir adamdı."
-
[sıfat]
Dışa doğru çıkmış olan
- SIKKIN
-
-
[sıfat]
Çok sıkılmış
-
Sıkıntılı, bungun
-
[sıfat]
Çok sıkılmış
- KISMET
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳismet
-
[isim]
Tanrı'nın her kişiye uygun gördüğü yaşama durumu; nasip, behre
-
Birine evlenmek için talip olan kimse
- "Kısmetim çıktı."
-
Evlenme talihi
- "Aslında kendi de şimdiye kadar bütün kısmetleri tepti."
-
Olayların kötü sonuçlarını tevekkülle karşılama durumu
-
[ünlem]
"Şimdiden belli değil, ya olur ya olmaz" anlamlarında bir seslenme sözü
- "Yarın gelecek misiniz? -Kısmet!"
-
[isim]
Tanrı'nın her kişiye uygun gördüğü yaşama durumu; nasip, behre
- AYKIRI
-
-
[sıfat]
Alışılmışa, doğru olarak kabul edilmişe uygun olmayan; hilaf, mugayir, muhalif
- "Gene de anlamın ne olduğunu çepeçevre bilmiyoruz dersem gerçeğe aykırı bir şey demiş olmam."
-
Çapraz, ters olan
-
Toplumda görüş ve yaşayış biçimiyle uçlarda bulunan (kimse); marjinal
-
[mecaz]
Gidilen yol üzerinde olmayıp gidiş yönüne ters düşen
- "Burası Ankara'ya iki günöte, ana yollardan aykırı küçük bir kasabaydı."
-
[matematik]
Bütün noktaları aynı düzlemde bulunmayan
-
[sıfat]
Alışılmışa, doğru olarak kabul edilmişe uygun olmayan; hilaf, mugayir, muhalif
- ÇATKIN
-
-
[sıfat]
Bakınız çatık
- "Müftü bunu işitince çatkın bir çehre ile geldi."
-
[sıfat]
Bakınız çatık
- ASKIDA
-
-
[sıfat]
İhtiyaç sahiplerinin alabilmeleri amacıyla fırın, kahvehane vb. yerlerde bırakılan ve ücreti başkaları tarafından önceden ödenen (ekmek, çay vb.)
- "Durumu iyi olan hemen hemen herkes ekmek almaya geldiğinde fazla para bırakıyor bana. Çaktırmadan, ‘İsmet Usta, bu da senin askıda ekmek için...’ diyorlar."
-
[sıfat]
İhtiyaç sahiplerinin alabilmeleri amacıyla fırın, kahvehane vb. yerlerde bırakılan ve ücreti başkaları tarafından önceden ödenen (ekmek, çay vb.)