İçinde ir olan 7 harfli 299 kelime var. İçerisinde İR bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ir olan kelimeler listesine ya da sonu ir ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BASİRET
-
Kelime Kökeni: Arapça baṣīret
-
[isim]
Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş; sağgörü, vizyon
- "Kanal'ı müdafaa edenler, yüz millik cephe üzerinde çok basiretle vazife görmeye mecbur idiler."
-
[isim]
Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş; sağgörü, vizyon
- İRKİLTİ
-
-
[isim]
Ürkerek geri çekilme; irkinti (II)
- "Radyoda ağdalı yorumuyla sunduğu, gençliğimin sevdiğim şarkılarını aynı irkiltiyle dinliyorum. Bu gidişle geçmişsiz mi kalacağım?"
-
Şaşırıp duraklama; irkinti (II)
-
Korku, çekinme; irkinti (II)
-
[isim]
Ürkerek geri çekilme; irkinti (II)
- GEĞİRİŞ
-
-
[isim]
Geğirmek işi
-
[isim]
Geğirmek işi
- MÜCAVİR
-
Kelime Kökeni: Arapça mucāvir
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız komşu
- "Mücavir alan."
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız komşu
- ASPİRİN
-
Kelime Kökeni: Fransızca aspirine
-
[isim, tıp]
Ağrı kesici, ateş düşürücü, kan sulandırıcı ve yangı giderici olarak kullanılan hap
- "Başım kazan gibiydi, bir kavanoz aspirin içsem ağrımın geçeceğine ihtimal vermiyordum."
-
[isim, tıp]
Ağrı kesici, ateş düşürücü, kan sulandırıcı ve yangı giderici olarak kullanılan hap
- FİRFİRİ
-
Kelime Kökeni: Arapça firfīrī
-
[isim]
Parlak kızıl renk
-
[sıfat]
Bu renkte olan
-
[isim]
Parlak kızıl renk
- EMİRBER
-
Kelime Kökeni: Arapça emr + Farsça -ber
-
[isim, eskimiş, askerlik]
Bakınız emir eri
- "Paşa o gün konuşmasına başlamazdan önce emirberlerine gene iki kahve emretti."
-
[isim, eskimiş, askerlik]
Bakınız emir eri
- BİRBİRİ
-
-
[zamir]
Karşılıklı olarak bir diğeri
- "O zaman on dört paşa büyük, hudutsuz bir hayret içinde İzzet Paşa'nın sonra da birbirlerinin yüzüne baktılar."
-
[zamir]
Karşılıklı olarak bir diğeri
- LİRALIK
-
-
[sıfat]
Herhangi bir lira değerinde olan
- "Kadın, dört köşe ellerine azami bir zarafet edası vermeye çalışarak çantasından sekize katlanmış bir beş liralık çıkardı."
-
[isim]
Bakınız sarı lira
-
[sıfat]
Herhangi bir lira değerinde olan
- İNFİRAT
-
Kelime Kökeni: Arapça infirād
-
[isim, eskimiş]
Topluluktan ayrı durma
-
[isim, eskimiş]
Topluluktan ayrı durma
- ŞİŞİRİŞ
-
-
[isim]
Şişirmek işi
-
[isim]
Şişirmek işi
- İŞTİRAK
-
Kelime Kökeni: Arapça iştirāk
- BİTİRİŞ
-
-
[isim]
Bitirmek işi
- "Haldun’un liseyi parlak şekilde bitirişi şerefine cici teyzenin hazırladığı nefis masa Avukat Nihat’ı bile iştahlandırdı."
-
[isim]
Bitirmek işi
- DEMİRLİ
-
-
[sıfat]
İçinde metal veya karışım durumunda demir bulunan
- "Demirli sular. Demirli ilaçlar."
-
Demir parmaklık veya demir bir parça takılmış olan
- "Önüne bakmadığı için ucu demirli kunduraları köprü dubalarının çivilerine takılıp tökezliyor."
-
[mecaz]
Bağlanıp kalmış
- "Ali Bey İstanbul'da demirli bir hayat temposuna bağlı kalan tek insan gibi görünüyordu."
-
[denizcilik]
Demir atmış (gemi)
-
[zarf]
Demir atmış bir biçimde
- "Her sabah, şimdi limanda demirli duran bu gemide uyanacaklardı."
-
[sıfat]
İçinde metal veya karışım durumunda demir bulunan
- ALENGİR
-
-
[isim, argo]
Bakınız gösteriş
-
İleride sakıncalı tarafları çıkabilecek olan şey
-
[isim, argo]
Bakınız gösteriş
- DİRAYET
-
Kelime Kökeni: Arapça dirāyet
-
[isim, ruh bilimi]
İnce şeyleri kavrayış
- "Dikkat ve dirayetiyle her işin yolunda yürümesini temin etmişti."
-
Bakınız zekâ
-
Bakınız beceriklilik
-
[isim, ruh bilimi]
İnce şeyleri kavrayış
- DEMİRCİ
-
-
[isim]
Demir satan, demir eşya yapan veya onaran kimse
- "Sonraki gün harçlıklarını birleştirip demirciden büyük boy kırk beş ve küçük boy iki yüz çivi aldılar."
-
[isim]
Demir satan, demir eşya yapan veya onaran kimse
- ÇİRİŞLİ
-
-
[sıfat]
Çiriş sürülmüş
- "Tosya’nın yine ünlü hamam keseleri, çirişli tiftik ipliğinden dokunuyor."
-
İnceliği kola ile örtülmüş (bez, kumaş)
-
[sıfat]
Çiriş sürülmüş
- ŞEHİRLİ
-
-
[sıfat]
Şehir halkından olan; kentli
- "Şuraya buraya konmuş sıralara bilhassa yaşlı şehirliler oturur."
-
[sıfat]
Şehir halkından olan; kentli
- MEZAMİR
-
Kelime Kökeni: Arapça mezāmīr
-
[isim, eskimiş]
Düdükler
-
Makamla okunan Zebur sureleri
-
[isim, eskimiş]
Düdükler