İçinde hav olan 5 harfli 14 kelime var. İçerisinde HAV bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında hav olan kelimeler listesine ya da sonu hav ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Hav Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
HAV, VAH
2 Harfli Kelimeler
AH, AV, HA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- HAVUÇ
-
Kelime Kökeni: Farsça hevīc
-
[isim, bitki bilimi]
Maydanozgillerden, koni biçimindeki etli kökü için sebze olarak yetiştirilen, iki yıllık otsu bir kültür bitkisi; pürçekli, yeregeçen (Daucus carota)
-
[isim, bitki bilimi]
Maydanozgillerden, koni biçimindeki etli kökü için sebze olarak yetiştirilen, iki yıllık otsu bir kültür bitkisi; pürçekli, yeregeçen (Daucus carota)
- HAVVA
-
-
[isim]
Dinî inanışlara göre dünya üzerindeki ilk kadın; Havva Ana
-
[isim]
Dinî inanışlara göre dünya üzerindeki ilk kadın; Havva Ana
- HAVLI
-
-
[sıfat]
Havı olan
- "Havlı kumaş."
-
[sıfat]
Havı olan
- HAVSA
-
-
[isim]
Edirne iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Edirne iline bağlı ilçelerden biri
- HAVLU
-
-
[isim]
Vücudun çeşitli yerlerinin kurulanmasına yarayan dokuma bez; silgi
- "Ayaklarını yıkadı, otelin havlusuyla kuruladı."
-
[isim]
Vücudun çeşitli yerlerinin kurulanmasına yarayan dokuma bez; silgi
- HAVZA
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥavża
-
[isim]
Bakınız bölge
- "Zonguldak kömür havzası."
-
[coğrafya]
Suları aynı deniz, göl veya nehre akan, dağ veya tepelerle sınırlanmış kara parçası
- "Kızılırmak havzası."
-
[coğrafya]
Yer kabuğundaki kıvrımların çukur, alçak yeri; tekne
- "Amma da kademsizmişsiniz, ayağınızı havzaya atar atmaz göçük oldu."
-
[jeoloji]
Bakınız tekne
-
[isim]
Bakınız bölge
- HAVAS
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫavāṣṣ
-
[isim, eskimiş]
Nitelikler, özellikler
-
Kendilerini halktan ayrı ve üstün sayan, kendilerinde bir tür ayrıcalık gören kimseler, avam karşıtı
- "Bu zihniyette olan avam değildi, bilhassa havas denilen insanlar böyle düşünüyordu."
-
İleri gelenler, seçkinler
- "Padişah, vükela ve havassını toplayarak bu kanun hükümlerine riayet edeceğini ve ettireceğini bildirmiştir."
-
[isim, eskimiş]
Nitelikler, özellikler
- HAVİT
-
Kelime Kökeni: İngilizce havid
-
[isim]
İçine pul konulması için hazırlanmış, pulu kaplayarak rutubet, nem vb. dış etkilerden koruyan, ön yüzü saydam, arka yüzü zamklı kılıf
-
[isim]
İçine pul konulması için hazırlanmış, pulu kaplayarak rutubet, nem vb. dış etkilerden koruyan, ön yüzü saydam, arka yüzü zamklı kılıf
- HAVUZ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥavż
-
[isim]
Su biriktirme, yüzme, çevreyi güzelleştirme vb. amaçlarla altı ve yanları mermer, beton benzeri şeylerden yapılarak içine su doldurulan, genellikle üstü açık yer
- "Ben havuzu seyrederken o giysileriyle içine dalardı."
-
Kum, asit vb. konulan çukur yer
-
[denizcilik]
Büyük gemilerin onarılmak için çekildikleri yer
-
Bir amaç güdülerek farklı kaynaklardan gelen paranın ilgililere daha sonra paylaştırılmak üzere toplandığı belirli bir yer
-
[isim]
Su biriktirme, yüzme, çevreyi güzelleştirme vb. amaçlarla altı ve yanları mermer, beton benzeri şeylerden yapılarak içine su doldurulan, genellikle üstü açık yer
- HAVUT
-
Kelime Kökeni: Farsça hāvut
-
[isim, eskimiş]
Deve semeri
-
[isim, eskimiş]
Deve semeri
- HAVRA
-
Kelime Kökeni: İbranice
-
[isim, din bilimi]
Bakınız sinagog
-
[mecaz]
Çok gürültülü yer
- "Madrid'de kahvehaneyi gördüm ki havradır / Bir yerdeyiz ki söz denilen şey palavradır"
-
[isim, din bilimi]
Bakınız sinagog
- HAVAN
-
Kelime Kökeni: Farsça hāven
-
[isim]
İçinde bir şey dövüp ufalamaya yarayan, tahta, taş, maden veya plastikten yapılan kap
-
[askerlik]
Bakınız havan topu
-
[eskimiş]
Tütün kıyma makinesi
-
[isim]
İçinde bir şey dövüp ufalamaya yarayan, tahta, taş, maden veya plastikten yapılan kap
- HAVYA
-
-
[isim, teknik]
Madenlerle yapılan kaynak işlerinde lehimi eritmek için ateşle veya elektrikle kızdırılarak kullanılan, çoğunlukla çekiç biçiminde ucu bakır alet
-
[isim, teknik]
Madenlerle yapılan kaynak işlerinde lehimi eritmek için ateşle veya elektrikle kızdırılarak kullanılan, çoğunlukla çekiç biçiminde ucu bakır alet
- HAVAİ
-
Kelime Kökeni: Arapça hevāʾī
-
[sıfat]
Hava ile ilgili, havada bulunan
-
[isim]
Açık mavi renk
-
Bu renkte olan
- "Havai gözlük camlarının arkasından insana tatlı tatlı bakan iri kara gözleri vardı."
-
[mecaz]
Ciddi olmayan, ciddi işlerle uğraşmayan, ciddi işler yapmayan, dilediği gibi davranan; uçarı, yeleme
-
[mecaz]
Değersiz, boş olan
- "Ne yapıp yapmış bu havai konuşmayı bir röportaj şekline sokmak yolunu bulmuştu."
-
[sıfat]
Hava ile ilgili, havada bulunan