İçinde h olan 5 harfli 567 kelime var. İçerisinde H harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında h harfi olan kelimeler listesine ya da Sonu h harfi ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler


Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.



Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

HURMA

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Hurma ağacı
  2. Bu ağacın tatlı meyvesi

HASEP

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Kişisel özellik, nitelik

HURUÇ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Çıkma, çıkış
  2. Göç

HIŞIM

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Öfke, kızgınlık
    • "Hareketlerinde o eski hışım kaybolmuştu." (Necati Cumalı)

AHCAR

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Taşlar

AHENK

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Uyum
    • "Sesi alaylı bir ahenkle kadının kulaklarına çarptı." (Mithat Cemal Kuntay)
    • "Türk diline en asil ahengini veren sanatkârı düşüneceğiz." (Orhan Seyfi Orhon)
  2. Anlaşma, uyuşma (II)
    • "Biz bu işin içine girmeyelim. Ahengi bozarız." (Haldun Taner)
  3. Çalgılı eğlence
    • "Bütün komşular o gece gürültüden, ahenkten uyuyamamışlar." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

HÜKMİ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Tüzel

HULUS

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Gönül temizliği
    • "Yağlı ballı huluslar çakıp gidiyorlardı." (Ömer Seyfettin)

HUMMA

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Ateşli hastalık
  2. Sıtma nöbeti
    • "Ateşsiz bir humma her tarafımı yakıyor, soğuk soğuk terliyordum." (Ömer Seyfettin)

BAHRİ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [sıfat] Denizle ilgili

BEHRE

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Pay, nasip, hisse

HATIR

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Düşünme, akılda tutma, hafıza, zihin, akıl, yâd
    • "Benim Orhan isminde bir tanıdığım olmadığından, başka bir nam altında bir nankörü hatır eylemiş olsan bile..." (Peyami Safa)
    • "Önce karşılıklı hatır sormakla başlayan konuşmaların ardından, tarlaların durumuna geçti." (Necati Cumalı)
    • "Yemin, her hatır ve hayale gelmez cümlelerin ucunda bir kurdele, bir fiyonk gibi açılıveriyordu." (Abdülhak Şinasi Hisar)
    • "Ben nergisi sevmiyorum. Sırf Bahar'ın hatırı için bir kerelik aldım." (Haldun Taner)
  2. Gönül, kalp
    • "Sakın hatırını kıracak bir şey söyleme."
    • "İnanınız ki müdürün güzel hatırı için işime başladım." (Memduh Şevket Esendal)
    • "Sabit Bey Ağabey mahalle tulumbacıları arasında en hatırı sayılır adamlardandır." (Haldun Taner)
  3. Birine karşı duyulan saygı, sevgi
    • "Hatırınız için bu işi yaptım."
  4. Durum, keyif, hâl
    • "Hatırını sormak."

HÜSÜN

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Güzellik

İHMAL

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme
    • "Ama ben yaşımın toyluğuna kapılmış, ufak tefek ihmaller bulmuştum bu tercümede." (Yusuf Ziya Ortaç)
    • "İstanbul'a inerken eldiven ve baston kullanmayı da ihmal etmez." (Haldun Taner)

SABUH

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Sabah vakti içilen içki

HACİZ

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Bir alacağın ödenmesi için borçlunun parasına, aylığına veya malına icra dairesi tarafından el konulması
    • "Türkân'ın kocası oturdukları evin eşyalarını hacizden zor kurtarmıştı." (Atilla İlhan)
    • "Ya parayı verirsiniz ya da haciz korum." (Burhan Felek)

HAMUR

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Unun su veya başka sıvılarla yoğrulmuş durumu
  2. Kâğıtta tür, nitelik
  3. [sıfat] İyi pişmemiş (ekmek ve hamur işleri)
  4. Öz, asıl, maya

LEVHA

Kelime Kökeni : Arapça

  1. [isim] Bir yere asılmak için yazılmış yazı, safiha
    • "İçeri girince göze ilk çarpan şey duvardaki yazı levhaları oluyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
  2. Tablo, resim
    • "Resimci dükkânlarında Türkler aleyhinde birçok levhalar asılmıştı." (Ömer Seyfettin)
  3. Tabela

ZEHİR

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Organizmaya girdiğinde kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarına göre canlıyı öldürebilen madde, ağı, sem
    • "Evvela bir yumruk vurdu sersemledim, sonra ağzıma bilmediğim bir zehir tıktı, işte bu zehirle bayıldım." (Falih Rıfkı Atay)
    • "Bunlar, etraflarına mütemadiyen zehir saçmakta ve kendi kuruntularını ancak birtakım garip snopluklarla avutmaya çalışmaktadırlar." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. Büyük üzüntü, acı, keder, sıkıntı
    • "Dünya ile küsmüş, içi zehir dolu olarak yaşamıştı bütün gençliğini." (Necati Cumalı)
    • "İçimde elim bir boşluk, aşk ve hayat ortasında derin bir yalnızlık hissiyle bütün uykum acı ve zehir kesildi." (Hüseyin Cahit Yalçın)

HAVUÇ

Kelime Kökeni : Farsça

  1. [isim] Maydanozgillerden, koni biçimindeki etli kökü için sebze olarak yetiştirilen iki yıllık otsu bir kültür bitkisi, yeregeçen (Daucus carota)

Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü