İçinde g olan 5 harfli 438 kelime var. İçerisinde G harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında g harfi olan kelimeler listesine ya da sonu g harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- GAZAP
-
Kelime Kökeni: Arapça ġażab
-
[isim]
Bakınız öfke
- "En önde Tevfik, en arkada cüce, birbirinin ayaklarına basarak Emine'nin gazabından sokağa fırladılar, karanlıkta birdenbire kayboldular."
-
[isim]
Bakınız öfke
- GEDME
-
-
[isim]
Gedmek işi
-
[isim]
Gedmek işi
- GÖĞÜS
-
-
[isim]
Vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölümü; bağır, sine
-
Bu vücut bölümünün ön tarafı; döş, sırt karşıtı
- "Genç ve meçhul kadın çocuğunu göğsüne basarak girdi."
-
Bu bölümün içindeki organlar
-
[mecaz]
Bakınız meme
- "Vücudumun etliliğinden, göğsümün dolgunluğundan, elbiselerim dar gelirdi."
-
[isim]
Vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölümü; bağır, sine
- GIRLA
-
-
[zarf, teklifsiz konuşmada]
Bakınız alabildiğine
- "Elbette ya... O köşkte uşaklar, bahçıvanlar gırla."
-
[zarf, teklifsiz konuşmada]
Bakınız alabildiğine
- GAZAL
-
Kelime Kökeni: Arapça ġazāl
-
[isim, eskimiş, hayvan bilimi]
Bakınız ceylan
-
[isim, eskimiş, hayvan bilimi]
Bakınız ceylan
- DERGİ
-
-
[isim]
Siyaset, edebiyat, teknik, ekonomi vb. konuları inceleyen ve belirli aralıklarla çıkan süreli yayın; bülten, mecmua
-
[isim]
Siyaset, edebiyat, teknik, ekonomi vb. konuları inceleyen ve belirli aralıklarla çıkan süreli yayın; bülten, mecmua
- GUDDE
-
Kelime Kökeni: Arapça ġudde
-
[isim, eskimiş, anatomi]
Bakınız beze (I)
-
[isim, eskimiş, anatomi]
Bakınız beze (I)
- ANGIN
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız ünlü
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız ünlü
- GAMZE
-
Kelime Kökeni: Arapça ġamze
-
[isim]
Bazı insanların çenelerinde, yanaklarında doğal olarak bulunan özellikle güldüklerinde daha iyi görülen küçük çukur
- "Böyle gülümsediği zaman ağzının iki yanında iki şirin gamze belirirdi."
-
[eskimiş]
Yan bakış, göz süzme, sitemli bakma
- "Elif kaşlarını çatar / Gamzesi sineme batar"
-
[isim]
Bazı insanların çenelerinde, yanaklarında doğal olarak bulunan özellikle güldüklerinde daha iyi görülen küçük çukur
- GÖBEL
-
-
[isim, ağızlardan]
Kimsesiz, başıboş çocuk
-
Yaramaz çocuk
-
Sınırları ayırmak için tarla kenarlarında yapılan toprak tepecikler
-
[isim, ağızlardan]
Kimsesiz, başıboş çocuk
- GÖBEK
-
-
[isim]
İnsan ve memeli hayvanlarda göbek bağının düşmesinden sonra karnın ortasında bulunan çukurluk
- "Düğmeleri birer birer açtı göbeğine dek."
-
Yağ bağlamış şişman karın
-
Şehir, ülke vb.nin orta kısmı
- "İsviçre'nin göbeğinde, nerede ise bilmem kaçıncı Türk Moskof muharebesi patlamak üzere idi."
-
Bazı sebze ve meyvelerin orta kısmı
-
Bahçe, halı, tavan, tepsi vb. süslü şeylerin ortalarındaki biçim
- "Bu halının göbeği pek zarif."
-
Hızı azaltarak trafiği yönetmek amacıyla bir kavşağın girişine yerleştirilen çember veya üçgen biçimindeki ada
-
Bakınız poyra
-
Değirmen taşının ortası
-
Kilitleme sistemlerinde, anahtar dişlerinin tam olarak birbirine oturduğu pirinç yuva
-
[anatomi]
Dölütte, yumurtanın dölüt dışında kalan bölümlerle ilişkisini sağlayan organların çıktığı yer
-
[toplum bilimi]
Bakınız kuşak
- "Temiz bir isim, züğürt evlatlarda ancak bir, nihayet iki göbek dayanabilir."
-
[teknik]
Ön ve arka tekerlerin ortasına oturtulmuş mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça
-
[isim]
İnsan ve memeli hayvanlarda göbek bağının düşmesinden sonra karnın ortasında bulunan çukurluk
- GEDİK
-
-
[isim]
Bir düzey üstündeki yıkık, çatlak veya aralık; rahne
- "Kalenin gedikleri / Şekerdir yedikleri"
-
Dağ geçidi
-
[mecaz]
Boşluk, eksiklik
- "Kanunların gediğinden alabildiğine yararlanıp küpünü doldurmuş bir açıkgözdü."
-
[mecaz]
Güçlük, güç durum
- "Gedikten kurtulmak."
-
[askerlik]
Yarma saldırısında düşman mevzilerinde açılan yer
-
[tarih]
Bir işi yapmak, bir şeyden yararlanmak yolunda verilen hak; imtiyaz
-
[eskimiş]
Eksik dişli
-
[isim]
Bir düzey üstündeki yıkık, çatlak veya aralık; rahne
- IRGAT
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
Tarım işçisi; rençper
- "Ayakaltında bir ırgat veya başüstünde bir ana işlerinizi görür."
-
Yapı işçisi
-
[denizcilik]
Gemilerde ve yapılarda yatay kollarla ve birkaç kişi tarafından çevrilen bocurgat
- "İçlerinden bir gönüllü istedim, başüstüne gidip ırgatı çalıştıracak güçte bir adam."
-
[isim]
Tarım işçisi; rençper
- ÜÇGÜL
-
-
[isim, bitki bilimi]
Bir tür yonca
-
[isim, bitki bilimi]
Bir tür yonca
- ANGUT
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Ördekgillerden, tüyleri kiremit renginde, evcilleştirilebilen bir yaban kuşu (Casarca ferruginea)
-
[argo]
Hareketlerinde, durumunda bir incelik olmayan, görgüsüz (kimse)
- "Bu saldırgan angutlar, kuru gürültüden başka bir şey değildir."
-
[isim, hayvan bilimi]
Ördekgillerden, tüyleri kiremit renginde, evcilleştirilebilen bir yaban kuşu (Casarca ferruginea)
- YAYGI
-
-
[isim]
Yere veya döşeme üzerine serilen örtü; savan
- "En iyi yer orasıdır, yaygınızı oraya yayın!"
-
[isim]
Yere veya döşeme üzerine serilen örtü; savan
- DOGMA
-
Kelime Kökeni: Yunanca
-
[isim]
Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi
-
[felsefe]
Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav; nas, inak
- "Dogmaların en geçerli olduğu alan din alanıdır, burada yalnızca inanılır."
-
[isim]
Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi
- GÜMÜŞ
-
-
[isim, kimya]
Atom numarası 47, atom ağırlığı 107,88, yoğunluğu 10,5 olan, 960 °C'ye doğru sıvı durumuna geçen, parlak beyaz renkte, kolay işlenir ve tel durumuna gelebilen element; sim (I), arjante (simgesi Ag)
-
[sıfat]
Bu elementten yapılmış; arjante
- "Boynundan asılmış gümüş bir köstek taşırdı."
-
[isim, kimya]
Atom numarası 47, atom ağırlığı 107,88, yoğunluğu 10,5 olan, 960 °C'ye doğru sıvı durumuna geçen, parlak beyaz renkte, kolay işlenir ve tel durumuna gelebilen element; sim (I), arjante (simgesi Ag)
- DOLGU
-
-
[isim]
Bir oyuğun, bir kovuğun içine doldurulan madde
- "Diş dolgusu."
-
Toprak doldurma işlemi
-
Bu işlemin sonucu
-
[madencilik]
Cevher alınmasından sonra oluşan boşlukların doldurulma işleminde kullanılan taş, toprak vb. malzeme
-
[isim]
Bir oyuğun, bir kovuğun içine doldurulan madde
- ÖRGÜN
-
-
[sıfat]
Bir işi gerçekleştirmek amacıyla türlü ve düzenli görevler yapan organlardan oluşan
-
[sıfat]
Bir işi gerçekleştirmek amacıyla türlü ve düzenli görevler yapan organlardan oluşan