İçinde gö olan 6 harfli 59 kelime var. İçerisinde GÖ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında gö olan kelimeler listesine ya da sonu gö ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

GÖKSEL

  1. [sıfat] Gökle ilgili; semavi
ÖNGÖRÜ

  1. [isim] Bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme ve ona göre davranma
GÖÇÜCÜ

  1. [sıfat] Göçme işini yapan
  2. Mevsimine göre yer değiştiren (hayvan)
  3. Genellikle şiddetli deprem sonrasında ağır hasara uğramış ve yıkılmak üzere olan (bina)
  4. [mecaz] Ölümü yakın olan
GÖKMEN

  1. [sıfat, ağızlardan] Mavi gözlü (kimse)
GÖZELİ

  1. [sıfat] Gözesi olan
GÖVERİ

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız sebze
GÖRKEM

  1. [isim] Göz alıcı ve gösterişli olma durumu; alayiş, azamet, debdebe, ihtişam, tantana, haşmet, şatafat, şaşaa
GÖYMEK

  1. [-i, ağızlardan] Bir şeyi yakmak
GÖRMEK

  1. [-i] Gözle algılamak, seçmek
  2. Anlamak, kavramak, sezmek
    • "Türk iradesinin ne demek olduğunu da sen göreceksin." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  3. Yanına gidip konuşmak
    • "Bugün müdürü göreceğim."
  4. Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek
  5. Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak
    • "Hangi memlekete gitsek resmî makamlar kadar halkın da rağbetini görürdük." (Falih Rıfkı Atay)
  6. Yapmak, etmek
    • "İş görmek. Masraf görmek."
  7. [-i, -den] Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak
  8. [nesnesiz] Bir şeye erişmek
    • "Cebi para görmek."
  9. Çok değer vermek
    • "Gözü yalnız parayı görüyor."
  10. [nesnesiz] Bir işleme uğramak
    • "Teftiş görmek."
  11. [nesnesiz] Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak
    • "Ev güneş görüyor."
  12. Ziyaret etmek
  13. Karşılaşmak, rastlaşmak
  14. [-le] Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak
    • "Körler parmaklarıyla görürler."
  15. [nesnesiz] Sahne olmak, geçirmek
    • "Bu ova çok savaş gördü."
  16. Saymak, herhangi bir şey gibi görmek
  17. Gezmek
    • "Ankara'yı gördün mü?"
  18. [teklifsiz konuşmada] Para vermek
    • "Baba hiç param yok, biraz görsen beni, dediği sabahı minnetle anımsar Ali Bey."
  19. [spor] Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak
İÇGÖRÜ

  1. [isim] Kendi duygularını, kendi kendini anlayabilme yeteneği
GÖMMEK

  1. [-e, -i] Yerin altına koyarak üstünü toprakla örtmek
  2. Bir ölüyü toprağın içine yerleştirmek; defnetmek
    • "Onu kalenin yanındaki küçük mezarlığa, bir zeytin ağacının yanına gömdüler." (Halikarnas Balıkçısı)
  3. [-i] Bir cenazeyi kaldırmak
    • "Gözlerini sıktı ve dört gün evvel refikasını gömdüğünü ağlayarak söyledi." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
  4. [-i] Birinin cenaze törenine katılmak
  5. Bir nesnenin içine yerleştirmek, batırmak
    • "Ben annemin çarşafına kafamı gömdüm." (Sait Faik Abasıyanık)
  6. [-i, mecaz] Birinden daha çok yaşamak
    • "Sen bu sağlam bünye ile daha pek çok kimseyi gömersin."
GÖZLEM

  1. [isim] Bir nesnenin, olayın veya bir gerçeğin, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alınıp incelenmesi; müşahede
    • "Onun romanları düş gücüne değil, gözlem gücüne dayanır." (Salâh Birsel)
  2. İnceleme sonucu elde edilen değer; müşahede
  3. [gök bilimi] Bir gök cismini, bir gök olayını çıplak gözle veya bir araç yardımıyla izleyerek görülen değerleri tespit etme işlemi; rasat
    • "Gök bilimci gözlemle, kimya bilgini ise deneyle gerçeğe varmaya çalışır."
  4. [edebiyat] Bir yazı veya eseri yazmaya başlamadan önce konusuyla ilgili gerekli bilgi, deney, inceleme ve araştırma yapma işi
  5. [felsefe] Çeşitli araç ve gereçlerin yardımıyla olayların sebeplerini bilmek için uygulanan bilimsel yöntem
GÖRMEZ

  1. [sıfat] Bakınız görme engelli
  2. Göremediği (yer)
    • "Çatalı usullacık aldı, babasının görmez yanından tencereye daldırıp alıcı kuş çevikliğiyle çatalını yeni bir ete batırıverdi." (Orhan Kemal)
GÖZSÜZ

  1. [sıfat] Gözü olmayan
    • "Gözsüz masa."
  2. Gözü görmeyen
CAMGÖZ

  1. [isim, hayvan bilimi] Deniz kıyısına yakın yaşayan, yanlarında veya sırtında beyaz lekeleri bulunan, gözü parlak olan, eti yenebilen bir tür köpek balığı (Galeius canis)
    • "Sardalyalar, camgözün üzerlerine geldiğini, artık kokusundan mı, denizi dalgalandırmasından mı, yoksa başka bir şeyden mi, her nedense hemen anlarlar." (Aziz Nesin)
GÖRELİ

  1. [sıfat, felsefe] Bakınız bağıntılı
GÖYNÜK

  1. [sıfat] Yanık, yanmış olan
  2. Güneşte yanmış
  3. İyice olmuş (yemiş)
  4. [mecaz] Acısı olan, elemli
  5. [isim, ağızlardan] Orman yakılarak açılan tarla
ACIGÖL

  1. [isim] Nevşehir iline bağlı ilçelerden biri
GÖKŞİN

  1. [isim] Maviye yakın renk
  2. [sıfat] Bu renkte olan
GÖRELE

  1. [isim] Giresun iline bağlı ilçelerden biri
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü