İçinde fa olan 4 harfli 34 kelime var. İçerisinde FA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında fa olan kelimeler listesine ya da sonu fa ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Fa Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AF, FA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- DEFA
-
Kelime Kökeni: Arapça defʿa
-
[isim]
Bakınız kez
- "İlk defa bu fikir, bir fikir olmaktan çıktı."
-
[isim]
Bakınız kez
- CEFA
-
Kelime Kökeni: Arapça cefā
-
[isim]
Bir başkasına verilen aşırı eziyet veya sıkıntı
- "Esirlikte ve cefada, millet ruhunu tavlandıran bir sır olduğuna o akşam inandım."
-
[isim]
Bir başkasına verilen aşırı eziyet veya sıkıntı
- SEFA
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣafā
-
[isim]
Rahat, kaygısız ve sakin olma
-
Eğlence, zevk, neşe
- "Beni tam manasıyla mesut eden de asıl bu çeşit tatil sefalarıydı."
-
[isim]
Rahat, kaygısız ve sakin olma
- ALFA
-
Kelime Kökeni: Fransızca alpha
-
[isim]
Yunan alfabesinin birinci harfi
-
[isim]
Yunan alfabesinin birinci harfi
- AFAL
-
-
[sıfat]
Şaşkın, dağınık, ne yapacağını bilmez
- "Bir top ağzından henüz fırlamış gibi afal ve dağınıktı."
-
[sıfat]
Şaşkın, dağınık, ne yapacağını bilmez
- AFAK
-
Kelime Kökeni: Arapça āfāḳ
-
[isim, eskimiş]
Ufuklar
- "Garp'ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var"
-
[isim, eskimiş]
Ufuklar
- AFAT
-
Kelime Kökeni: Arapça āfāt
-
[isim, eskimiş]
Afetler
- "Allah afattan esirgerse bu harman köylünün yüzü güler."
-
[isim, eskimiş]
Afetler
- FAVA
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim]
İçine limon, şeker ve zeytinyağında pembeleştirilmiş soğan koyularak suda haşlanan bakla tanelerinin püre kıvamına getirilmesiyle yapılan ezme
-
[isim]
İçine limon, şeker ve zeytinyağında pembeleştirilmiş soğan koyularak suda haşlanan bakla tanelerinin püre kıvamına getirilmesiyle yapılan ezme
- FANİ
-
Kelime Kökeni: Arapça fānī
- İTFA
-
Kelime Kökeni: Arapça iṭfāʾ
- KOFA
-
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız hasır otu
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız hasır otu
- FAUL
-
Kelime Kökeni: İngilizce faul
-
[isim, spor]
Karşılaşmalarda rakip oyuncuya yapılan kural dışı hareket
-
[mecaz]
Genel kurallara uygun olmayan, hoşa gitmeyen hareket, duruş vb
-
[isim, spor]
Karşılaşmalarda rakip oyuncuya yapılan kural dışı hareket
- FAİL
-
Kelime Kökeni: Arapça fāʿil
-
[sıfat]
Eden, yapan, işleyen
- "Vilayetin bir yerinde faili yakalanamayan bir irtica vakası çıkar."
-
[isim, dil bilgisi]
Bakınız özne
-
[isim, hukuk]
Hukuki sonuç doğuracak bir suç işleyen kimse
-
[sıfat]
Eden, yapan, işleyen
- FAİK
-
Kelime Kökeni: Arapça fāʾiḳ
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız üstün (I)
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız üstün (I)
- FARK
-
Kelime Kökeni: Arapça farḳ
-
[isim]
Bir kimse veya nesnenin bir başkasıyla karıştırılmamasını sağlayan ayrılık, benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik; ayırt, ayrım
- "Emanete ihanet etmek veya etmemekle insan öteki mahlukattan ayrılır veya onlardan farkı kalmaz."
-
Bakınız üstelik
-
[mantık]
Bakınız ayrım
-
[matematik]
Çıkarma işleminin sonucu
-
[isim]
Bir kimse veya nesnenin bir başkasıyla karıştırılmamasını sağlayan ayrılık, benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik; ayırt, ayrım
- FARE
-
Kelime Kökeni: Arapça fāre
-
[isim, hayvan bilimi]
Sıçangillerden, küçük vücutlu, kemirgen, memeli hayvan (Mus)
- "Tarla faresi. Fındık faresi."
-
[bilişim]
Kullanıcının eliyle yaptığı hareketleri düz bir yüzey üzerinde yuvarlanan bir top aracılığıyla bilgisayar ekranındaki imlecin hareketine dönüştüren aygıt
-
[argo]
Ufak tefek kimse
-
[argo]
Özellikle belirli bir yere dadanıp hep orada iş gören hırsız
-
[isim, hayvan bilimi]
Sıçangillerden, küçük vücutlu, kemirgen, memeli hayvan (Mus)
- FAİZ
-
Kelime Kökeni: Arapça fāʾiż
-
[isim, ekonomi]
İşletmek için bir yere ödünç verilen paraya karşılık alınan kâr; ürem, nema
-
Kapitalist ekonomide, artık değerin değişikliğe uğramış biçimi olarak paranın fiyatı, kiralanan paranın kira bedeli
-
[isim, ekonomi]
İşletmek için bir yere ödünç verilen paraya karşılık alınan kâr; ürem, nema
- FARZ
-
Kelime Kökeni: Arapça farż
-
[isim, din bilimi]
İslam dinine göre Allah’ın emri olduğu kesin delille sabit olan, yapılması sevabı, özürsüz olarak yapılmaması günahı, inkârı ise küfrü getiren yükümlülük
-
[din bilimi]
Namazların, terk edilmesine izin verilmeyen, vakti geçirilirse kaza edilmesi şart koşulan rekâtları
-
[mecaz]
Bakınız boyun borcu
-
[isim, din bilimi]
İslam dinine göre Allah’ın emri olduğu kesin delille sabit olan, yapılması sevabı, özürsüz olarak yapılmaması günahı, inkârı ise küfrü getiren yükümlülük
- FARS
-
Kelime Kökeni: Arapça fārs
-
[isim]
İran'ın güneybatısında yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
-
[isim]
İran'ın güneybatısında yaşayan halk veya bu halkın soyundan olan kimse
- SOFA
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣuffe
-
[isim]
Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer; hanay, hol
- "Bir sabah kalktım, sofaya muhtar önde bütün köylü yığılmış."
-
[isim]
Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer; hanay, hol