İçinde eç olan 6 harfli 37 kelime var. İçerisinde EÇ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında eç olan kelimeler listesine ya da Sonu eç ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
E Ç Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
ÇE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- TÜMLEÇ
-
-
[isim]
Tümleyen şey, mütemmim
-
Genellikle fiilin anlamını çeşitli yönlerden tamamlayan, herhangi bir ad durumunda bulunan, edat alan ad veya tamlama, meful, mütemmim
-
[isim]
Tümleyen şey, mütemmim
- GEÇKİN
-
-
[sıfat]
İhtiyarlamaya yüz tutmuş, yaşlanmış
- "Cemile geçkin, kısa boylu, tombul, konuşkan bir kızdır." (Necati Cumalı)
-
Geçmiş
- "Sanki otuzunu geçkin kadın o değil!" (Mahmut Yesari)
-
Gereğinden çok olgun veya solmaya başlamış (bitki)
- "Geçkin bir karpuz."
-
[sıfat]
İhtiyarlamaya yüz tutmuş, yaşlanmış
- TEÇHİL
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Birinin bir konuda bilgisizliğini söyleme, bilmezleme
-
[isim]
Birinin bir konuda bilgisizliğini söyleme, bilmezleme
- ÖDEGEÇ
- ...
- GELGEÇ
-
-
[sıfat]
Geçici
- "Bugün varsa yarın yok... Gelgeç bir misafir." (Reşat Nuri Güntekin)
-
Hercai
-
[sıfat]
Geçici
- KEÇECİ
-
-
[isim]
Keçe yapan veya satan kimse
-
[isim]
Keçe yapan veya satan kimse
- KEÇELİ
-
-
[sıfat]
Keçesi olan
-
[sıfat]
Keçesi olan
- GEÇELİ
-
-
[sıfat]
Geçesi (II) olan
- "Balat kapısından girdim içeri / Boliçeler oturmuş iki geçeli." (Halk türküsü)
-
[sıfat]
Geçesi (II) olan
- GEÇMEZ
-
-
[sıfat]
Kullanımı olmayan
-
Değerini yitirmiş
-
[sıfat]
Kullanımı olmayan
- PEÇELİ
-
-
[sıfat]
Yüzünü örtmek için peçe takmış olan
-
[sıfat]
Yüzünü örtmek için peçe takmış olan
- GEÇMİŞ
-
-
[sıfat]
Geçme işini yapmış
- "Geçmiş olsun ağabey, ne oldu sana böyle?" (Osman Cemal Kaygılı)
-
Zaman bakımından geride kalmış
- "Bu eski sesler içinde geçmiş zamanlar uyuyor, uyanıyor, geriniyor, yaşıyor gibidir." (Abdülhak Şinasi Hisar)
-
Çürümeye yüz tutmuş
-
[isim]
Bugüne göre geride kalmış olan zaman, mazi
- "Onlar bu davranışlarıyla geçmişte sadece huzursuzluk yarattı." (Necati Cumalı)
-
[isim]
Arkada kalan hayat, mazi
- "Perde perde örtülü olan eski bir geçmişten kulaklarına garip bir fısıltı gelmişti." (Osman Cemal Kaygılı)
-
[isim]
Birinin ölmüş ana, baba ve yakınları
- "Senin de yedi göbek geçmişine rahmet okusun ha?" (Memduh Şevket Esendal)
-
[sıfat]
Geçme işini yapmış
- GEÇİCİ
-
-
[sıfat]
Çok sürmeyen
- "Bunu evvela gençliğe mahsus geçici bir heves zannettim." (Peyami Safa)
-
Kısa ve belli bir süre için olan, muvakkat, palyatif, kalıcı karşıtı
- "Eğer yazmaktan para ve ün gibi iki geçici kıymet ve zevk elde edemezsem acaba yazı yazar mıydım?" (Halide Edip Adıvar)
-
Bulaşan, bulaşıcı
-
[isim]
Yaya, yoldan veya karşıdan karşıya geçen kimse, yolcu
- "Onları sokakta gördüğünüz zaman adi bir geçiciden farklı bulmazsınız, sanırsınız ki bir yazıcı ticarethanesine gidiyor." (Cenap Şehabettin)
-
[sıfat]
Çok sürmeyen
- GEÇGEÇ
-
-
[isim]
Seyredilecek uygun bir program aramak amacıyla televizyon kanallarını tarama
-
[isim]
Seyredilecek uygun bir program aramak amacıyla televizyon kanallarını tarama
- PEÇETE
-
Kelime Kökeni : İtalyanca
-
[isim]
Yemekte giysiyi korumak, ağız silmek için kullanılan ince, yumuşak kâğıt veya kumaş parçası
-
[isim]
Yemekte giysiyi korumak, ağız silmek için kullanılan ince, yumuşak kâğıt veya kumaş parçası
- SEÇKİN
-
-
[sıfat]
Benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan, üstün, mümtaz, güzide, mutena, elit
- "Aralarında yurt çapında ün yapmış bilim adamları vardı, mühendisler vardı, kadın erkek seçkin aydınlar vardı." (Haldun Taner)
-
Bir toplumda gücü ve saygınlığı olan (kişi veya grup)
-
[sıfat]
Benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan, üstün, mümtaz, güzide, mutena, elit
- BELGEÇ
-
-
[isim]
Belgegeçer
-
[isim]
Belgegeçer
- SEÇMEK
-
-
[-i]
Benzerleri arasında hoşa gideni seçip almak veya yararlanmak için ayırmak
- "Ben bu kitabı seçtim."
-
Birine oy vererek bir göreve getirmek
- "Biz sizi başkanlığa seçtik."
-
Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek
- "Benim ne akla hizmet edip de Almanca muallimliğini seçtiğime şaşıp şaşıp kalıyordu." (Haldun Taner)
-
Ne olduğunu anlamak, fark etmek
- "Sizler gezip tozmakta hür olduğunuz hâlde insan zekâsı ile bir adım ilerisini seçemiyorsunuz, sezemiyorsunuz." (Refik Halit Karay)
-
Farklı görmek, üstün görmek
-
Tercihini bir yönde kullanmak
-
[nsz]
Titiz davranmak, kolay kolay beğenmemek
- "O yemek seçer, her şeyi yemez."
-
[-i]
Benzerleri arasında hoşa gideni seçip almak veya yararlanmak için ayırmak
- NORVEÇ
- ...
- BEÇENE
- ...
- REÇETE
-
Kelime Kökeni : İtalyanca
-
[isim]
Üzerinde doktorun hastası için gerekli gördüğü ilaçlarla, bunların kullanılış biçimleri yazılı olan kâğıt
- "Tramvay caddesine çıktı, bir eczaneye girdi, reçete yaptırdı." (Tarık Buğra)
-
Yol, yöntem, çare
- "Reçete gibi kati ve veciz bir beyit ki dört kelime ile bu derdin devasını söylüyor." (Reşat Nuri Güntekin)
-
Yemek veya halk tedavisinde kullanılan ilaç tarifesi
- "Hele bir portakal şurubu reçetesini tarif etti..." (Ömer Seyfettin)
-
[isim]
Üzerinde doktorun hastası için gerekli gördüğü ilaçlarla, bunların kullanılış biçimleri yazılı olan kâğıt