İçinde ez olan 4 harfli 20 kelime var. İçerisinde EZ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ez olan kelimeler listesine ya da sonu ez ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ez Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E Z

2 Harfli Kelimeler

ZE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

FEZA

Kelime Kökeni: Arapça feżāʾ

  1. [isim, eskimiş, gök bilimi] Bakınız uzay
    • "Sabahın pembe, beyaz tülleri sıyrıldıkça mütemadiyen berraklaşan fezada çıt yok." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
BEZE

  1. [isim, anatomi] Yara veya çıban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik; gudde
EZME

  1. [isim] Ezmek işi
  2. Sebzelerin ezilmesiyle yapılan meze
  3. Soğan ve domatesin çok küçük parçalara bölünmesiyle hazırlanan bir meze türü
  4. Bitkilerin etli ve yumuşak kısımlarını macun kıvamına getirmek üzere parçalama, katı ve telsel kısımlarını süzerek ayıklama işlemi
SEZA

Kelime Kökeni: Farsça sezā

  1. [sıfat, eskimiş] Uygun, yaraşır, bir şeye değer
    • "Hele Topaç dedikleri o mollanın hâli görülmeye seza." (Sermet Muhtar Alus)
KEZA

Kelime Kökeni: Arapça keẕā

  1. [zarf] Aynı biçimde; kezalik
OBEZ

Kelime Kökeni: Fransızca obése

  1. [sıfat] Çok şişman, aşırı kilolu
ÜVEZ

  1. [isim, bitki bilimi] Gülgillerden, orta boylu bir ağaç (Pirus sorbus)
  2. Bu ağacın muşmulaya benzeyen yemişi
    • "Gülse bile gülüşünde ham ayva, muşmula veya üvez yemiş gibi bir burukluk vardır." (Refik Halit Karay)
REZE

Kelime Kökeni: Arapça rezze

  1. [isim] Bakınız menteşe
    • "Kapının reze tarafına yakın yerinde bir parmak kalınlığında bir çatlak gözüme ilişti." (Peyami Safa)
  2. Kapıyı içeriden ve dışarıdan açıp kapamaya yarayan ve başparmakla basılarak işletilen düzen
    • "Gece yağan yağmurdan rezeler şişmiş mi şişmiştir." (Salâh Birsel)
EZEL

Kelime Kökeni: Arapça ezel

  1. [isim] Başlangıcı belli olmayan zaman; öncesizlik
    • "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım" (Mehmet Akif Ersoy)
EZİK

  1. [isim] Çarpma, dövülme vb. sebeplerle vücutta oluşan bere
    • "Vücudu eziklerle dolu idi."
  2. [sıfat] Ezilmiş veya yassılmış
  3. [sıfat, mecaz] Olaylar ve hayat şartları karşısında güçsüz ve sıkıntılı duruma düşmüş olan
  4. [sıfat, mecaz] Bakınız pısırık
  5. [zarf, mecaz] Üzüntülü bir biçimde
    • "Hiç de ezik bulmaz kızını, hep güvenmiştir ona." (Tarık Buğra)
EZAN

Kelime Kökeni: Arapça eẕān

  1. [isim, din bilimi] Müslümanlıkta namaz vaktini bildirmek için müezzinin yüksek sesle yaptığı çağrı
    • "Emirgân Camisi'nden yankılanan sabah ezanını duydular." (Attilâ İlhan)
EZGİ

  1. [isim, müzik] Belli kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi; ahenk, haz, nağme, melodi, şanson
    • "Pir Sultan ağzından bir ezgi okuyup tüm yürekleri kendine bağladı." (Kemal Bilbaşar)
  2. [müzik] Bir müzik parçasında baştan sona kadar belirli yerlerde tekrarlanan ses dizisi
  3. [mecaz] Kulağa hoş gelen ses veya söz dizisi
  4. [mecaz] Bakınız tempo
    • "Bundan böyle aynı ezgide sürüp gidemez."
  5. [ağızlardan] Bakınız sıkıntı
SEZİ

  1. [isim] Bakınız sezgi
ENEZ

  1. [sıfat, ağızlardan] Hantal, vurdumduymaz olan
SEZÜ

  1. [isim, bitki bilimi] Bakınız mantar meşesi
GEZİ

  1. [isim] Ülkeler veya şehirler arasında yapılan uzun yolculuk; seyahat
  2. Gezmek, görmek, eğlenmek amacıyla yapılan yolculuk
    • "Kafile, rol alan şahıslar tarafından yapılan türlü oyunlarla geziyi tamamlar." (Ahmet Kutsi Tecer)
MEZE

Kelime Kökeni: Farsça meze

  1. [isim] İçki içilirken yenilen yiyecek
    • "Salatayı, peyniri yenilediler. Bu kadar mezenin yenilip bu kadar içkinin içilmesi gene de bir saat sürmedi." (Necati Cumalı)
  2. [mecaz] Eğlendiren şey
CEZA

Kelime Kökeni: Arapça cezāʾ

  1. [isim] Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım; ukubet
    • "Çünkü torunları bir ağızdan, ‘Ne demek, kadın mademki bizimle her hakta eşit, ceza da eşit olmalı’ diye homurdanıyor." (Halide Edip Adıvar)
  2. [hukuk] Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım; ukubet
    • "Cezasını tamamlayana kadar tek kişilik bir koğuşta kalmış." (Ahmet Ümit)
CEZP

Kelime Kökeni: Arapça ceẕb

  1. [isim, eskimiş] Kendine çekme
  2. [mecaz] Etkileyerek kendine bağlama
BEZM

Kelime Kökeni: Farsça bezm

  1. [isim, eskimiş] İçkili, eğlenceli sohbet meclisi
  2. Dostların bir araya gelip sohbet ettiği toplantı
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü