İçinde ez olan 4 harfli 20 kelime var. İçerisinde EZ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ez olan kelimeler listesine ya da sonu ez ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ez Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
ZE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- FEZA
-
Kelime Kökeni: Arapça feżāʾ
-
[isim, eskimiş, gök bilimi]
Bakınız uzay
- "Sabahın pembe, beyaz tülleri sıyrıldıkça mütemadiyen berraklaşan fezada çıt yok."
-
[isim, eskimiş, gök bilimi]
Bakınız uzay
- BEZE
-
-
[isim, anatomi]
Yara veya çıban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik; gudde
-
[isim, anatomi]
Yara veya çıban sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik; gudde
- EZME
-
-
[isim]
Ezmek işi
-
Sebzelerin ezilmesiyle yapılan meze
-
Soğan ve domatesin çok küçük parçalara bölünmesiyle hazırlanan bir meze türü
-
Bitkilerin etli ve yumuşak kısımlarını macun kıvamına getirmek üzere parçalama, katı ve telsel kısımlarını süzerek ayıklama işlemi
-
[isim]
Ezmek işi
- SEZA
-
Kelime Kökeni: Farsça sezā
-
[sıfat, eskimiş]
Uygun, yaraşır, bir şeye değer
- "Hele Topaç dedikleri o mollanın hâli görülmeye seza."
-
[sıfat, eskimiş]
Uygun, yaraşır, bir şeye değer
- KEZA
-
Kelime Kökeni: Arapça keẕā
-
[zarf]
Aynı biçimde; kezalik
-
[zarf]
Aynı biçimde; kezalik
- OBEZ
-
Kelime Kökeni: Fransızca obése
-
[sıfat]
Çok şişman, aşırı kilolu
-
[sıfat]
Çok şişman, aşırı kilolu
- ÜVEZ
-
-
[isim, bitki bilimi]
Gülgillerden, orta boylu bir ağaç (Pirus sorbus)
-
Bu ağacın muşmulaya benzeyen yemişi
- "Gülse bile gülüşünde ham ayva, muşmula veya üvez yemiş gibi bir burukluk vardır."
-
[isim, bitki bilimi]
Gülgillerden, orta boylu bir ağaç (Pirus sorbus)
- REZE
-
Kelime Kökeni: Arapça rezze
-
[isim]
Bakınız menteşe
- "Kapının reze tarafına yakın yerinde bir parmak kalınlığında bir çatlak gözüme ilişti."
-
Kapıyı içeriden ve dışarıdan açıp kapamaya yarayan ve başparmakla basılarak işletilen düzen
- "Gece yağan yağmurdan rezeler şişmiş mi şişmiştir."
-
[isim]
Bakınız menteşe
- EZEL
-
Kelime Kökeni: Arapça ezel
-
[isim]
Başlangıcı belli olmayan zaman; öncesizlik
- "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım"
-
[isim]
Başlangıcı belli olmayan zaman; öncesizlik
- EZİK
-
-
[isim]
Çarpma, dövülme vb. sebeplerle vücutta oluşan bere
- "Vücudu eziklerle dolu idi."
-
[sıfat]
Ezilmiş veya yassılmış
-
[sıfat, mecaz]
Olaylar ve hayat şartları karşısında güçsüz ve sıkıntılı duruma düşmüş olan
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız pısırık
-
[zarf, mecaz]
Üzüntülü bir biçimde
- "Hiç de ezik bulmaz kızını, hep güvenmiştir ona."
-
[isim]
Çarpma, dövülme vb. sebeplerle vücutta oluşan bere
- EZAN
-
Kelime Kökeni: Arapça eẕān
-
[isim, din bilimi]
Müslümanlıkta namaz vaktini bildirmek için müezzinin yüksek sesle yaptığı çağrı
- "Emirgân Camisi'nden yankılanan sabah ezanını duydular."
-
[isim, din bilimi]
Müslümanlıkta namaz vaktini bildirmek için müezzinin yüksek sesle yaptığı çağrı
- EZGİ
-
-
[isim, müzik]
Belli kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi; ahenk, haz, nağme, melodi, şanson
- "Pir Sultan ağzından bir ezgi okuyup tüm yürekleri kendine bağladı."
-
[müzik]
Bir müzik parçasında baştan sona kadar belirli yerlerde tekrarlanan ses dizisi
-
[mecaz]
Kulağa hoş gelen ses veya söz dizisi
-
[mecaz]
Bakınız tempo
- "Bundan böyle aynı ezgide sürüp gidemez."
-
[ağızlardan]
Bakınız sıkıntı
-
[isim, müzik]
Belli kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi; ahenk, haz, nağme, melodi, şanson
- SEZİ
-
-
[isim]
Bakınız sezgi
-
[isim]
Bakınız sezgi
- ENEZ
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Hantal, vurdumduymaz olan
-
[sıfat, ağızlardan]
Hantal, vurdumduymaz olan
- SEZÜ
-
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız mantar meşesi
-
[isim, bitki bilimi]
Bakınız mantar meşesi
- GEZİ
-
-
[isim]
Ülkeler veya şehirler arasında yapılan uzun yolculuk; seyahat
-
Gezmek, görmek, eğlenmek amacıyla yapılan yolculuk
- "Kafile, rol alan şahıslar tarafından yapılan türlü oyunlarla geziyi tamamlar."
-
[isim]
Ülkeler veya şehirler arasında yapılan uzun yolculuk; seyahat
- MEZE
-
Kelime Kökeni: Farsça meze
-
[isim]
İçki içilirken yenilen yiyecek
- "Salatayı, peyniri yenilediler. Bu kadar mezenin yenilip bu kadar içkinin içilmesi gene de bir saat sürmedi."
-
[mecaz]
Eğlendiren şey
-
[isim]
İçki içilirken yenilen yiyecek
- CEZA
-
Kelime Kökeni: Arapça cezāʾ
-
[isim]
Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım; ukubet
- "Çünkü torunları bir ağızdan, ‘Ne demek, kadın mademki bizimle her hakta eşit, ceza da eşit olmalı’ diye homurdanıyor."
-
[hukuk]
Suç işleyen bir kimsenin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına, onuruna karşı yasaların öngördüğü yaptırım; ukubet
- "Cezasını tamamlayana kadar tek kişilik bir koğuşta kalmış."
-
[isim]
Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım; ukubet
- CEZP
-
Kelime Kökeni: Arapça ceẕb
-
[isim, eskimiş]
Kendine çekme
-
[mecaz]
Etkileyerek kendine bağlama
-
[isim, eskimiş]
Kendine çekme
- BEZM
-
Kelime Kökeni: Farsça bezm
-
[isim, eskimiş]
İçkili, eğlenceli sohbet meclisi
-
Dostların bir araya gelip sohbet ettiği toplantı
-
[isim, eskimiş]
İçkili, eğlenceli sohbet meclisi