İçinde ek olan 5 harfli 207 kelime var. İçerisinde EK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ek olan kelimeler listesine ya da sonu ek ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

E K

2 Harfli Kelimeler

EK, KE

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ŞİŞEK

  1. [isim, ağızlardan] İki yaşındaki koyun
    • "Köylüler kasaba pazarına şişek götürmekten kurtulmuşlardı." (Ali Rıza Kars)
  2. Kuzulama dönemine girmiş veya doğurmuş koyun
EKLER

Kelime Kökeni: Fransızca éclair

  1. [isim] İçi krema ile doldurulmuş bir pasta türü
KEKRE

  1. [sıfat] Acımtırak, ekşimsi ve buruk olan (tat)
    • "Kekre bir tadı vardı içkinin. Ama kadının kara gözleri parlayarak içimi aydınlatıyordu. Ve ağzımdaki kekre güzelleşiyordu." (Burhan Günel)
SELEK

  1. [sıfat, ağızlardan] Bakınız cömert
ÇÖKEK

  1. [isim] Çukur yer
    • "İplere dizdikleri küçük balıkları, borunun altındaki minicik çökeğe atmışlardı." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Bataklık, sazlık
ŞEKEL

Kelime Kökeni: İngilizce shekel

  1. [isim] İsrail'in para birimi
EKLEM

  1. [isim, anatomi] Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer; mafsal
KEKİK

  1. [isim, bitki bilimi] Ballıbabagillerden, karşılıklı küçük yapraklı, beyaz, pembe, kırmızı başak durumunda çiçekleri olan ve çiçeği baharat gibi kullanılan, odunsu saplı, kokulu bir bitki (Thymus vulgaris)
    • "Bütün Çamlıca'yı bir kekik kokusu içinde duyardık." (Abdülhak Şinasi Hisar)
EKİLİ

  1. [sıfat] Ekilmiş olan; mezru
    • "Ekili tarla."
EFEKT

Kelime Kökeni: Fransızca effect

  1. [isim, sinema, televizyon] Radyo ve televizyon yayınlarında, tiyatro oyunlarında veya film seslendirmelerinde, hareketleri izlemesi gereken seslerin doğal kaynakların dışında, optik, mekanik, kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmesi
SEKİL

  1. [isim] At, eşek ve sığırların ayaklarında bileğe veya dize kadar çıkan beyazlık; seki (II)
SÜZEK

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız süzgeç
  2. [sinema] Işığın önüne konulan, ince kumaş veya tülden yarı saydam yayındırıcı
EVCEK

  1. [zarf] Bütün ev halkı birlikte; evce
    • "Sinemaya evcek gidiyoruz." (Tarık Buğra)
BİTEK

  1. [sıfat] Bakınız verimli
ŞEKVA

Kelime Kökeni: Arapça şekvā

  1. [isim, eskimiş] Bakınız şikâyet
KÖPEK

  1. [isim, hayvan bilimi] Köpekgillerden, boy ve biçim bakımından pek çok cinsi olan, çok iyi koku alan, sadık, bekçilik ve avcılık gibi işler için beslenen memeli hayvan; kapik (I), it (Canis familiaris)
    • "Onun vaktiyle pek sevdiği küçük, sırtı siyah ve göğsü beyaz, oynak bir köpeği varmış." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. [hakaret yollu] Aşağılık niyetlerle yaltaklanan veya davranışları kötü olan kimse için kullanılan bir sövgü sözü
    • "Ben bu ite çattığıma bin pişman oldum. Bu köpekten de aşağı köpeğe uyma." (Yaşar Kemal)
İSTEK

  1. [isim] Bir şeye karşı içten gelen yönelme duygusu; gönül, arzu, heves, kasıt
    • "Yanıma yaklaşan gölge, o eski şarkıyı gerçek bir istekle tekrarlıyordu." (Çetin Altan)
  2. Yerine getirilmesi başkasından istenilen şey; emir, özenç. meram, talep
    • "Bu adamın istekleri bitmiyor."
  3. [ruh bilimi] Belirli bir gereksinimi karşılayacağı düşünülen nesne veya duruma karşı duyulan özlem; arzu
KÜLEK

  1. [isim] Bal, yağ, yoğurt vb. şeyler koymaya yarar tahta kova
İNMEK

  1. [-den] Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek
  2. Bir taşıt veya binek hayvanından yere basmak; atlamak
    • "Tramvayın ön tarafından hızla inerken, arkasından bir sesin bağırdığını gördü." (Peyami Safa)
  3. Dağ, tepe vb. yüksek bir yerden gelmek
    • "Dağdan kurt indi."
  4. [-e] Bir yerden başka bir yere gitmek, varmak
    • "Bünyamin, gücünün yettiği kadar hızlı yürüyüp Haliç'e indi." (İhsan Oktay Anar)
  5. [-e] Bakınız konaklamak
    • "Samananbarı köyünün en büyük ve gösterişli evine inmişlerdi." (Halide Edip Adıvar)
  6. [nesnesiz] Alçalıp eski durumuna dönmek
    • "Sular indi. Şiş indi."
  7. [nesnesiz] Fiyatı düşürmek
    • "Bin lira daha indim, gene almadı."
  8. Değeri düşmek
    • "Altın fiyatları indi."
  9. [-e, argo] Bakınız vurmak
    • "Şimdi kafana inerim!"
  10. [nesnesiz] Bakınız yıkılmak
    • "Yağmurdan duvar inmiş."
  11. [-e] İnme gelmek
    • "Sağ tarafına inmiş."
  12. Bir yeri kaplamak, basmak veya bir yerden akmak, kaymak
    • "Gemi baş döndüren zaferli bir gürültüyle indi sulara." (Çetin Altan)
  13. Uzamak, ulaşmak
    • "Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvarın ötesindeki zeytinlik ta vadiye kadar iniyordu." (Ömer Seyfettin)
  14. Bakınız ağmak
  15. Sayısı azalmak
    • "Evvelden daha çok olduğumuzu zannettiğim hâlde sayımız son günlerde bu miktara inmiştir." (Reşat Nuri Güntekin)
İÇMEK

  1. [-i] Bir sıvıyı ağza alıp yutmak
    • "Bir oluktan buz gibi bir su içtik." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Sigara, nargile vb.nin dumanını içe çekmek
    • "Evinden, pek seyrek zamanlarda içtiği nargilesini istedi." (Halide Edip Adıvar)
  3. [mecaz] Bir şey, bir sıvıyı içine çekmek, emmek
    • "Toprak suyu içer."
  4. [nesnesiz] İçki kullanmak
    • "O akşam saat ikiye kadar içtiler." (Ömer Seyfettin)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü