İçinde ek olan 5 harfli 207 kelime var. İçerisinde EK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ek olan kelimeler listesine ya da sonu ek ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E K
2 Harfli Kelimeler
EK, KE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ŞİŞEK
-
-
[isim, ağızlardan]
İki yaşındaki koyun
- "Köylüler kasaba pazarına şişek götürmekten kurtulmuşlardı."
-
Kuzulama dönemine girmiş veya doğurmuş koyun
-
[isim, ağızlardan]
İki yaşındaki koyun
- EKLER
-
Kelime Kökeni: Fransızca éclair
-
[isim]
İçi krema ile doldurulmuş bir pasta türü
-
[isim]
İçi krema ile doldurulmuş bir pasta türü
- KEKRE
-
-
[sıfat]
Acımtırak, ekşimsi ve buruk olan (tat)
- "Kekre bir tadı vardı içkinin. Ama kadının kara gözleri parlayarak içimi aydınlatıyordu. Ve ağzımdaki kekre güzelleşiyordu."
-
[sıfat]
Acımtırak, ekşimsi ve buruk olan (tat)
- SELEK
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız cömert
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız cömert
- ÇÖKEK
-
-
[isim]
Çukur yer
- "İplere dizdikleri küçük balıkları, borunun altındaki minicik çökeğe atmışlardı."
-
Bataklık, sazlık
-
[isim]
Çukur yer
- ŞEKEL
-
Kelime Kökeni: İngilizce shekel
-
[isim]
İsrail'in para birimi
-
[isim]
İsrail'in para birimi
- EKLEM
-
-
[isim, anatomi]
Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer; mafsal
-
[isim, anatomi]
Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer; mafsal
- KEKİK
-
-
[isim, bitki bilimi]
Ballıbabagillerden, karşılıklı küçük yapraklı, beyaz, pembe, kırmızı başak durumunda çiçekleri olan ve çiçeği baharat gibi kullanılan, odunsu saplı, kokulu bir bitki (Thymus vulgaris)
- "Bütün Çamlıca'yı bir kekik kokusu içinde duyardık."
-
[isim, bitki bilimi]
Ballıbabagillerden, karşılıklı küçük yapraklı, beyaz, pembe, kırmızı başak durumunda çiçekleri olan ve çiçeği baharat gibi kullanılan, odunsu saplı, kokulu bir bitki (Thymus vulgaris)
- EKİLİ
-
-
[sıfat]
Ekilmiş olan; mezru
- "Ekili tarla."
-
[sıfat]
Ekilmiş olan; mezru
- EFEKT
-
Kelime Kökeni: Fransızca effect
-
[isim, sinema, televizyon]
Radyo ve televizyon yayınlarında, tiyatro oyunlarında veya film seslendirmelerinde, hareketleri izlemesi gereken seslerin doğal kaynakların dışında, optik, mekanik, kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmesi
-
[isim, sinema, televizyon]
Radyo ve televizyon yayınlarında, tiyatro oyunlarında veya film seslendirmelerinde, hareketleri izlemesi gereken seslerin doğal kaynakların dışında, optik, mekanik, kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmesi
- SEKİL
-
-
[isim]
At, eşek ve sığırların ayaklarında bileğe veya dize kadar çıkan beyazlık; seki (II)
-
[isim]
At, eşek ve sığırların ayaklarında bileğe veya dize kadar çıkan beyazlık; seki (II)
- SÜZEK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız süzgeç
-
[sinema]
Işığın önüne konulan, ince kumaş veya tülden yarı saydam yayındırıcı
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız süzgeç
- EVCEK
-
-
[zarf]
Bütün ev halkı birlikte; evce
- "Sinemaya evcek gidiyoruz."
-
[zarf]
Bütün ev halkı birlikte; evce
- BİTEK
-
-
[sıfat]
Bakınız verimli
-
[sıfat]
Bakınız verimli
- ŞEKVA
-
Kelime Kökeni: Arapça şekvā
-
[isim, eskimiş]
Bakınız şikâyet
-
[isim, eskimiş]
Bakınız şikâyet
- KÖPEK
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Köpekgillerden, boy ve biçim bakımından pek çok cinsi olan, çok iyi koku alan, sadık, bekçilik ve avcılık gibi işler için beslenen memeli hayvan; kapik (I), it (Canis familiaris)
- "Onun vaktiyle pek sevdiği küçük, sırtı siyah ve göğsü beyaz, oynak bir köpeği varmış."
-
[hakaret yollu]
Aşağılık niyetlerle yaltaklanan veya davranışları kötü olan kimse için kullanılan bir sövgü sözü
- "Ben bu ite çattığıma bin pişman oldum. Bu köpekten de aşağı köpeğe uyma."
-
[isim, hayvan bilimi]
Köpekgillerden, boy ve biçim bakımından pek çok cinsi olan, çok iyi koku alan, sadık, bekçilik ve avcılık gibi işler için beslenen memeli hayvan; kapik (I), it (Canis familiaris)
- İSTEK
-
-
[isim]
Bir şeye karşı içten gelen yönelme duygusu; gönül, arzu, heves, kasıt
- "Yanıma yaklaşan gölge, o eski şarkıyı gerçek bir istekle tekrarlıyordu."
-
Yerine getirilmesi başkasından istenilen şey; emir, özenç. meram, talep
- "Bu adamın istekleri bitmiyor."
-
[ruh bilimi]
Belirli bir gereksinimi karşılayacağı düşünülen nesne veya duruma karşı duyulan özlem; arzu
-
[isim]
Bir şeye karşı içten gelen yönelme duygusu; gönül, arzu, heves, kasıt
- KÜLEK
-
-
[isim]
Bal, yağ, yoğurt vb. şeyler koymaya yarar tahta kova
-
[isim]
Bal, yağ, yoğurt vb. şeyler koymaya yarar tahta kova
- İNMEK
-
-
[-den]
Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek
-
Bir taşıt veya binek hayvanından yere basmak; atlamak
- "Tramvayın ön tarafından hızla inerken, arkasından bir sesin bağırdığını gördü."
-
Dağ, tepe vb. yüksek bir yerden gelmek
- "Dağdan kurt indi."
-
[-e]
Bir yerden başka bir yere gitmek, varmak
- "Bünyamin, gücünün yettiği kadar hızlı yürüyüp Haliç'e indi."
-
[-e]
Bakınız konaklamak
- "Samananbarı köyünün en büyük ve gösterişli evine inmişlerdi."
-
[nesnesiz]
Alçalıp eski durumuna dönmek
- "Sular indi. Şiş indi."
-
[nesnesiz]
Fiyatı düşürmek
- "Bin lira daha indim, gene almadı."
-
Değeri düşmek
- "Altın fiyatları indi."
-
[-e, argo]
Bakınız vurmak
- "Şimdi kafana inerim!"
-
[nesnesiz]
Bakınız yıkılmak
- "Yağmurdan duvar inmiş."
-
[-e]
İnme gelmek
- "Sağ tarafına inmiş."
-
Bir yeri kaplamak, basmak veya bir yerden akmak, kaymak
- "Gemi baş döndüren zaferli bir gürültüyle indi sulara."
-
Uzamak, ulaşmak
- "Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvarın ötesindeki zeytinlik ta vadiye kadar iniyordu."
-
Bakınız ağmak
-
Sayısı azalmak
- "Evvelden daha çok olduğumuzu zannettiğim hâlde sayımız son günlerde bu miktara inmiştir."
-
[-den]
Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek
- İÇMEK
-
-
[-i]
Bir sıvıyı ağza alıp yutmak
- "Bir oluktan buz gibi bir su içtik."
-
Sigara, nargile vb.nin dumanını içe çekmek
- "Evinden, pek seyrek zamanlarda içtiği nargilesini istedi."
-
[mecaz]
Bir şey, bir sıvıyı içine çekmek, emmek
- "Toprak suyu içer."
-
[nesnesiz]
İçki kullanmak
- "O akşam saat ikiye kadar içtiler."
-
[-i]
Bir sıvıyı ağza alıp yutmak