İçinde e olan 5 harfli 1995 kelime var. İçerisinde E harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında e harfi olan kelimeler listesine ya da sonu e harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- İSTER
-
-
[isim]
Bakınız gerek
-
[bağlaç]
Cümledeki görevleri aynı olan kelimelerin ayrı ayrı her birinin başına getirilerek herhangi birinin onanmasında sakınca olmadığını anlatan bir söz
- "İstiklal Mahkemeleri ister gitsin ister kalsın…"
-
[isim]
Bakınız gerek
- KİMSE
-
-
[zamir]
Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi
- "Kimsenin girdisi çıktısı, alacağı borcu ile uğraşmak istemiyordum."
-
[zamir]
Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi
- ÖNDER
-
-
[isim]
Gücü, ünü ve toplumsal yeri dolayısıyla, belli zaman ve durumlar içinde, ilişkili bulunduğu küme veya toplumun tutum, davranış ve etkinliklerini değiştirip yönetme yeteneğini gösteren kimse; öncel, lider, şef, alemdar
-
[isim]
Gücü, ünü ve toplumsal yeri dolayısıyla, belli zaman ve durumlar içinde, ilişkili bulunduğu küme veya toplumun tutum, davranış ve etkinliklerini değiştirip yönetme yeteneğini gösteren kimse; öncel, lider, şef, alemdar
- ÜÇLER
-
-
[isim]
Halkın inançlarına göre bir kutup, iki erenden oluşan üç kişilik ermişler topluluğu
-
[isim]
Halkın inançlarına göre bir kutup, iki erenden oluşan üç kişilik ermişler topluluğu
- FERDİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ferdī
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız bireysel
- "Izdıraplarınızın maddi ve ferdî kısımlarını azaltmak kolay."
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız bireysel
- LERZE
-
Kelime Kökeni: Farsça lerze
-
[isim, eskimiş]
Bakınız titreme
- "Aşklarının düşüncesi artık lerze değil yeis ve meraret veriyordu."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız titreme
- İBRET
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿibret
-
[isim]
Kötü bir olaydan alınması gereken ders, uyarıcı sonuç
- "Gören göze ibret vardır her şeyde."
-
[sıfat, ağızlardan]
Çirkin, kötü, acayip
-
[isim]
Kötü bir olaydan alınması gereken ders, uyarıcı sonuç
- SÜZME
-
-
[isim]
Süzmek işi
-
[sıfat]
Süzülmüş olan, süzülerek elde edilen
- "Süzme bal. Süzme yoğurt."
-
[sıfat, argo]
Kötü, aşağılık, malın gözü (kimse)
-
[sıfat, argo]
Katışıksız, saf
- "Son derece zeki babalardan süzme salak oğulların çıktığı görülmüştü."
-
[isim]
Süzmek işi
- DESTE
-
-
[isim]
Bakınız demet
- "Destenin en itibarlı kâğıtları, bilindiği gibi beyler yani aslar oluyor."
-
Kılıç, bıçak vb.nin elle tutulacak yeri
-
Elli iki karttan oluşan iskambil kâğıdı
- "Destenin en itibarlı kâğıtları bilindiği gibi beyler yani aslar oluyor."
-
[matematik]
Aynı cinsten onluk bir küme
-
[spor]
Yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları derecelerden biri
-
[isim]
Bakınız demet
- ÜŞÜME
-
-
[isim]
Üşümek işi
- "Üşüme nöbetine tutulanların hareketiyle cevap verdim."
-
[isim]
Üşümek işi
- DİREN
-
-
[isim]
Bakınız dirgen
-
[isim]
Bakınız dirgen
- GÜNEŞ
-
-
[isim]
Dünyanın da dâhil olduğu sistemin merkezinde bulunan Güneş’in yaydığı ısı ve ışık; gün, şems
- "Güneş yakmasın diye onun güzel başını/ Gördüm siper olurken iki arkadaşını"
-
[isim]
Dünyanın da dâhil olduğu sistemin merkezinde bulunan Güneş’in yaydığı ısı ve ışık; gün, şems
- ZECİR
-
Kelime Kökeni: Arapça zecr
-
[isim, eskimiş]
Yaptırmama, yasaklama
-
Bakınız zorlama
-
Eziyet etme
-
[isim, eskimiş]
Yaptırmama, yasaklama
- GÖRME
-
-
[isim]
Görmek işi; rüyet, müşahede
- "İnsanın sözünün başkalarına ulaştığını, onlarla buluştuğunu görmesi gönendirici, güzel bir duygu."
-
[isim]
Görmek işi; rüyet, müşahede
- ETFAL
-
Kelime Kökeni: Arapça eṭfāl
-
[isim, eskimiş]
Çocuklar
-
[isim, eskimiş]
Çocuklar
- İNMEK
-
-
[-den]
Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek
-
Bir taşıt veya binek hayvanından yere basmak; atlamak
- "Tramvayın ön tarafından hızla inerken, arkasından bir sesin bağırdığını gördü."
-
Dağ, tepe vb. yüksek bir yerden gelmek
- "Dağdan kurt indi."
-
[-e]
Bir yerden başka bir yere gitmek, varmak
- "Bünyamin, gücünün yettiği kadar hızlı yürüyüp Haliç'e indi."
-
[-e]
Bakınız konaklamak
- "Samananbarı köyünün en büyük ve gösterişli evine inmişlerdi."
-
[nesnesiz]
Alçalıp eski durumuna dönmek
- "Sular indi. Şiş indi."
-
[nesnesiz]
Fiyatı düşürmek
- "Bin lira daha indim, gene almadı."
-
Değeri düşmek
- "Altın fiyatları indi."
-
[-e, argo]
Bakınız vurmak
- "Şimdi kafana inerim!"
-
[nesnesiz]
Bakınız yıkılmak
- "Yağmurdan duvar inmiş."
-
[-e]
İnme gelmek
- "Sağ tarafına inmiş."
-
Bir yeri kaplamak, basmak veya bir yerden akmak, kaymak
- "Gemi baş döndüren zaferli bir gürültüyle indi sulara."
-
Uzamak, ulaşmak
- "Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvarın ötesindeki zeytinlik ta vadiye kadar iniyordu."
-
Bakınız ağmak
-
Sayısı azalmak
- "Evvelden daha çok olduğumuzu zannettiğim hâlde sayımız son günlerde bu miktara inmiştir."
-
[-den]
Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek
- GAYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ġāyet
-
[zarf]
Pek, çok, pek çok, aşırı bir biçimde
- "Soframızda gayet samimi birkaç misafirimiz bulunur."
-
[zarf]
Pek, çok, pek çok, aşırı bir biçimde
- BAHÇE
-
Kelime Kökeni: Farsça bāġçe
-
[isim]
Sebze, meyve, çiçek veya ağaç yetiştirilen yer
- "Alevi ve bağrışmaları gören kadın erkek herkes evimizin bahçesine doldu."
-
[isim]
Sebze, meyve, çiçek veya ağaç yetiştirilen yer
- PERDE
-
Kelime Kökeni: Farsça perde
-
[isim]
Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü; gerelti, gergi, hicap
- "Durmadan pencere kapatıyor, perde çekiyorum."
-
Üzerine bir cismin görüntüsü yansıtılan saydam olmayan yüzey
- "Sinema perdesi. Karagöz perdesi."
-
İki yeri birbirinden ayıran bölme
-
Seste pes perde
- "Sonra da ince ve çok acıklı bir perdeden şarkı söylemeye başladı."
-
[mecaz]
Doğruyu görmeye engel olan şey
- "Bu sözü duyunca gözlerimdeki perde kalkıverdi."
-
[hayvan bilimi]
Kaz, ördek, martı gibi hayvanların parmaklarını birbirine bitiştiren zar
-
[müzik]
Bir müzik parçasını oluşturan seslerden her birinin kalınlık veya incelik derecesi
-
[müzik]
Bu ses derecelerini sağlamak için çalgılarda bulunup parmaklarla basılan yer
-
[tıp]
Bakınız katarakt
- "Gözlerine perde inmiş."
-
[tiyatro]
Bir sahne eserinin büyük bölümlerinin her biri
- "Oyunun üç perdesi de böyle alkışlar içinde geçti."
-
[isim]
Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü; gerelti, gergi, hicap
- KUVER
-
Kelime Kökeni: Fransızca couvert
-
[isim]
Lokantalarda yemeklerin servisinden önce masaya serilen örtü
-
Bu örtüyle birlikte çatal, bıçak, kaşık, şamdan, tuzluk vb. şeylerin servise sunulmasından dolayı alınan ücret
-
[isim]
Lokantalarda yemeklerin servisinden önce masaya serilen örtü