İçinde ce olan 6 harfli 89 kelime var. İçerisinde CE bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ce olan kelimeler listesine ya da sonu ce ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ACENTE

Kelime Kökeni: İtalyanca agente

  1. [isim] Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş
    • "İtalya’da büyük bir şirketin acentesiyim ben." (Reşat Enis Aygen)
  2. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse
  3. Banka şubesi
  4. Vapur ortaklığı
  5. [ticaret] Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse
CERİHA

Kelime Kökeni: Arapça cerīḥa

  1. [isim, eskimiş] Bakınız yara
    • "O zaman vecdile bin secde eder, varsa taşım / Her cerihamdan, İlahî, boşanıp kanlı yaşım" (Mehmet Akif Ersoy)
GÜNCEK

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız şemsiye
CEMŞAT

Kelime Kökeni: İngilizce jump shoot

  1. [isim, spor] Basketbolda rakibe yüklenip aniden geri çekilerek ve dönerken zıplayarak atılan şut
    • "Sonra o Amerikalılar, bizim spikere göre maçlarda bolca cemşat attı." (Ahmet Sera Özbaşar)
GÜNCEL

  1. [sıfat] Günün konusu olan, şimdiki, bugünkü (haber, olay vb.); gündeş, aktüel
    • "Güncel olaylar, yorumlarla şaşılacak bir özdeşlik, bir uyum gösterir." (Necati Cumalı)
ÖNCEKİ

  1. [sıfat] Önce olan; evvelki, evveli
    • "İzmir’e gitmeden önceki düşünceleri bugünkünden farklıydı."
  2. İki önceki (gün, hafta, ay, yıl)
    • "Bana bunu önceki gün söylemişti."
  3. Bir yerde, bir görevde daha önce çalışmış olan; eski, mukaddem, sabık
    • "Önceki başkan."
KORECE

  1. [isim] Korelilerin kullandığı dil
  2. [sıfat] Bu dille yazılmış olan
CEFALI

  1. [sıfat] Sıkıntı, eziyet çekilen
    • "Bedia için hazin ve cefalı bir hayat başladı." (Peyami Safa)
  2. Sıkıntıya, eziyete katlanmış veya katlanan
GECECİ

  1. [isim] İş yerlerinin gece vardiyasında çalışan kimse
  2. [mecaz] Gündüz erken saatlerde kendini yorgun, çalışmaktan bitkin hisseden kimse
    • "Sabahları erken kalkmayı sevmeyen, gece geç yatan gececi kişilerdensiniz." (Tomris Uyar)
CEMEVİ

  1. [isim] Bektaşi ve Alevilerin toplu olarak dinî tören yaptıkları yer
    • "... ama yine de torununun büyük destek verdiği cemevinin yapılıyor olması onda da büyük umutlar yaratıyor." (Gülşen İşeri)
İPİNCE

  1. [sıfat] Çok ince, incecik
    • "Yer yer tırtıklanmış, ipince çapkın bıyıkları vardı." (Reşat Nuri Güntekin)
CEREME

Kelime Kökeni: Arapça cerīme

  1. [isim] Başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme
    • "Öde şunun ceremesi her neyse." (Kemal Tahir)
ÖNCECİ

  1. [isim] Bir şeyi ilk olarak ve başkalarından önce yapma veya ortaya atma; inisiyatif
    • "Öğrencinin okuldan aldığı kültürün ileride edineceği meslek kişiliğinin başlıca göstergesi olacağı düşüncesine göre düzenlenmesi ve bu konuda öğrencilere geniş öncecilik tanınması." (İnal Cem Aşkun)
  2. Önde gelen kimse
SADECE

  1. [zarf] Belirtilenden başkası bulunmadan; yalnız
    • "Biz burada sadece tekâmül seyrine göre kabataslak bir tasnif denemesi yaptık." (Ahmet Kutsi Tecer)
HECECİ

  1. [isim] Hece ölçüsüyle şiir yazan şair
  2. [edebiyat] Millî Edebiyat döneminde hece ölçüsüyle şiirler yazan beş şairden her biri
    • "Hececiler kendilerinden sonra yeni bir edebî neslin yetişmediğini söylüyorlar." (Sait Faik Abasıyanık)
GÖRECE

  1. [sıfat] Varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı olan, kesin olmayıp kişiden kişiye, zamandan zamana, yerden yere değişebilen; göreceli
    • "Özgürlük görece bir kavramdır, onu oldum olasıya bilmişimdir." (Azra Erhat)
  2. [felsefe] Bakınız bağıntılı
HAİNCE

  1. [sıfat] Kötü niyetli
    • "Bürokrasinin haince kazıklarından birini yemiş olduğu hâlde böyle konuşabiliyordu." (Refik Erduran)
  2. [zarf] Hain bir biçimde; haincesine
    • "Düşüncelerini hiç paylaşmadığı hâlde onun haince öldürülmesine isyan ediyordu." (Hıfzı Topuz)
CEYHAN

  1. [isim] Adana iline bağlı ilçelerden biri
ÖYLECE

  1. [zarf] Tam öyle; o biçimde, o şekilde
    • "Dudaklarının kenarını kırıştıran bir nefret duygusuyla öylece kaldı." (Peyami Safa)
  2. Bakınız öylelikle
CEBELİ

  1. [isim, tarih] Osmanlı Devleti'nde, savaş sırasında tımar, zeamet sahiplerinin dirlikleri oranına göre yanlarında götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker
    • "Tımarın geliri kendisinden başka iki cebelinin de savaşa hazır bulundurulmasını sağlayacak kadardı." (Hüseyin Nihal Atsız)
  2. Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü