İçinde bula olan 7 harfli 10 kelime var. İçerisinde BULA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında bula olan kelimeler listesine ya da sonu bula ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Bula Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A B L U

4 Harfli Kelimeler

BULA

3 Harfli Kelimeler

ABU, BAL, BUL, ULA

2 Harfli Kelimeler

AB, AL, BU, LA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BULAMAK

  1. [-e, -i] Bir nesnenin her yanını bir şeye değdirerek üstünü onunla kaplamak; belemek
    • "Okunu yayına taktı ve yanındaki katrana buladı." (Salih Burak Kuş)
  2. Bir nesneyi başka bir maddenin içine sokmak; batırmak
BULATMA

  1. [isim] Bakınız bulaştırma
BULANIŞ

  1. [isim] Bulanmak işi
BULAŞIK

  1. [isim] Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak
    • "Gemide bulaşık yıkamak kolay iş değildi." (Azra Erhat)
  2. [mecaz] Yaşanmış bir şeyden geriye kalan belirti etki
    • "Daha balayının bulaşığı geçmedi." (Burhan Felek)
  3. [sıfat] Bakınız kirli
    • "Bulaşık kap."
  4. [sıfat] Her şeyin birbirine karıştığı (yer, olay vb.)
    • "Bu karmakarışık ve bulaşık âlemi kendi hâline bırakırdı." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  5. [sıfat, mecaz] Bakınız yapışkan
    • "Böyle bir sivri akıllı, bulaşık biri çıkar ortaya, dirliği düzeni berbat eder." (Kerim Korcan)
BULANIK

  1. [sıfat] Bulanmış olan, duru olmayan
    • "Koltuğuna oturdu, Haliç'in bulanık sularına daldı." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Kapalı, puslu olan (hava)
  3. Açık seçik görünmeyen, net olmayan
    • "Bulanık görüntü."
  4. Donuk, anlamsız, fersiz olan (bakış)
    • "Dimdik oturuyor, bulanık ve ıslak gözlerle ona bakıyordu." (Peyami Safa)
  5. [mecaz] Niteliği tam anlaşılmayan; bulutlu
    • "İzmir-Bursa yolculuğundan dönüşümde ben böyle bulanık bir politika havası içinde bulmuştum." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  6. [zarf] Bulanmış, duru olmayan bir biçimde
    • "Bir musluğu açtığınız zaman bile su, evvela bulanık gelir." (Necip Fazıl Kısakürek)
BULAŞMA

  1. [isim] Bulaşmak işi; sıvaşma, sıvışma
  2. [tıp] Bakınız bulaşı
BULANMA

  1. [isim] Bulanmak işi
BULANTI

  1. [isim] Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum
    • "Bu öneri ile karşılaştığım zaman duyduğum mide bulantısını şimdi bile duyuyorum." (Adalet Ağaoğlu)
BULAMAÇ

  1. [isim] Sulu, cıvık hamur
  2. Bu koyulukta yapılan çeşitli hamur yemekleri
    • "Tatlı bulamaç."
  3. [sıfat, mecaz] Karışık, oradan buradan toplanmış
    • "Az çok bulamaç olan romantizm şiirinin daha imbikten geçmiş taraflarına geldim." (Yahya Kemal Beyatlı)
BULAŞLI

  1. [sıfat, tıp] Hastalık bulaşmış olan; enfekte
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü