İçinde bula olan 7 harfli 10 kelime var. İçerisinde BULA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında bula olan kelimeler listesine ya da sonu bula ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Bula Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A B L U
4 Harfli Kelimeler
BULA
3 Harfli Kelimeler
ABU, BAL, BUL, ULA
2 Harfli Kelimeler
AB, AL, BU, LA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BULAMAK
-
-
[-e, -i]
Bir nesnenin her yanını bir şeye değdirerek üstünü onunla kaplamak; belemek
- "Okunu yayına taktı ve yanındaki katrana buladı."
-
Bir nesneyi başka bir maddenin içine sokmak; batırmak
-
[-e, -i]
Bir nesnenin her yanını bir şeye değdirerek üstünü onunla kaplamak; belemek
- BULATMA
-
-
[isim]
Bakınız bulaştırma
-
[isim]
Bakınız bulaştırma
- BULANIŞ
-
-
[isim]
Bulanmak işi
-
[isim]
Bulanmak işi
- BULAŞIK
-
-
[isim]
Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak
- "Gemide bulaşık yıkamak kolay iş değildi."
-
[mecaz]
Yaşanmış bir şeyden geriye kalan belirti etki
- "Daha balayının bulaşığı geçmedi."
-
[sıfat]
Bakınız kirli
- "Bulaşık kap."
-
[sıfat]
Her şeyin birbirine karıştığı (yer, olay vb.)
- "Bu karmakarışık ve bulaşık âlemi kendi hâline bırakırdı."
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız yapışkan
- "Böyle bir sivri akıllı, bulaşık biri çıkar ortaya, dirliği düzeni berbat eder."
-
[isim]
Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak
- BULANIK
-
-
[sıfat]
Bulanmış olan, duru olmayan
- "Koltuğuna oturdu, Haliç'in bulanık sularına daldı."
-
Kapalı, puslu olan (hava)
-
Açık seçik görünmeyen, net olmayan
- "Bulanık görüntü."
-
Donuk, anlamsız, fersiz olan (bakış)
- "Dimdik oturuyor, bulanık ve ıslak gözlerle ona bakıyordu."
-
[mecaz]
Niteliği tam anlaşılmayan; bulutlu
- "İzmir-Bursa yolculuğundan dönüşümde ben böyle bulanık bir politika havası içinde bulmuştum."
-
[zarf]
Bulanmış, duru olmayan bir biçimde
- "Bir musluğu açtığınız zaman bile su, evvela bulanık gelir."
-
[sıfat]
Bulanmış olan, duru olmayan
- BULAŞMA
-
-
[isim]
Bulaşmak işi; sıvaşma, sıvışma
-
[tıp]
Bakınız bulaşı
-
[isim]
Bulaşmak işi; sıvaşma, sıvışma
- BULANMA
-
-
[isim]
Bulanmak işi
-
[isim]
Bulanmak işi
- BULANTI
-
-
[isim]
Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum
- "Bu öneri ile karşılaştığım zaman duyduğum mide bulantısını şimdi bile duyuyorum."
-
[isim]
Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum
- BULAMAÇ
-
-
[isim]
Sulu, cıvık hamur
-
Bu koyulukta yapılan çeşitli hamur yemekleri
- "Tatlı bulamaç."
-
[sıfat, mecaz]
Karışık, oradan buradan toplanmış
- "Az çok bulamaç olan romantizm şiirinin daha imbikten geçmiş taraflarına geldim."
-
[isim]
Sulu, cıvık hamur
- BULAŞLI
-
-
[sıfat, tıp]
Hastalık bulaşmış olan; enfekte
-
[sıfat, tıp]
Hastalık bulaşmış olan; enfekte