İçinde bu olan 7 harfli 103 kelime var. İçerisinde BU bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında bu olan kelimeler listesine ya da sonu bu ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KABUSLU
-
-
[sıfat]
Karabasan dolu, sıkıntılı ve korkulu
- "Zeynep yatağına dönünce derin ve kâbuslu bir uykuya daldı."
-
[sıfat]
Karabasan dolu, sıkıntılı ve korkulu
- BURSALI
-
-
[isim]
Bursa ilinden olan kimse
-
[isim]
Bursa ilinden olan kimse
- BULANTI
-
-
[isim]
Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum
- "Bu öneri ile karşılaştığım zaman duyduğum mide bulantısını şimdi bile duyuyorum."
-
[isim]
Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum
- TAMBURA
-
Kelime Kökeni: Arapça ṭanbūre
-
[isim, müzik]
Türk halk müziğinde kullanılan, cura, bulgari, çöğür, bağlama gibi telli ve mızrapla çalınan çalgıların genel adı
- "Gündüzleri öğleden sonra yatağından kalkarak tamburasını eline alıyordu."
-
[isim, müzik]
Türk halk müziğinde kullanılan, cura, bulgari, çöğür, bağlama gibi telli ve mızrapla çalınan çalgıların genel adı
- MAHBUBE
-
Kelime Kökeni: Arapça maḥbūbe
-
[isim, eskimiş]
Sevilen kadın
-
[isim, eskimiş]
Sevilen kadın
- BUYURMA
-
-
[isim]
Bakınız emretme
-
[isim]
Bakınız emretme
- BULANMA
-
-
[isim]
Bulanmak işi
-
[isim]
Bulanmak işi
- BUZULLU
-
-
[sıfat]
Buzulu olan
- "Perdeyi aralamıştı. Karların buzullu aydınlığı odaya üçgenleşip yayıldı."
-
[sıfat]
Buzulu olan
- MECBURİ
-
Kelime Kökeni: Arapça mecbūrī
-
[sıfat]
Bakınız zorunlu
- "Mecburi iniş."
-
[sıfat]
Bakınız zorunlu
- TETABUK
-
Kelime Kökeni: Arapça teṭābuḳ
-
[isim, eskimiş]
Uyma, uygun gelme
-
[isim, eskimiş]
Uyma, uygun gelme
- BURUKSU
-
-
[sıfat]
Buruğa benzer, buruk gibi
- "Bundan kuvvet alarak âdeta bir nevi buruksu saadet içinde yaşamaktayım."
-
[sıfat]
Buruğa benzer, buruk gibi
- TABURCU
-
-
[sıfat]
Hastaneden çıkması kararlaştırılmış (hasta)
-
[sıfat]
Hastaneden çıkması kararlaştırılmış (hasta)
- ÇABUCAK
-
-
[zarf]
Çok çabuk olarak, kısa sürede; aceleten, acilen, alelacele, anında, bir anda, bir çırpıda, bir hamlede, bir koşu, bir lahzada, çabucacık, çabukça, çarçabuk, derakap, derhâl, hemen, hemencecik, hemencek, hızla, hızlı, hızlı hızlı, hoppadak, müstacelen, serian, süratle, şipşak, takkadak, tez beri, tezce, tezelden, vakit kaybetmeden, yellim yelalim
- "Yatakta çabucak doğruldu."
-
[zarf]
Çok çabuk olarak, kısa sürede; aceleten, acilen, alelacele, anında, bir anda, bir çırpıda, bir hamlede, bir koşu, bir lahzada, çabucacık, çabukça, çarçabuk, derakap, derhâl, hemen, hemencecik, hemencek, hızla, hızlı, hızlı hızlı, hoppadak, müstacelen, serian, süratle, şipşak, takkadak, tez beri, tezce, tezelden, vakit kaybetmeden, yellim yelalim
- BUTAFOR
-
-
[isim, tiyatro]
Oyun için gerekli sahne eşyası
- "Sahne altındaki makine, marangoz ve butafor atölyelerine bu kattaki başka bir kapıdan girilirdi."
-
[isim, tiyatro]
Oyun için gerekli sahne eşyası
- BUZHANE
-
Kelime Kökeni: Türkçe buz + Farsça ḫāne
-
[isim]
Buz yapılan yer
-
Soğuk hava deposu
- "Obruk peyniri has peynirdi. Tulum peyniri derlerdi kentte. Şimdikiler buzhane peyniriydi."
-
[isim]
Buz yapılan yer
- BUTİKÇİ
-
-
[isim]
Butik işleten kimse
-
[isim]
Butik işleten kimse
- BURKMAK
-
-
[-i]
Bir şeyi burar gibi ekseni etrafında döndürmek, döndürerek çevirmek
- "Uzun kara saçlarını sıvazlayıp burktu."
-
Kolu, parmağı veya bileği zorlama sonucunda incitmek
- "Kızın yanına gittiğinde ayağını burkmuş gibi yapıp kızın kolundan destek aldı."
-
[mecaz]
Kırılmasına, üzülmesine sebep olmak
- "Bu tatlı hatıra kalbini birdenbire burktu, kaşlarını çattı ve unutmak ister gibi başını salladı."
-
[-i]
Bir şeyi burar gibi ekseni etrafında döndürmek, döndürerek çevirmek
- TETEBBU
-
Kelime Kökeni: Arapça tetebbuʿ
-
[isim, eskimiş]
Bir şeyi iyice inceleme, onunla ilgili bilgi edinme, araştırma
-
[isim, eskimiş]
Bir şeyi iyice inceleme, onunla ilgili bilgi edinme, araştırma
- SABUNLU
-
-
[sıfat]
İçinde sabun eritilmiş
- "Sabunlu su."
-
Sabun sürülmüş fakat durulanmamış
- "Ruhsar Hanım, biri sabunlu, öbürü sadece ıslak iki el beziyle dönmüştü."
-
[sıfat]
İçinde sabun eritilmiş
- BUNAMAK
-
-
[nesnesiz]
Çeşitli sebeplerle zihin gücünü yitirerek ne yaptığını bilemez duruma gelmek; ateh getirmek
- "Artık çok ihtiyarladı; eli ayağı tutmaz oldu, bunadı diyenler var."
-
[nesnesiz]
Çeşitli sebeplerle zihin gücünü yitirerek ne yaptığını bilemez duruma gelmek; ateh getirmek