İçinde beli olan 8 harfli 14 kelime var. İçerisinde BELİ bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında beli olan kelimeler listesine ya da sonu beli ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Beli Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
B E L İ
4 Harfli Kelimeler
BELİ, BİLE
3 Harfli Kelimeler
BEL, İLE, LEB
2 Harfli Kelimeler
BE, EL, İL, LE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BELİRTME
-
-
[isim]
Açık söyleme, belirli kılma, görüş bildirme; tasrih
- "Ama her birinde durumu tam olarak belirtmeye kalkarsam uzayacak."
-
[isim]
Açık söyleme, belirli kılma, görüş bildirme; tasrih
- PEMBELİK
-
-
[isim]
Pembe renginde olma
- "Hatice'nin yüzü o leylak rengine çalan pembeliği ile dalgalanıverdi."
-
[isim]
Pembe renginde olma
- BELİRTEN
-
-
[isim, dil bilgisi]
Bakınız tamlayan
-
[isim, dil bilgisi]
Bakınız tamlayan
- BELİRTİŞ
-
-
[isim]
Belirtmek işi
-
[isim]
Belirtmek işi
- BELİRGİN
-
-
[sıfat]
Belirmiş durumda olan, göze çarpan; bariz, sarih
- "Sesindeki meydan okuyuş öyle belirgin ki ona iyi davrandığıma pişman olacağım neredeyse."
-
[zarf]
Açık bir biçimde
- "Kamaranın kapısı daha belirgin tıklatılıyor şimdi."
-
[sıfat]
Belirmiş durumda olan, göze çarpan; bariz, sarih
- BELİRTKE
-
- BELİRTİK
-
-
[sıfat]
Belli olan.
-
[sıfat]
Belli olan.
- UCUBELİK
-
-
[isim]
Ucube olma durumu
- "Rakım’ın sevincinden, zaferinin arkasındaki mana -cücelik, ucubelik- Rabia’nın içine dokunmuştu."
-
[isim]
Ucube olma durumu
- CAZİBELİ
-
-
[sıfat]
Bakınız çekici
- "Sesi mat, yavaş, tatlı ve cazibeli idi."
-
[mecaz]
İlgiyi, dikkati üzerinde toplayan
- "Zamanın en ciddi, en cazibeli bir meselesini konuşabilmek için oraya kapanmışlar ve kendilerini unutmuşlardı."
-
[sıfat]
Bakınız çekici
- BELİRMEK
-
-
[nesnesiz]
Önce belli veya görünür olmayan bir şey ortaya çıkmak; tezahür etmek
- "Yarı yola yaklaştığında, köprünün karşı ucunda, ona doğru gelen bir karaltı belirdi."
-
Bir düşünce veya durum kesin bir biçim almak; tebellür etmek
- "Kafasında günden güne çeşitli düşünceler, çeşitli kaygılar beliriyordu."
-
İyice görünür ve anlaşılır bir durum almak; tebarüz etmek
- "Bunun akabince bir toz belirdi kim ne benzer evvelkine!"
-
[nesnesiz]
Önce belli veya görünür olmayan bir şey ortaya çıkmak; tezahür etmek
- BELİRTEÇ
-
- BELİTKEN
-
-
[isim, mantık]
Belitler sistemi
-
[isim, mantık]
Belitler sistemi
- ENGEBELİ
-
-
[sıfat]
Engebesi olan, engebesi çok olan; arızalı
- "Keşfedilmiş Amerika'yı yeniden keşfetmek üzere çıktığım uzun, engebeli, uykusuz yolculuklarımda Halim'in gözleri sulandı."
-
[sıfat]
Engebesi olan, engebesi çok olan; arızalı
- BELİRSİZ
-
-
[sıfat]
Belirli olmayan; belgisiz, gayrimuayyen, vuzuhsuz
- "Şimdi galiba belirsiz bir yerde bir esere çalışıyor."
-
Niteliği hakkında tam bir bilgi edinilemeyen; müphem
- "Bir ayağın yerlere sürtünmesinden çıkan, silik ve belirsiz sesi işitti."
-
Kim veya ne olduğu anlaşılamayan
- "Küçük bir ekmek parçası üstüne konmuş, ne olduğu belirsiz yeşilliklerle yapılmış salata kendisine uzatılıyormuş."
-
[sıfat]
Belirli olmayan; belgisiz, gayrimuayyen, vuzuhsuz