İçinde ba olan 9 harfli 353 kelime var. İçerisinde BA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ba olan kelimeler listesine ya da sonu ba ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ba Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A B
2 Harfli Kelimeler
AB
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BAYRAKTAR
-
Kelime Kökeni: Türkçe bayrak + Farsça -dār
-
[isim]
Bayrağı taşımakla görevli kimse
- "Ay yıldızın arkasından geldiğimi söylediğim zaman beni omuzlarına aldılar, bayraktarın arkasında, ay yıldızın altında yürüttüler."
-
[isim]
Bayrağı taşımakla görevli kimse
- SEKBANLIK
-
-
[isim]
Sekban olma durumu
-
[isim]
Sekban olma durumu
- BAYSUNGUR
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Şahin cinsinden yırtıcı bir kuş
-
[isim, hayvan bilimi]
Şahin cinsinden yırtıcı bir kuş
- ÇABASIZCA
-
-
[zarf]
Çabasız bir biçimde; çabasızcasına
- "Dünya artık süt ve bal ırmaklarının aktığı, buğdayın çabasızca yetiştiği bir yere dönüşecektir"
-
[zarf]
Çabasız bir biçimde; çabasızcasına
- BASTIRMAK
-
-
[-i]
Basma işini yaptırmak
- "Kitap bastırmak."
-
Basma işini yapmak
- "Çok güçlüydü, bastırdı, omuzlarını yatağa yapıştırdı âdeta."
-
Zararlı bir olayı önlemek
- "Yangını bastırmak."
-
Bakınız durdurmak
- "Oradaki ayaklanmaları bastırdık, yığınla şehit verdik! Bulgaristan’da, Sırbistan’da, Karadağ’da bütün ayaklanmaları bastırdık."
-
Üstünlüğünü göstermek
- "Şişman, kısa boylu bir yüzbaşı usulsüzlükte, şarlatanlıkta, inatta hepimizi bastırıyor."
-
Bir kumaşın kenarını kıvırıp dikmek
-
Bakınız gidermek
- "Heyecanını bir türlü bastıramıyor."
-
Hemen söylemek
- "Cevabı bastırdı."
-
[nesnesiz]
Bir yere beklenmedik bir anda kalabalık hâlde gelmek
- "Ama bir evi tek başına çeviren, o evin düzeninden sorumlu kadınlar ansızın bastıran konuktan her zaman tedirgin olurlar."
-
[nesnesiz]
Birdenbire gerçekleşmek ve pek çok etki göstermek
- "Kış bastırdığında bu sıcağa rahmet okursunuz."
-
[-e]
Baskı yapmak, üzerine iyice düşmek
- "Köyün ihtiyarları da Feyziye'nin babasına bastırmışlar, onları bağışlatmışlar."
-
[ağızlardan]
Kümes hayvanlarını kuluçkaya yatırmak
-
[-i]
Basma işini yaptırmak
- MÜBAŞERET
-
Kelime Kökeni: Arapça mubāşeret
-
[isim, eskimiş]
Bir işe başlama, bir işe girişme
-
[isim, eskimiş]
Bir işe başlama, bir işe girişme
- BAĞDALAMA
-
-
[isim]
Bağdalamak işi
-
[isim]
Bağdalamak işi
- BABILDAMA
-
-
[isim]
Babıldamak işi
- "... doğumdan sonra ilk iki ay agulama dönemi, iki altı ay arası dönem babıldama ve altı on iki ay arası çağıldama dönemi olarak adlandırılır."
-
[isim]
Babıldamak işi
- YARBAYLIK
-
-
[isim]
Yarbay olma durumu
-
Yarbayın rütbesi
-
Yarbayın görevi
-
[isim]
Yarbay olma durumu
- BÜYÜKBABA
-
-
[isim]
Bakınız dede
- "Büyükbabanın zamanında bergüzarmış, ne yapayım, kıramadım."
-
[isim]
Bakınız dede
- BALKANLIK
-
-
[sıfat]
Sıradağlarla kaplı olan (yer)
- "Yanya’nın batı arazisi dağlık ve balkanlık olduğundan köyler az ve ıssızdır."
-
[sıfat]
Sıradağlarla kaplı olan (yer)
- MUTABAKAT
-
Kelime Kökeni: Arapça muṭābaḳat
- DAVLUMBAZ
-
Kelime Kökeni: Arapça ṭabl + Farsça -bāz
-
[isim]
Mutfak duvarlarında ocak, fırın vb.nin dumanlarını ve kokularını toplayıp bacaya vermeye yarayan aspiratör ile donatılmış, piramidimsi biçimde çıkıntı
- "Bu iş tamamlanınca köyün marangozu gelir, ocağın önündeki davlumbazı ve onun çevresini kuşatan rafları, bir de makat dedikleri yerli kereveti yapar."
-
Yandan çarklı vapurların çarklarını örten yarım daire biçimindeki kapak
- "Ben bir şey söylemeden hızla uzaklaştı davlumbazdan."
-
Otomobillerin tekerleklerini örten yarım daire biçimindeki kapak
-
[isim]
Mutfak duvarlarında ocak, fırın vb.nin dumanlarını ve kokularını toplayıp bacaya vermeye yarayan aspiratör ile donatılmış, piramidimsi biçimde çıkıntı
- BAĞINTILI
-
-
[sıfat]
Başka bir şeyle ilgisi olan, bağıntısı bulunan
- "Bu durum da eğitim sorununun ekonomik ve sosyal gelişmeyle sıkı sıkıya bağıntılı olduğunu göstermektedir."
-
Kesin olmayıp kişiden kişiye, zamandan zamana, yerden yere değişebilen; bağıl, görece, göreceli, göreli, izafi, nispi, rölatif
-
Geçerliliği koşullara bağlı olan; görece, göreceli, göreli
-
[felsefe]
Bağlı olduğu nesne veya olay ile ilgili olarak değişen; bağıl, görece, göreceli, göreli, izafi, rölatif
-
[felsefe]
Bir şeye göre olan, varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı olan; bağıl, görece, göreceli, göreli, izafi, nispi, rölatif
-
[isim, biyoloji]
Organizmanın değişik yapı ve organları arasındaki uyum ve bağlantı; bağlılaşım
-
[sıfat]
Başka bir şeyle ilgisi olan, bağıntısı bulunan
- BAĞIŞLAMA
-
-
[isim]
Bağışlamak işi; affetme, affeyleme, bahşetme, mağfiret, gufran
- "Hoşgörü ve bağışlamadır o insanı günahtan arındıran duygu."
-
[isim]
Bağışlamak işi; affetme, affeyleme, bahşetme, mağfiret, gufran
- KASABACIK
-
-
[isim]
Küçük kasaba
- "Edirne'yle İstanbul arasındaki kasabacıklardan birinde yaşıyoruz."
-
[isim]
Küçük kasaba
- BATIRILMA
-
-
[isim]
Batırılmak işi
-
[isim]
Batırılmak işi
- KÖPRÜBAŞI
-
-
[isim, askerlik]
İlerlemek için çıkılan elverişli kıyı veya tutulan önemli nokta
-
[mecaz]
Önemli mevki
-
[isim, askerlik]
İlerlemek için çıkılan elverişli kıyı veya tutulan önemli nokta
- KABAHATLİ
-
-
[sıfat]
Kabahati olan; töhmetli
- "Biz o zaman bu sözleri en kötü bir biçimde manalandırarak hanımı kabahatli bulmuştuk."
-
[sıfat]
Kabahati olan; töhmetli
- ABARTILMA
-
-
[isim]
Abartılmak işi
-
[isim]
Abartılmak işi