İçinde ba olan 9 harfli 353 kelime var. İçerisinde BA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ba olan kelimeler listesine ya da sonu ba ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ba Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A B

2 Harfli Kelimeler

AB

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BAYRAKTAR

Kelime Kökeni: Türkçe bayrak + Farsça -dār

  1. [isim] Bayrağı taşımakla görevli kimse
    • "Ay yıldızın arkasından geldiğimi söylediğim zaman beni omuzlarına aldılar, bayraktarın arkasında, ay yıldızın altında yürüttüler." (Halide Edip Adıvar)
SEKBANLIK

  1. [isim] Sekban olma durumu
BAYSUNGUR

  1. [isim, hayvan bilimi] Şahin cinsinden yırtıcı bir kuş
ÇABASIZCA

  1. [zarf] Çabasız bir biçimde; çabasızcasına
    • "Dünya artık süt ve bal ırmaklarının aktığı, buğdayın çabasızca yetiştiği bir yere dönüşecektir" (Ezgi Duran)
BASTIRMAK

  1. [-i] Basma işini yaptırmak
    • "Kitap bastırmak."
  2. Basma işini yapmak
    • "Çok güçlüydü, bastırdı, omuzlarını yatağa yapıştırdı âdeta." (Tarık Dursun K)
  3. Zararlı bir olayı önlemek
    • "Yangını bastırmak."
  4. Bakınız durdurmak
    • "Oradaki ayaklanmaları bastırdık, yığınla şehit verdik! Bulgaristan’da, Sırbistan’da, Karadağ’da bütün ayaklanmaları bastırdık." (Necati Cumalı)
  5. Üstünlüğünü göstermek
    • "Şişman, kısa boylu bir yüzbaşı usulsüzlükte, şarlatanlıkta, inatta hepimizi bastırıyor." (Ömer Seyfettin)
  6. Bir kumaşın kenarını kıvırıp dikmek
  7. Bakınız gidermek
    • "Heyecanını bir türlü bastıramıyor." (Nezihe Araz)
  8. Hemen söylemek
    • "Cevabı bastırdı."
  9. [nesnesiz] Bir yere beklenmedik bir anda kalabalık hâlde gelmek
    • "Ama bir evi tek başına çeviren, o evin düzeninden sorumlu kadınlar ansızın bastıran konuktan her zaman tedirgin olurlar." (Oktay Rifat)
  10. [nesnesiz] Birdenbire gerçekleşmek ve pek çok etki göstermek
    • "Kış bastırdığında bu sıcağa rahmet okursunuz." (Ayşe Kulin)
  11. [-e] Baskı yapmak, üzerine iyice düşmek
    • "Köyün ihtiyarları da Feyziye'nin babasına bastırmışlar, onları bağışlatmışlar." (Erhan Bener)
  12. [ağızlardan] Kümes hayvanlarını kuluçkaya yatırmak
MÜBAŞERET

Kelime Kökeni: Arapça mubāşeret

  1. [isim, eskimiş] Bir işe başlama, bir işe girişme
BAĞDALAMA

  1. [isim] Bağdalamak işi
BABILDAMA

  1. [isim] Babıldamak işi
    • "... doğumdan sonra ilk iki ay agulama dönemi, iki altı ay arası dönem babıldama ve altı on iki ay arası çağıldama dönemi olarak adlandırılır." (Ali Uğur Erşahin)
YARBAYLIK

  1. [isim] Yarbay olma durumu
  2. Yarbayın rütbesi
  3. Yarbayın görevi
BÜYÜKBABA

  1. [isim] Bakınız dede
    • "Büyükbabanın zamanında bergüzarmış, ne yapayım, kıramadım." (Ercüment Ekrem Talu)
BALKANLIK

  1. [sıfat] Sıradağlarla kaplı olan (yer)
    • "Yanya’nın batı arazisi dağlık ve balkanlık olduğundan köyler az ve ıssızdır." (Necdet Sakaoğlu)
MUTABAKAT

Kelime Kökeni: Arapça muṭābaḳat

  1. [isim] Bakınız uzlaşma
  2. Bakınız uygunluk
  3. [eskimiş, biyoloji] Bakınız uyum
DAVLUMBAZ

Kelime Kökeni: Arapça ṭabl + Farsça -bāz

  1. [isim] Mutfak duvarlarında ocak, fırın vb.nin dumanlarını ve kokularını toplayıp bacaya vermeye yarayan aspiratör ile donatılmış, piramidimsi biçimde çıkıntı
    • "Bu iş tamamlanınca köyün marangozu gelir, ocağın önündeki davlumbazı ve onun çevresini kuşatan rafları, bir de makat dedikleri yerli kereveti yapar." (Cahit Uçuk)
  2. Yandan çarklı vapurların çarklarını örten yarım daire biçimindeki kapak
    • "Ben bir şey söylemeden hızla uzaklaştı davlumbazdan." (Zeyyat Selimoğlu)
  3. Otomobillerin tekerleklerini örten yarım daire biçimindeki kapak
BAĞINTILI

  1. [sıfat] Başka bir şeyle ilgisi olan, bağıntısı bulunan
    • "Bu durum da eğitim sorununun ekonomik ve sosyal gelişmeyle sıkı sıkıya bağıntılı olduğunu göstermektedir." (Ergül Han)
  2. Kesin olmayıp kişiden kişiye, zamandan zamana, yerden yere değişebilen; bağıl, görece, göreceli, göreli, izafi, nispi, rölatif
  3. Geçerliliği koşullara bağlı olan; görece, göreceli, göreli
  4. [felsefe] Bağlı olduğu nesne veya olay ile ilgili olarak değişen; bağıl, görece, göreceli, göreli, izafi, rölatif
  5. [felsefe] Bir şeye göre olan, varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı olan; bağıl, görece, göreceli, göreli, izafi, nispi, rölatif
  6. [isim, biyoloji] Organizmanın değişik yapı ve organları arasındaki uyum ve bağlantı; bağlılaşım
BAĞIŞLAMA

  1. [isim] Bağışlamak işi; affetme, affeyleme, bahşetme, mağfiret, gufran
    • "Hoşgörü ve bağışlamadır o insanı günahtan arındıran duygu." (İnci Aral)
KASABACIK

  1. [isim] Küçük kasaba
    • "Edirne'yle İstanbul arasındaki kasabacıklardan birinde yaşıyoruz." (Memduh Şevket Esendal)
BATIRILMA

  1. [isim] Batırılmak işi
KÖPRÜBAŞI

  1. [isim, askerlik] İlerlemek için çıkılan elverişli kıyı veya tutulan önemli nokta
  2. [mecaz] Önemli mevki
KABAHATLİ

  1. [sıfat] Kabahati olan; töhmetli
    • "Biz o zaman bu sözleri en kötü bir biçimde manalandırarak hanımı kabahatli bulmuştuk." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
ABARTILMA

  1. [isim] Abartılmak işi
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü