İçinde ba olan 6 harfli 240 kelime var. İçerisinde BA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ba olan kelimeler listesine ya da sonu ba ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ba Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A B

2 Harfli Kelimeler

AB

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BAKMAK

  1. [-e] Bakışı bir şey üzerine çevirmek
    • "Zamanla nasıl değişiyor insan / Hangi resmime baksam ben değilim" (Cahit Sıtkı Tarancı)
  2. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak
    • "Limana bakan penceresinden deniz görünürdü." (Orhan Veli Kanık)
  3. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek; esermek
  4. Bakınız geçindirmek
    • "Üç çocuklu bir aileye bakıyor."
  5. Bir iş birinden beklenmek
    • "Evin bütün işleri bana bakıyor."
  6. Hastayı muayene etmek
    • "Tekrar yukarı çıktık, doktor baksın da bir şey desin diye beklemeye başladık."
  7. Tedavi etmek için ilgilenmek
  8. Görüp incelemek
    • "Git bak bakalım, evdeler mi? Şu hesaba sen de bak."
  9. Kontrol etmek
    • "Yemeğin tadına bakar mısınız?"
  10. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak
    • "Pasaport işine polis bakar."
  11. [nesnesiz] İtina göstermek; ilgilenmek
    • "Baktılar, ettiler; ilaç, tedavi faydası olmadı." (Erhan Bener)
  12. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak
    • "Çocuğum, sen derslerine bak."
  13. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak
    • "Bu iş beş bin liraya bakar."
  14. Bir şeyi gözetmek, korumak
  15. -e benzemek
    • "Bu kumaşın rengi yeşile bakıyor."
  16. [nesnesiz] Bir şeyin farkına varmak
    • "Bazı akşamlar bakarım Halil savuşur, nereye gittiğini de kimseye söylemez." (Memduh Şevket Esendal)
  17. Özen göstermek
    • "Vaktini boş geçirmemeye bak!"
CİLBAN

  1. [isim, ağızlardan] Çok küçük taneli fasulye
BANGUİ

  1. [isim] Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti
TABAKA

Kelime Kökeni: Arapça ṭabaḳa

  1. [isim, jeoloji] Bakınız katman
    • "Madenin üzerindeki kalın toprak tabakası kaldırılıyor."
  2. [sıfat] Baskı ve yazıda kullanılan, değişik boyutlarda kesilmiş (kâğıt)
    • "... masası başına geçip oturur, bir tabaka kâğıt çeker önüne, bir şeyler yazar, dikkatle katlar..." (Orhan Asena)
  3. [toplum bilimi] Bakınız kat (I)
  4. Bakınız sınıf
    • "Her milletten, her tabakadan, huyları, dinleri, dilleri farklı fakat amaçları aynı olan insanların bulunduğu bir yerdi burası." (İhsan Oktay Anar)
  5. [mimarlık] Osmanlı mimarisinde caminin mahfilden itibaren kubbeye kadar olan çeşitli katlarından her biri
BAYATİ

Kelime Kökeni: Farsça bayāt + Arapça -ī

  1. [isim, müzik] Klasik Türk müziğinde uşşak dörtlüsüne buselik beşlisi katılmasıyla yapılmış eski bir makam
    • "Onun için bu besteler başlar başlamaz her tarafta ses kesilir, komşu evlerden, pencerelerden başlar uzanır, denizde gezinenler varsa orada, hemen pencerenin önünde dururlar ve Boğaz gecesinin geniş, pırıltılı sükûtu bayatinin, mahurun sıcak busesi ile kucaklaşırdı." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
TARABA

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız tahta perde
BALZAM

Kelime Kökeni: İngilizce balsam

  1. [isim] Bakınız balsam
BAĞCIK

  1. [isim] Bağlama işinde kullanılan şerit biçiminde bağ
    • "İnce belini önden bağcıklarla bağlanmış bir korsaj sıkmıştı." (Nazlı Eray)
AMBALE

Kelime Kökeni: Fransızca emballé

  1. [isim] "Birini düşünemez duruma getirmek, çok yormak, fazla gaz vererek otomobili çalışamaz duruma getirmek" anlamlarındaki ambale etmek ve "çok yorulup iş göremez, düşünemez duruma gelmek" anlamındaki ambale olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
BALÇAK

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız kabza
  2. Bakınız barçak
BALYAJ

Kelime Kökeni: Fransızca balayage

  1. [isim] Saça, seyrek olarak ve kalın parçalar hâlinde yapılan, saç renginin dışında kızıl, sarı, mavi vb. renk uygulaması
BARATA

Kelime Kökeni: İtalyanca barretta

  1. [isim] Bilim doktorları ile kardinallerin giydikleri dört köşe külah veya başlık
  2. [tarih] Osmanlı sarayında genellikle bostancıların, baltacı ve kapıcıların giydikleri, kırmızı çuhadan yapılmış, ucu kıvrık, uzunca başlık
BAHŞİŞ

Kelime Kökeni: Farsça baḫşiş

  1. [isim] Yapılan bir hizmete ödenen ücretten ayrı olarak fazladan verilen para; kahve parası
    • "Babam paranın üstünü kürdanlarla birlikte olduğu gibi aldı, cebine koydu; garsona hiç bahşiş bırakmadı." (Adalet Ağaoğlu)
BAKKAL

Kelime Kökeni: Arapça baḳḳāl

  1. [isim] Yiyecek, içecek vb. maddeleri perakende olarak satan kimse
    • "Bakkallar, sebzeciler eline bir iki şey tutuştururlardı." (Ayla Kutlu)
  2. Bu maddelerin satıldığı dükkân
    • "Bir evin ihtiyacı olabilecek hemen hemen her şey bakkallarda bulunurdu." (Raşit Aker)
ABARTI

  1. [isim] Bir şeyi, bir olayı olduğundan büyük veya çok gösterme; mübalağa
    • "Aşklarda, evlenmeden önceki samimiyet ve bağlılıkta abartı olabilir fakat aynı abartılı tavırların evlilik sonrasına taşınması gerçekliğe aykırıdır." (Şaban Sağlık)
BANMAK

  1. [-e, -i] Katı bir şeyi sulu veya tuz, biber vb. toz durumundaki maddelerin içine batırıp çıkarmak; bandırmak
    • "Kahvaltımı önüme serer / Reçele ekmek banar, yerim" (Behçet Necatigil)
YABANİ

  1. [sıfat] Doğada yaşayan, evcil olmayan (hayvan); yabanıl, vahşi, evcil karşıtı
  2. Doğada kendiliğinden yetişen (bitki); yabanıl
  3. Bakınız tor (II)
  4. [mecaz] Görgüsü olmayan, kaba ve hoyrat (kimse); yamyam
    • "Babası, dağdan gelme, dangıl dungul bir yabaniymiş." (Sermet Muhtar Alus)
BALİCİ

  1. [sıfat] Yapıştırıcıların içerisindeki uçucu kimyasalları özellikle soluma yoluyla uyuşturucu olarak kullanma bağımlılığı bulunan (kimse)
    • "Ürkütücü ve aynı derece komik bakışları vardı, ıssız bir arka sokakta yanınıza gelen balici çocuklar gibi 70’lerde ortaya çıkmış endüstriyel müzik gibi…" (Dağhan Özek)
BATERİ

Kelime Kökeni: Fransızca batterie

  1. [isim, müzik] Orkestrada vurmalı çalgılar topluluğu; davul
BASMAK

  1. [-e] Vücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak
    • "Bastığın yerlerde güller açtı, sarıldı ayaklarına." (Cahit Külebi)
  2. Küçük çocuk ayakta durabilmek
  3. Bir şeyi üzerine kuvvet vererek itmek
    • "Motor çalıştıktan sonra debriyaja basarsınız." (Halide Edip Adıvar)
  4. [-e, -i] Sıkıştırarak yerleştirmek
    • "Peyniri küpe basmak."
  5. [-i] Bası işi yapmak; tabetmek
  6. [-i, nesnesiz] Bakınız kaplamak
    • "Yollarını ot basmış, çamları yükselip saçaklarına el atmış olan bu büyük köşk." (Memduh Şevket Esendal)
  7. [-e, -i] Bir şey üzerinde kalıp, mühür vb.yle iz yapmak
    • "Şuraya başparmağını bas, dediler, ben de bastım." (Sait Faik Abasıyanık)
  8. [-i] Bir yere baskın yapmak
    • "Ölen kızın intikamını almak için köyü basıp yakmış." (Etem İzzet Benice)
  9. Bir kimse bir yaşa girmek
    • "On dokuz yaşına yeni basmış, ürkek ve utangaç bir kızdım." (Azra Erhat)
  10. [-i, nesnesiz] Duman, sis vb. bir yere çökmek
    • "Şehri akşamüstü sis basmıştı." (Sait Faik Abasıyanık)
  11. [-i, nesnesiz] Basınç yaparak sıvı ve gazları itmek
    • "Pompa bozulmuş, suyu basmıyor. Otomobilin lastiğine hava basmak."
  12. [nesnesiz] Kümes hayvanı kuluçkaya yatmak
  13. [-i] Uygunsuz vaziyette yakalamak
  14. [nesnesiz, mecaz] Bir şeyin etkisinde kalıp eziklik, üzüntü ve ağırlık duymak
    • "Yüreğinin acısını duyuyordu. Sıkıntı basmış, terlemeye başlamıştı. İzin istedi." (Yusuf Ziya Bahadınlı)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü