İçinde ba olan 6 harfli 240 kelime var. İçerisinde BA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ba olan kelimeler listesine ya da sonu ba ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ba Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AB
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- BAKMAK
-
-
[-e]
Bakışı bir şey üzerine çevirmek
- "Zamanla nasıl değişiyor insan / Hangi resmime baksam ben değilim"
-
Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak
- "Limana bakan penceresinden deniz görünürdü."
-
Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek; esermek
-
Bakınız geçindirmek
- "Üç çocuklu bir aileye bakıyor."
-
Bir iş birinden beklenmek
- "Evin bütün işleri bana bakıyor."
-
Hastayı muayene etmek
- "Tekrar yukarı çıktık, doktor baksın da bir şey desin diye beklemeye başladık."
-
Tedavi etmek için ilgilenmek
-
Görüp incelemek
- "Git bak bakalım, evdeler mi? Şu hesaba sen de bak."
-
Kontrol etmek
- "Yemeğin tadına bakar mısınız?"
-
Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak
- "Pasaport işine polis bakar."
-
[nesnesiz]
İtina göstermek; ilgilenmek
- "Baktılar, ettiler; ilaç, tedavi faydası olmadı."
-
Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak
- "Çocuğum, sen derslerine bak."
-
Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak
- "Bu iş beş bin liraya bakar."
-
Bir şeyi gözetmek, korumak
-
-e benzemek
- "Bu kumaşın rengi yeşile bakıyor."
-
[nesnesiz]
Bir şeyin farkına varmak
- "Bazı akşamlar bakarım Halil savuşur, nereye gittiğini de kimseye söylemez."
-
Özen göstermek
- "Vaktini boş geçirmemeye bak!"
-
[-e]
Bakışı bir şey üzerine çevirmek
- CİLBAN
-
-
[isim, ağızlardan]
Çok küçük taneli fasulye
-
[isim, ağızlardan]
Çok küçük taneli fasulye
- BANGUİ
-
-
[isim]
Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti
-
[isim]
Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti
- TABAKA
-
Kelime Kökeni: Arapça ṭabaḳa
-
[isim, jeoloji]
Bakınız katman
- "Madenin üzerindeki kalın toprak tabakası kaldırılıyor."
-
[sıfat]
Baskı ve yazıda kullanılan, değişik boyutlarda kesilmiş (kâğıt)
- "... masası başına geçip oturur, bir tabaka kâğıt çeker önüne, bir şeyler yazar, dikkatle katlar..."
-
[toplum bilimi]
Bakınız kat (I)
-
Bakınız sınıf
- "Her milletten, her tabakadan, huyları, dinleri, dilleri farklı fakat amaçları aynı olan insanların bulunduğu bir yerdi burası."
-
[mimarlık]
Osmanlı mimarisinde caminin mahfilden itibaren kubbeye kadar olan çeşitli katlarından her biri
-
[isim, jeoloji]
Bakınız katman
- BAYATİ
-
Kelime Kökeni: Farsça bayāt + Arapça -ī
-
[isim, müzik]
Klasik Türk müziğinde uşşak dörtlüsüne buselik beşlisi katılmasıyla yapılmış eski bir makam
- "Onun için bu besteler başlar başlamaz her tarafta ses kesilir, komşu evlerden, pencerelerden başlar uzanır, denizde gezinenler varsa orada, hemen pencerenin önünde dururlar ve Boğaz gecesinin geniş, pırıltılı sükûtu bayatinin, mahurun sıcak busesi ile kucaklaşırdı."
-
[isim, müzik]
Klasik Türk müziğinde uşşak dörtlüsüne buselik beşlisi katılmasıyla yapılmış eski bir makam
- TARABA
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız tahta perde
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız tahta perde
- BALZAM
-
Kelime Kökeni: İngilizce balsam
-
[isim]
Bakınız balsam
-
[isim]
Bakınız balsam
- BAĞCIK
-
-
[isim]
Bağlama işinde kullanılan şerit biçiminde bağ
- "İnce belini önden bağcıklarla bağlanmış bir korsaj sıkmıştı."
-
[isim]
Bağlama işinde kullanılan şerit biçiminde bağ
- AMBALE
-
Kelime Kökeni: Fransızca emballé
-
[isim]
"Birini düşünemez duruma getirmek, çok yormak, fazla gaz vererek otomobili çalışamaz duruma getirmek" anlamlarındaki ambale etmek ve "çok yorulup iş göremez, düşünemez duruma gelmek" anlamındaki ambale olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
-
[isim]
"Birini düşünemez duruma getirmek, çok yormak, fazla gaz vererek otomobili çalışamaz duruma getirmek" anlamlarındaki ambale etmek ve "çok yorulup iş göremez, düşünemez duruma gelmek" anlamındaki ambale olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz
- BALÇAK
-
- BALYAJ
-
Kelime Kökeni: Fransızca balayage
-
[isim]
Saça, seyrek olarak ve kalın parçalar hâlinde yapılan, saç renginin dışında kızıl, sarı, mavi vb. renk uygulaması
-
[isim]
Saça, seyrek olarak ve kalın parçalar hâlinde yapılan, saç renginin dışında kızıl, sarı, mavi vb. renk uygulaması
- BARATA
-
Kelime Kökeni: İtalyanca barretta
-
[isim]
Bilim doktorları ile kardinallerin giydikleri dört köşe külah veya başlık
-
[tarih]
Osmanlı sarayında genellikle bostancıların, baltacı ve kapıcıların giydikleri, kırmızı çuhadan yapılmış, ucu kıvrık, uzunca başlık
-
[isim]
Bilim doktorları ile kardinallerin giydikleri dört köşe külah veya başlık
- BAHŞİŞ
-
Kelime Kökeni: Farsça baḫşiş
-
[isim]
Yapılan bir hizmete ödenen ücretten ayrı olarak fazladan verilen para; kahve parası
- "Babam paranın üstünü kürdanlarla birlikte olduğu gibi aldı, cebine koydu; garsona hiç bahşiş bırakmadı."
-
[isim]
Yapılan bir hizmete ödenen ücretten ayrı olarak fazladan verilen para; kahve parası
- BAKKAL
-
Kelime Kökeni: Arapça baḳḳāl
-
[isim]
Yiyecek, içecek vb. maddeleri perakende olarak satan kimse
- "Bakkallar, sebzeciler eline bir iki şey tutuştururlardı."
-
Bu maddelerin satıldığı dükkân
- "Bir evin ihtiyacı olabilecek hemen hemen her şey bakkallarda bulunurdu."
-
[isim]
Yiyecek, içecek vb. maddeleri perakende olarak satan kimse
- ABARTI
-
-
[isim]
Bir şeyi, bir olayı olduğundan büyük veya çok gösterme; mübalağa
- "Aşklarda, evlenmeden önceki samimiyet ve bağlılıkta abartı olabilir fakat aynı abartılı tavırların evlilik sonrasına taşınması gerçekliğe aykırıdır."
-
[isim]
Bir şeyi, bir olayı olduğundan büyük veya çok gösterme; mübalağa
- BANMAK
-
-
[-e, -i]
Katı bir şeyi sulu veya tuz, biber vb. toz durumundaki maddelerin içine batırıp çıkarmak; bandırmak
- "Kahvaltımı önüme serer / Reçele ekmek banar, yerim"
-
[-e, -i]
Katı bir şeyi sulu veya tuz, biber vb. toz durumundaki maddelerin içine batırıp çıkarmak; bandırmak
- YABANİ
-
-
[sıfat]
Doğada yaşayan, evcil olmayan (hayvan); yabanıl, vahşi, evcil karşıtı
-
Doğada kendiliğinden yetişen (bitki); yabanıl
-
Bakınız tor (II)
-
[mecaz]
Görgüsü olmayan, kaba ve hoyrat (kimse); yamyam
- "Babası, dağdan gelme, dangıl dungul bir yabaniymiş."
-
[sıfat]
Doğada yaşayan, evcil olmayan (hayvan); yabanıl, vahşi, evcil karşıtı
- BALİCİ
-
-
[sıfat]
Yapıştırıcıların içerisindeki uçucu kimyasalları özellikle soluma yoluyla uyuşturucu olarak kullanma bağımlılığı bulunan (kimse)
- "Ürkütücü ve aynı derece komik bakışları vardı, ıssız bir arka sokakta yanınıza gelen balici çocuklar gibi 70’lerde ortaya çıkmış endüstriyel müzik gibi…"
-
[sıfat]
Yapıştırıcıların içerisindeki uçucu kimyasalları özellikle soluma yoluyla uyuşturucu olarak kullanma bağımlılığı bulunan (kimse)
- BATERİ
-
Kelime Kökeni: Fransızca batterie
-
[isim, müzik]
Orkestrada vurmalı çalgılar topluluğu; davul
-
[isim, müzik]
Orkestrada vurmalı çalgılar topluluğu; davul
- BASMAK
-
-
[-e]
Vücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak
- "Bastığın yerlerde güller açtı, sarıldı ayaklarına."
-
Küçük çocuk ayakta durabilmek
-
Bir şeyi üzerine kuvvet vererek itmek
- "Motor çalıştıktan sonra debriyaja basarsınız."
-
[-e, -i]
Sıkıştırarak yerleştirmek
- "Peyniri küpe basmak."
-
[-i]
Bası işi yapmak; tabetmek
-
[-i, nesnesiz]
Bakınız kaplamak
- "Yollarını ot basmış, çamları yükselip saçaklarına el atmış olan bu büyük köşk."
-
[-e, -i]
Bir şey üzerinde kalıp, mühür vb.yle iz yapmak
- "Şuraya başparmağını bas, dediler, ben de bastım."
-
[-i]
Bir yere baskın yapmak
- "Ölen kızın intikamını almak için köyü basıp yakmış."
-
Bir kimse bir yaşa girmek
- "On dokuz yaşına yeni basmış, ürkek ve utangaç bir kızdım."
-
[-i, nesnesiz]
Duman, sis vb. bir yere çökmek
- "Şehri akşamüstü sis basmıştı."
-
[-i, nesnesiz]
Basınç yaparak sıvı ve gazları itmek
- "Pompa bozulmuş, suyu basmıyor. Otomobilin lastiğine hava basmak."
-
[nesnesiz]
Kümes hayvanı kuluçkaya yatmak
-
[-i]
Uygunsuz vaziyette yakalamak
-
[nesnesiz, mecaz]
Bir şeyin etkisinde kalıp eziklik, üzüntü ve ağırlık duymak
- "Yüreğinin acısını duyuyordu. Sıkıntı basmış, terlemeye başlamıştı. İzin istedi."
-
[-e]
Vücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak