İçinde aşmak olan 10 harfli 83 kelime var. İçerisinde AŞMAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında aşmak olan kelimeler listesine ya da sonu aşmak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Aşmak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A A K M Ş

5 Harfli Kelimeler

AKŞAM, AŞMAK

4 Harfli Kelimeler

AKMA, AŞMA, KAMA, MAAŞ, MAŞA, ŞAKA, ŞAMA

3 Harfli Kelimeler

AKA, AMA, AŞK, KAM, KAŞ, MAŞ, ŞAK, ŞAM

2 Harfli Kelimeler

AK, AM, AŞ, MA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AYNALAŞMAK

  1. [nesnesiz] Bir şeyi ayna gibi yansıtmak
    • "Bir milyon yıl aynı noktaya bakmaktan aynalaşmış bir yüzü var." (Hüseyin Su)
KURULAŞMAK

  1. [nesnesiz] Kuru duruma gelmek
  2. [mecaz] Özelliğini, gücünü, canlılığını yitirmek
    • "Fakat sonradan yazılmayan, ancak yaşanan hadiseler geçmeye başlayınca mektuplarım, kendim de farkına varmadan kısaldı, kurulaştı ve Nihal’den şikâyetler yağmaya başladı." (Peride Celal)
BLOKLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Blok durumuna gelmek
AÇIKLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Açık duruma gelmek
    • "Gitgide şekiller daha açıklaştı, renk ve mana almaya başladı." (M. Turhan Tan)
  2. Rengi açılmak
ANIKLAŞMAK

  1. [nesnesiz, eskimiş] Hazır durumda olmak
YAPILAŞMAK

  1. [nesnesiz] Yapı durumuna gelmek
AĞIRLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Ağır duruma gelmek
    • "Önceleri tüy gibi gelen herif, yol aldıkça bir ağırlaştı, bir ağırlaştı. Ben diyeyim beş ton, siz deyin on beş ton." (Aziz Nesin)
  2. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak
  3. Gökyüzü bulutlu, karanlık, iç karartıcı bir hâl almak
    • "Büsbütün ağırlaşmış bir hava içinde nerelerden geçtiğimizi artık fark etmiyorduk." (Reşat Nuri Güntekin)
  4. Bakınız yavaşlamak
    • "Artık yavaş yavaş göçüyor, boyu kısalıyor, teni sararıyor, hareketleri ağırlaşıyordu." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  5. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak
    • "Bu et yarına kalırsa ağırlaşır."
  6. Organ görevini yapamaz duruma gelmek
  7. Göz kapakları kapanmak üzere olmak
    • "Önündeki kâğıda bir iki satır yazdıktan sonra göz kapakları ağırlaşıyor, hiçbir şey düşünemez oluyordu." (Oğuz Atay)
  8. [mecaz] Artan, çoğalan
    • "Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım." (Ömer Seyfettin)
  9. [mecaz] Gebe kadının doğurması yaklaşmak
    • "Haziran ayı başında Mevhibe’nin hamileliği ağırlaştı." (Gülsün Bilgehan)
  10. [mecaz] Ağırbaşlı hâle gelmek
  11. [mecaz] Bakınız güçleşmek
    • "İşte bundan dolayı da gençliğin sorunları daha da ağırlaşıyor, büyüyor." (Yaşar Kemal)
  12. [mecaz] Hasta tehlikeli duruma gelmek
    • "Pek çok insan hastalıklarının başlangıcında komşuya, eczaneye, kırık çıkıkçıya, hocaya başvurmakta, olay önlenemez hâle gelip hasta ağırlaşınca hekime gelmektedir." (Jale Baysal)
TUNÇLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Tunç rengini almak
MODALAŞMAK

  1. [nesnesiz] Moda değeri kazanmak
ORAKLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Orak biçimini almak
    • "Birdenbire başını şöyle bir çevirdi ve bir kaldırdı o şakağa doğru oraklaşan kaşını." (Tarık Buğra)
ANAÇLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Anaç duruma gelmek
KOVALAŞMAK

  1. [nesnesiz] Birbirini kovalamak
    • "Öfkeyle kuduran yüzü, güller arasında kuşlar gibi cıvıldaşarak ve kovalaşarak öptüğüm yüz değildi." (Halikarnas Balıkçısı)
KURTLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Kurt durumuna gelmek, kurt gibi olmak
    • "Birkaç vurgun yaptın mı alışır, kurtlaşırsın." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
KAYALAŞMAK

  1. [nesnesiz] Kaya durumuna gelmek
  2. [mecaz] Donup kalmak
    • "... Yordam’ın ötede duran kabullenmiş ve kayalaşmış kütlesi karşısında hayretlere düşüyordum." (Sevinç Çokum)
SULULAŞMAK

  1. [nesnesiz] Yersiz, yavan şakalar yapmak
    • "Cins ve terbiye bakımından Fransız olan kadınlar içtikçe coşuyorlar, sululaşıyorlar." (Sait Faik Abasıyanık)
  2. Kadınlara tatsız iltifatlarda bulunmak
KOYULAŞMAK

  1. [nesnesiz] Koyu duruma gelmek; koyulmak
    • "Sessiz oturduğu yerde soluk mavi gözleri koyulaşarak dinliyordu." (Halide Edip Adıvar)
  2. Bakınız kıvamlanmak
  3. [mecaz] Derinleşmek, hararetlenmek, aşırı duruma gelmek
AĞIZLAŞMAK

  1. [nesnesiz, -le, anatomi] İki kan damarı birbiri içine açılmak
KALPLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Bir kimse çeviklik, doğruluk veya çalışkanlığını yitirmek
    • "Bu işçi gittikçe kalplaşıyor."
ALIKLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Alık duruma gelmek
  2. Bir şey karşısında aptallaşıp şaşırmak
    • "Birdenbire alıklaşan yüzünü bir zafer gururuyla seyrediyordu." (Halide Edip Adıvar)
DOSTLAŞMAK

  1. [nesnesiz] Dost durumuna gelmek, dost olmak
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü