İçinde ağı olan 5 harfli 18 kelime var. İçerisinde AĞI bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ağı olan kelimeler listesine ya da sonu ağı ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ağı Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A I Ğ
3 Harfli Kelimeler
AĞI
2 Harfli Kelimeler
AĞ
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AŞAĞI
-
-
[isim]
Bir şeyin alt bölümü; zir, yukarı karşıtı
-
Eğimli bir yerin daha alçak olan yeri
-
[sıfat]
Bir yere göre daha alçak yerde bulunan
- "Aşağı katı, sakin ve daha sıcak olduğu için seçtik."
-
[sıfat, mecaz]
Niteliği düşük olan; adi
-
[sıfat, mecaz]
Daha küçük, daha az
- "On sekiz yaşından aşağı olanlar giremez."
-
[sıfat, mecaz]
Değeri daha az
-
[zarf]
Yere doğru
- "Bir gün içinde yukarıdan aşağı inmiştik."
-
[isim]
Bir şeyin alt bölümü; zir, yukarı karşıtı
- SAĞIN
-
-
[sıfat, felsefe]
Doğruluk kuralına uygun olan
-
Sözün anlatılmak istenene tam karşılık olması, tam uygun düşmesi niteliği, sahih
- "Sağın anlatım."
-
[sıfat, felsefe]
Doğruluk kuralına uygun olan
- SAĞIM
-
-
[isim]
Sağmak işi
-
Süt veren hayvan
- "Onun epey sağımı var."
-
[isim]
Sağmak işi
- OTAĞI
-
-
Bakınız otağ (otağ kelimesinin üçüncü tekil kişi iyelik ekli biçimi)
-
Bakınız otağ (otağ kelimesinin üçüncü tekil kişi iyelik ekli biçimi)
- BAĞIR
-
- SAĞIR
-
-
[sıfat]
İşitme ve konuşma sorunu yaşayan, iletişimi işaret dili ile kurabilen ve işiten kişilerle iletişim kurmakta zorlanan (kimse)
-
[mecaz]
Ses geçirmeyen
- "Adliyenin arka taraflarına isabet eden, şehrin gürültüsünü duymayan, sağır, mahfuz bir odasında idik."
-
[mecaz]
Isıyı az veren, geç ısınan
- "Sağır soba."
-
[mecaz]
Vurulduğu zaman gereği kadar ses vermeyen
- "Sağır davul."
-
İçi görülmeyen, donuk (cam)
-
[sıfat]
İşitme ve konuşma sorunu yaşayan, iletişimi işaret dili ile kurabilen ve işiten kişilerle iletişim kurmakta zorlanan (kimse)
- BAĞIT
-
-
[isim, hukuk]
Bakınız sözleşme
- "Mahkeme taraflar arasında bir bağıt münasebeti bulunmadığını ve belediyenin bu kullanma dolayısıyla bir zarara uğramadığını göz önüne alarak davayı reddetmiştir."
-
[isim, hukuk]
Bakınız sözleşme
- BAĞIŞ
-
-
[isim]
Bir kimsenin, kuruluşun veya ülkenin ayni veya nakdi varlıklarını kendi iradesi ile bir başka kişi, kurum veya tüzel kişiliklere karşılıksız olarak devretmesi; hibe, teberru
- "Hemen Allah vere de babası bağışımızı, başlığımızı kızına layık bulsa."
-
[isim]
Bir kimsenin, kuruluşun veya ülkenin ayni veya nakdi varlıklarını kendi iradesi ile bir başka kişi, kurum veya tüzel kişiliklere karşılıksız olarak devretmesi; hibe, teberru
- BAĞIN
-
-
[isim]
Bakınız iksa
-
[isim]
Bakınız iksa
- BAĞIL
-
-
[sıfat, felsefe]
Bakınız bağıntılı
-
[isim, fizik]
Kendine özgü bir kımıldanışı olduğu hâlde başka bir cisme uyarak sürüklenen cismin görünürdeki kımıldanışının niteliği
-
[sıfat, felsefe]
Bakınız bağıntılı
- BAĞIM
-
-
[isim]
Bir şeyin veya bir kimsenin gücü ve etkisi altında bulunma durumu
-
[isim]
Bir şeyin veya bir kimsenin gücü ve etkisi altında bulunma durumu
- AĞILI
-
-
[sıfat]
Bakınız zehirli
-
[sıfat]
Bakınız zehirli
- YAĞIR
-
-
[isim, ağızlardan]
İki kürek kemiğinin arası
-
Atın omuzları arasındaki yer
-
Çoğunlukla bu yerde eyer ve semerin açtığı yara
-
Bakınız kel
-
[isim, ağızlardan]
İki kürek kemiğinin arası
- YAĞIZ
-
- YAĞIŞ
-
-
[isim]
Yağmak işi
-
Havadaki su buharının yoğunlaşma sonunda sıvı veya katı durumda yere düşmesi, ağış karşıtı
-
Yağan yağmur veya kar miktarı
-
Bakınız yağmur
-
[isim]
Yağmak işi
- LAĞIM
-
Kelime Kökeni: Arapça laġm
-
[isim]
Bir yerleşim merkezinde pis suların akıp gitmesi için yer altında açılmış kanal; geriz, keriz (II)
-
[tarih]
Düşmanın kale duvarlarını yıkmak veya düşman ordugâhına zarar vermek amacıyla, düşman siperlerine doğru yer altından açılan dar yol; sıçan yolu
- "Eğrikapı, girmek için başlıca bir hedef olmuştu, oradan lağımlarla suru yıkmaya girişilmişti."
-
Maden, taş ocağı vb. yerlerde taşları atmak için kazılan dar yer altı yolu; sıçan yolu
-
[isim]
Bir yerleşim merkezinde pis suların akıp gitmesi için yer altında açılmış kanal; geriz, keriz (II)
- LAĞIV
-
Kelime Kökeni: Arapça laġv
-
[isim, eskimiş]
Bakınız fesih
- "Şehremaneti lağvına karar vermiş, dediler."
-
[hukuk]
Hükümsüz kılma
-
[isim, eskimiş]
Bakınız fesih
- KAĞIT
-
Kelime Kökeni: Farsça kāġaẕ
-
[isim]
Hamur durumuna getirilmiş türlü bitkisel maddelerden yapılan, yazı yazmaya, baskı yapmaya, bir şey sarmaya yarayan kuru, ince yaprak
- "Yazdığı kâğıtları alt alta sıraladı."
-
[sıfat]
Bu yapraktan yapılmış
- "Gece hafif rüzgârlarla sallanan kâğıt fenerlerin aydınlığında dans edilir."
-
Üzerine yazı yazılmış bu tür malzeme
- "Belediye kâtibine bir kâğıt götürmüştü, dönerken kasabın çırağına rast geldi."
-
Yazılı sınav kâğıdı
-
Bakınız iskambil kâğıdı
-
Belge ve doküman
- "... hâkim kararı olmadıkça ... kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz."
-
Menkul kıymetler borsasında işlem gören tahvil, hisse senedi gibi mali değeri olan senet
-
Bakınız menkul kıymetler
-
Bakınız kâğıt para
- "Kalkıp cevabını veriyor; bilirse ne âlâ, beş bin kâğıdı cepledi demektir."
-
[isim]
Hamur durumuna getirilmiş türlü bitkisel maddelerden yapılan, yazı yazmaya, baskı yapmaya, bir şey sarmaya yarayan kuru, ince yaprak