İçinde ağı olan 5 harfli 18 kelime var. İçerisinde AĞI bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ağı olan kelimeler listesine ya da sonu ağı ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ağı Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A I Ğ

3 Harfli Kelimeler

AĞI

2 Harfli Kelimeler

AĞ

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AŞAĞI

  1. [isim] Bir şeyin alt bölümü; zir, yukarı karşıtı
  2. Eğimli bir yerin daha alçak olan yeri
  3. [sıfat] Bir yere göre daha alçak yerde bulunan
    • "Aşağı katı, sakin ve daha sıcak olduğu için seçtik." (Aka Gündüz)
  4. [sıfat, mecaz] Niteliği düşük olan; adi
  5. [sıfat, mecaz] Daha küçük, daha az
    • "On sekiz yaşından aşağı olanlar giremez."
  6. [sıfat, mecaz] Değeri daha az
  7. [zarf] Yere doğru
    • "Bir gün içinde yukarıdan aşağı inmiştik." (Ayla Kutlu)
SAĞIN

  1. [sıfat, felsefe] Doğruluk kuralına uygun olan
  2. Sözün anlatılmak istenene tam karşılık olması, tam uygun düşmesi niteliği, sahih
    • "Sağın anlatım."
SAĞIM

  1. [isim] Sağmak işi
  2. Süt veren hayvan
    • "Onun epey sağımı var."
OTAĞI

  1. Bakınız otağ (otağ kelimesinin üçüncü tekil kişi iyelik ekli biçimi)
BAĞIR

  1. [isim] Bakınız göğüs
    • "Bak çorak tarlasında sabanına dayanmış / Geniş alnı güneşle, bağrı ateşle yanmış" (Faruk Nafiz Çamlıbel)
  2. Ok yayının orta bölümü
  3. Dağın orta bölümü
  4. [anatomi] Ciğer, bağırsak vb. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı; ahşa
  5. Bir şeyin ortası, orta yeri
  6. [mecaz] Bakınız sine
SAĞIR

  1. [sıfat] İşitme ve konuşma sorunu yaşayan, iletişimi işaret dili ile kurabilen ve işiten kişilerle iletişim kurmakta zorlanan (kimse)
  2. [mecaz] Ses geçirmeyen
    • "Adliyenin arka taraflarına isabet eden, şehrin gürültüsünü duymayan, sağır, mahfuz bir odasında idik." (Hamdullah Suphi Tanrıöver)
  3. [mecaz] Isıyı az veren, geç ısınan
    • "Sağır soba."
  4. [mecaz] Vurulduğu zaman gereği kadar ses vermeyen
    • "Sağır davul."
  5. İçi görülmeyen, donuk (cam)
BAĞIT

  1. [isim, hukuk] Bakınız sözleşme
    • "Mahkeme taraflar arasında bir bağıt münasebeti bulunmadığını ve belediyenin bu kullanma dolayısıyla bir zarara uğramadığını göz önüne alarak davayı reddetmiştir." (Sinan Erdemli)
BAĞIŞ

  1. [isim] Bir kimsenin, kuruluşun veya ülkenin ayni veya nakdi varlıklarını kendi iradesi ile bir başka kişi, kurum veya tüzel kişiliklere karşılıksız olarak devretmesi; hibe, teberru
    • "Hemen Allah vere de babası bağışımızı, başlığımızı kızına layık bulsa." (Kemal Bilbaşar)
BAĞIN

  1. [isim] Bakınız iksa
BAĞIL

  1. [sıfat, felsefe] Bakınız bağıntılı
  2. [isim, fizik] Kendine özgü bir kımıldanışı olduğu hâlde başka bir cisme uyarak sürüklenen cismin görünürdeki kımıldanışının niteliği
BAĞIM

  1. [isim] Bir şeyin veya bir kimsenin gücü ve etkisi altında bulunma durumu
AĞILI

  1. [sıfat] Bakınız zehirli
YAĞIR

  1. [isim, ağızlardan] İki kürek kemiğinin arası
  2. Atın omuzları arasındaki yer
  3. Çoğunlukla bu yerde eyer ve semerin açtığı yara
  4. Bakınız kel
YAĞIZ

  1. [sıfat] Bakınız esmer
    • "Yağız ve kuvvetli, analarının ardı sıra dokuzar onar gürbüz çocuk koşar." (Halikarnas Balıkçısı)
  2. Bakınız doru
    • "Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı / Bir dakika araba yerinde durakladı" (Faruk Nafiz Çamlıbel)
  3. [ağızlardan] Bakınız yiğit
    • "Bunu o ilk zamanlardaki yağız savaşçı havasıyla dedi." (Attilâ İlhan)
YAĞIŞ

  1. [isim] Yağmak işi
  2. Havadaki su buharının yoğunlaşma sonunda sıvı veya katı durumda yere düşmesi, ağış karşıtı
  3. Yağan yağmur veya kar miktarı
  4. Bakınız yağmur
LAĞIM

Kelime Kökeni: Arapça laġm

  1. [isim] Bir yerleşim merkezinde pis suların akıp gitmesi için yer altında açılmış kanal; geriz, keriz (II)
  2. [tarih] Düşmanın kale duvarlarını yıkmak veya düşman ordugâhına zarar vermek amacıyla, düşman siperlerine doğru yer altından açılan dar yol; sıçan yolu
    • "Eğrikapı, girmek için başlıca bir hedef olmuştu, oradan lağımlarla suru yıkmaya girişilmişti." (Yahya Kemal Beyatlı)
  3. Maden, taş ocağı vb. yerlerde taşları atmak için kazılan dar yer altı yolu; sıçan yolu
LAĞIV

Kelime Kökeni: Arapça laġv

  1. [isim, eskimiş] Bakınız fesih
    • "Şehremaneti lağvına karar vermiş, dediler." (Halit Fahri Ozansoy)
  2. [hukuk] Hükümsüz kılma
KAĞIT

Kelime Kökeni: Farsça kāġaẕ

  1. [isim] Hamur durumuna getirilmiş türlü bitkisel maddelerden yapılan, yazı yazmaya, baskı yapmaya, bir şey sarmaya yarayan kuru, ince yaprak
    • "Yazdığı kâğıtları alt alta sıraladı." (Sabahattin Ali)
  2. [sıfat] Bu yapraktan yapılmış
    • "Gece hafif rüzgârlarla sallanan kâğıt fenerlerin aydınlığında dans edilir." (Ahmet Haşim)
  3. Üzerine yazı yazılmış bu tür malzeme
    • "Belediye kâtibine bir kâğıt götürmüştü, dönerken kasabın çırağına rast geldi." (Memduh Şevket Esendal)
  4. Yazılı sınav kâğıdı
  5. Bakınız iskambil kâğıdı
  6. Belge ve doküman
    • "... hâkim kararı olmadıkça ... kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz." (Anayasa)
  7. Menkul kıymetler borsasında işlem gören tahvil, hisse senedi gibi mali değeri olan senet
  8. Bakınız menkul kıymetler
  9. Bakınız kâğıt para
    • "Kalkıp cevabını veriyor; bilirse ne âlâ, beş bin kâğıdı cepledi demektir." (Attilâ İlhan)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü