İçinde arl olan 8 harfli 70 kelime var. İçerisinde ARL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında arl olan kelimeler listesine ya da sonu arl ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Arl Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A L R

2 Harfli Kelimeler

AL, AR, LA, RA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

KIRKARLI

  1. [sıfat] Kırkar kırkar sıralanmış
  2. Her biri kırk birimden oluşan
AYARLAMA

  1. [isim] Ayarlamak işi; kalibraj
    • "Sarhoş serseri, bir eliyle boyuna rotayı ayarlamaya çalışıyordu." (Çetin Altan)
  2. Düzene koyma; regülasyon
    • "Daha küçük yaştan itibaren biz yaşayabilmek için davranışlarımızı ayarlamaya çalışırız." (Mehmet Kaplan)
ÇINARLIK

  1. [isim] Çınar ağaçları çok olan yer
    • "Bayramda o, kızlarla beraber arabaya biner, çınarlığa doğru çıkardı." (Reşat Nuri Güntekin)
BULVARLI

  1. [sıfat] Bulvarı olan
    • "Bu medeni yapı nedir dediğin zaman dört köşe beton, geniş bulvarlı evlere özlem duyduğunu açık seçik ortaya koymaktadır." (İlber Ortaylı)
KİBARLIK

  1. [isim] Kibar olma durumu
    • "Nerede kibarlık ararsak orada bayağılığa rastlarız." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. Kibar bir insana yakışacak biçimdeki söz veya davranış
    • "Ne imiş derdi diye sormamak kibarlığını içi içini yemesine rağmen gösterdi." (Tarık Buğra)
  3. Bakınız incelik
MEZARLIK

  1. [isim] Mezarların bulunduğu yer, kabristan, gömütlük, sinle, sinlik, tahtalıköy, mezaristan, bamyatarlası
    • "Hava kararmaya başladığında, mezarlıkta sadece bir kişiye rastladı." (İhsan Oktay Anar)
TOPARLAK

  1. [isim] Top cephanesi taşıyan araba
  2. Bakınız topak
  3. [sıfat] Top biçiminde olan; yuvarlak
    • "Çehre toparlak, kaşlar incecik, ağız iri, yanaklar fazla etli ve gözler çekik." (Refik Halit Karay)
PARLAMAK

  1. [nesnesiz] Bakınız parıldamak
    • "O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak / O benimdir, o benim milletimindir ancak" (Mehmet Akif Ersoy)
  2. Bir ışık kaynağından gelen ışınları yansıtmak; delepmek
    • "Ayna parlıyor."
  3. Tutuşup alev çıkarmak
    • "Pof diye gaz parladı ve zaten seyrek olan kirpiklerimi ütüledi." (Burhan Felek)
  4. [mecaz] Mevkisi yükselmek
    • "Nüfuzlu akrabasından yardım ve kendi mizaçgirliği sayesinde bir iki senede parlamış, büyük bir hariciye memuru olmuş." (Reşat Nuri Güntekin)
  5. [mecaz] Ün, san kazanmak, herkesçe tanınmak, meşhur olmak
    • "Kendini nasıl müdafaa edebilip yâr ve ağyar nazarında parlayacak?" (Nâzım Hikmet)
  6. [mecaz] Birdenbire öfkelenmek
  7. [mecaz] Ortaya çıkmak
    • "Feride'nin yüzünde bir çocuk sevinci parladı." (Reşat Nuri Güntekin)
PARLATMA

  1. [isim] Parlatmak işi
UYARLAMA

  1. [isim] Uyarlamak işi; adaptasyon
  2. [edebiyat] Bir eseri çevrildiği dilin, konuşulduğu toplumun yaşayışına, inançlarına uydurma
  3. Edebî eserleri, sinema, tiyatro, radyo ve televizyonun teknik imkânlarına uygun duruma getirme; adapte etme
  4. [teknik] Birbirine uydurma
  5. [sıfat] Uyarlanmış, adapte edilmiş
ZAĞARLIK

  1. [isim] Çoban köpeğinin yaptığı iş
    • "Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam." (Mehmet Akif Ersoy)
DARLAŞMA

  1. [isim] Bakınız daralma
NAZARLIK

  1. [isim] Nazarı etkisiz duruma getirdiğine inanılan kumaş parçası, mavi boncuk, kurşun, dua yazılı kâğıt, muska vb. şeyler
    • "Aman nazar değmesin, buna derhâl bir nazarlık astırmalı!" (Abdülhak Şinasi Hisar)
DARLANMA

  1. [isim] Bakınız bunalma
MİMARLIK

  1. [isim] Mimar olma durumu, mimarın işi ve mesleği
    • "Babasının mimarlık bürosunda çalışıyordu evlendiğinden beri." (İnci Aral)
  2. Yapıları belirli ölçü ve kurallara göre tasarlama sanatı ve bilimi; mimari
    • "1930-1940 arasında planlanan sanayi yatırımları bu tarihe kadar mimarlık alanında çok az görülen bir yapı tipolojisini, fabrikaları gündeme getirdi." (Yıldız Sey)
AZARLAMA

  1. [isim] Azarlamak işi; fırça, muaheze, papara, paylama, zılgıt, takaza, tekdir, tevbih, saparta
    • "Büyük abla, kapının yanındaki iskemlenin üstünden fesimi aldığımı görünce çığlık çığlığa beni azarlamaya başladı." (Reşat Nuri Güntekin)
ŞARLAMAK

  1. [nesnesiz] Bakınız şarıldamak
  2. Bağırıp çağırmak, hakaret etmek
    • "Haznedar çiftliğinin oraya yaklaşınca ela gözlüm birden şarladı." (Osman Cemal Kaygılı)
MANTARLI

  1. [sıfat] İçinde mantar bulunan, içine mantar konulmuş olan
    • "Mantarlı omleti yedikten sonra uykudan bayılıyorduk." (Refik Halit Karay)
  2. Mantarı olan
    • "Mantarlı şişe. Mantarlı ayakkabı."
  3. Mantar hastalığına yakalanmış
    • "Arabalarda, manda sırtında, insan omzunda, kel, kör, uyuz, egzamalı, mantarlı, cüzzamlıya kadar bir köylü kafilesi tam bu zamanda gelir." (Sait Faik Abasıyanık)
BİZARLIK

  1. [isim] Bizar olma durumu
    • "Vakıa bu bizarlık ilk derecelerinde ve pek cüzi bir hâlde bulundukça derecesi fark olunmaz." (Ahmet Midhat Efendi)
KANTARLI

  1. [sıfat, argo] Çok ağır
    • "Yapabilse, bir an evvel kurtulmak isterdi bu kantarlı külfetten." (Elif Şafak)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü