İçinde arl olan 8 harfli 70 kelime var. İçerisinde ARL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında arl olan kelimeler listesine ya da sonu arl ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Arl Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A L R
2 Harfli Kelimeler
AL, AR, LA, RA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- KIRKARLI
-
-
[sıfat]
Kırkar kırkar sıralanmış
-
Her biri kırk birimden oluşan
-
[sıfat]
Kırkar kırkar sıralanmış
- AYARLAMA
-
-
[isim]
Ayarlamak işi; kalibraj
- "Sarhoş serseri, bir eliyle boyuna rotayı ayarlamaya çalışıyordu."
-
Düzene koyma; regülasyon
- "Daha küçük yaştan itibaren biz yaşayabilmek için davranışlarımızı ayarlamaya çalışırız."
-
[isim]
Ayarlamak işi; kalibraj
- ÇINARLIK
-
-
[isim]
Çınar ağaçları çok olan yer
- "Bayramda o, kızlarla beraber arabaya biner, çınarlığa doğru çıkardı."
-
[isim]
Çınar ağaçları çok olan yer
- BULVARLI
-
-
[sıfat]
Bulvarı olan
- "Bu medeni yapı nedir dediğin zaman dört köşe beton, geniş bulvarlı evlere özlem duyduğunu açık seçik ortaya koymaktadır."
-
[sıfat]
Bulvarı olan
- KİBARLIK
-
-
[isim]
Kibar olma durumu
- "Nerede kibarlık ararsak orada bayağılığa rastlarız."
-
Kibar bir insana yakışacak biçimdeki söz veya davranış
- "Ne imiş derdi diye sormamak kibarlığını içi içini yemesine rağmen gösterdi."
-
Bakınız incelik
-
[isim]
Kibar olma durumu
- MEZARLIK
-
-
[isim]
Mezarların bulunduğu yer, kabristan, gömütlük, sinle, sinlik, tahtalıköy, mezaristan, bamyatarlası
- "Hava kararmaya başladığında, mezarlıkta sadece bir kişiye rastladı."
-
[isim]
Mezarların bulunduğu yer, kabristan, gömütlük, sinle, sinlik, tahtalıköy, mezaristan, bamyatarlası
- TOPARLAK
-
-
[isim]
Top cephanesi taşıyan araba
-
Bakınız topak
-
[sıfat]
Top biçiminde olan; yuvarlak
- "Çehre toparlak, kaşlar incecik, ağız iri, yanaklar fazla etli ve gözler çekik."
-
[isim]
Top cephanesi taşıyan araba
- PARLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız parıldamak
- "O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak / O benimdir, o benim milletimindir ancak"
-
Bir ışık kaynağından gelen ışınları yansıtmak; delepmek
- "Ayna parlıyor."
-
Tutuşup alev çıkarmak
- "Pof diye gaz parladı ve zaten seyrek olan kirpiklerimi ütüledi."
-
[mecaz]
Mevkisi yükselmek
- "Nüfuzlu akrabasından yardım ve kendi mizaçgirliği sayesinde bir iki senede parlamış, büyük bir hariciye memuru olmuş."
-
[mecaz]
Ün, san kazanmak, herkesçe tanınmak, meşhur olmak
- "Kendini nasıl müdafaa edebilip yâr ve ağyar nazarında parlayacak?"
-
[mecaz]
Birdenbire öfkelenmek
-
[mecaz]
Ortaya çıkmak
- "Feride'nin yüzünde bir çocuk sevinci parladı."
-
[nesnesiz]
Bakınız parıldamak
- PARLATMA
-
-
[isim]
Parlatmak işi
-
[isim]
Parlatmak işi
- UYARLAMA
-
-
[isim]
Uyarlamak işi; adaptasyon
-
[edebiyat]
Bir eseri çevrildiği dilin, konuşulduğu toplumun yaşayışına, inançlarına uydurma
-
Edebî eserleri, sinema, tiyatro, radyo ve televizyonun teknik imkânlarına uygun duruma getirme; adapte etme
-
[teknik]
Birbirine uydurma
-
[sıfat]
Uyarlanmış, adapte edilmiş
-
[isim]
Uyarlamak işi; adaptasyon
- ZAĞARLIK
-
-
[isim]
Çoban köpeğinin yaptığı iş
- "Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam."
-
[isim]
Çoban köpeğinin yaptığı iş
- DARLAŞMA
-
-
[isim]
Bakınız daralma
-
[isim]
Bakınız daralma
- NAZARLIK
-
-
[isim]
Nazarı etkisiz duruma getirdiğine inanılan kumaş parçası, mavi boncuk, kurşun, dua yazılı kâğıt, muska vb. şeyler
- "Aman nazar değmesin, buna derhâl bir nazarlık astırmalı!"
-
[isim]
Nazarı etkisiz duruma getirdiğine inanılan kumaş parçası, mavi boncuk, kurşun, dua yazılı kâğıt, muska vb. şeyler
- DARLANMA
-
-
[isim]
Bakınız bunalma
-
[isim]
Bakınız bunalma
- MİMARLIK
-
-
[isim]
Mimar olma durumu, mimarın işi ve mesleği
- "Babasının mimarlık bürosunda çalışıyordu evlendiğinden beri."
-
Yapıları belirli ölçü ve kurallara göre tasarlama sanatı ve bilimi; mimari
- "1930-1940 arasında planlanan sanayi yatırımları bu tarihe kadar mimarlık alanında çok az görülen bir yapı tipolojisini, fabrikaları gündeme getirdi."
-
[isim]
Mimar olma durumu, mimarın işi ve mesleği
- AZARLAMA
-
-
[isim]
Azarlamak işi; fırça, muaheze, papara, paylama, zılgıt, takaza, tekdir, tevbih, saparta
- "Büyük abla, kapının yanındaki iskemlenin üstünden fesimi aldığımı görünce çığlık çığlığa beni azarlamaya başladı."
-
[isim]
Azarlamak işi; fırça, muaheze, papara, paylama, zılgıt, takaza, tekdir, tevbih, saparta
- ŞARLAMAK
-
-
[nesnesiz]
Bakınız şarıldamak
-
Bağırıp çağırmak, hakaret etmek
- "Haznedar çiftliğinin oraya yaklaşınca ela gözlüm birden şarladı."
-
[nesnesiz]
Bakınız şarıldamak
- MANTARLI
-
-
[sıfat]
İçinde mantar bulunan, içine mantar konulmuş olan
- "Mantarlı omleti yedikten sonra uykudan bayılıyorduk."
-
Mantarı olan
- "Mantarlı şişe. Mantarlı ayakkabı."
-
Mantar hastalığına yakalanmış
- "Arabalarda, manda sırtında, insan omzunda, kel, kör, uyuz, egzamalı, mantarlı, cüzzamlıya kadar bir köylü kafilesi tam bu zamanda gelir."
-
[sıfat]
İçinde mantar bulunan, içine mantar konulmuş olan
- BİZARLIK
-
-
[isim]
Bizar olma durumu
- "Vakıa bu bizarlık ilk derecelerinde ve pek cüzi bir hâlde bulundukça derecesi fark olunmaz."
-
[isim]
Bizar olma durumu
- KANTARLI
-
-
[sıfat, argo]
Çok ağır
- "Yapabilse, bir an evvel kurtulmak isterdi bu kantarlı külfetten."
-
[sıfat, argo]
Çok ağır