İçinde ant olan 8 harfli 80 kelime var. İçerisinde ANT bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ant olan kelimeler listesine ya da sonu ant ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ant Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A N T

3 Harfli Kelimeler

ANT, TAN

2 Harfli Kelimeler

AN, AT, TA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SAKLANTI

  1. [isim] Saklanan şey
SALLANTI

  1. [isim] Sallanmak işi
    • "Üç buçuk senedir ben bu sallantıya şahit oldum." (Peyami Safa)
  2. [mecaz] Sürüncemede bırakma, savsaklama
ANTRASİT

Kelime Kökeni: Fransızca anthracite

  1. [isim, madencilik] Güçlükle tutuşan, koku, duman çıkarmadan büyük bir ısı vererek yanan bir taş kömürü türü
  2. Bu taş kömürünün koyu gri, siyaha çalan rengi
BANTLAMA

  1. [isim] Bantlamak işi
    • "Ergun vakit kaybetmeden koliyi hızla bantlamaya başladı." (Erol Bitiren)
GARANTÖR

Kelime Kökeni: İngilizce guarantor

  1. [sıfat] Bir konuda güvence veren ve bunun gerçekleşmesini gözeten ve denetleyen (kimse, kuruluş veya devlet); güvenceci
  2. [isim, ekonomi] Kredi kartlarından doğacak her türlü borç ve yükümlülükten, kart sahibi olarak sorumluluğu bulunan gerçek veya tüzel kişi
ANTİASİT

Kelime Kökeni: Fransızca antiacide

  1. [sıfat, kimya] Bakınız alkalik
ANTİKİTE

Kelime Kökeni: Fransızca antiquité

  1. [isim] Bakınız eskilik
  2. [tarih] Bakınız İlk Çağ
ÇANTASIZ

  1. [sıfat] Çantası olmayan
  2. [zarf] Çantası olmadan
    • "Bu soğuk geceyi montsuz ve çantasız geçirmek istiyorum!" (Aslıhan Özen)
LAVANTİN

Kelime Kökeni: Fransızca lavantine

  1. [isim, bitki bilimi] Lavanta çiçeğinin bir başka türü
LEVANTEN

Kelime Kökeni: Fransızca levantin

  1. [isim] Özellikle Tanzimat sonrasında büyük liman kentlerinde yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan Hristiyanlara verilen ad; tatlısu Frengi
  2. [sıfat] Avrupalı gibi görünmeye özenen, züppe tavırlı
    • "Orada levanten yaşamasından izlenimler edinerek öykülerine özgün bir atmosfer sağlar." (Selim İleri)
  3. [sıfat] Bu tavra özgü olan
    • "Beyoğlu'nun dar, soğuk ve levanten bir salonu..." (Ömer Seyfettin)
SANTİAGO

  1. [isim] Şili'nin başkenti
KIVRANTI

  1. [isim] Kararsızlık, sıkıntı
    • "... ne yapacağını bilememenin kıvrantısı içinde..." (Haldun Taner)
SAPLANTI

  1. [isim, ruh bilimi] Kişinin etkisinden kendini kurtaramadığı, yersiz saçma düşünce; sabit fikir, fikrisabit, idefiks
    • "Yıllardan beri böyleyim işte. Bir saplantıya mı uğradım?" (Nermi Uygur)
ANTLAŞMA

  1. [isim] İki veya daha çok devletin saldırmazlık, savaşta iş birliği vb. konularda kararlaştırdıkları ilkelere uygun davranmayı kabul etmeleri durumu; ahit, muahede, ahitleşme, pakt
    • "... 1928 Haziran’ında imzalanan bir protokolle 1926 antlaşması daha etkili bir hâle getirildiği gibi 23 Ocak 1932'de de bir uzlaşma, Adli Tesviye ve Hakem Antlaşması imzalandı ve sınır da kesin olarak tespit edildi." (Fahir Armaoğlu)
  2. Bu durumu belirten belge
ORGANTİN

Kelime Kökeni: Fransızca organtine

  1. [isim] Seyrek dokunmuş, ince, sert bir kumaş
  2. [sıfat] Bu kumaştan yapılmış
    • "Sahnede siyah organtin tuvaletiyle beli incelmiş, göğsü kabarmış." (Refik Halit Karay)
MANTIKLI

  1. [sıfat] Mantığa uygun, akla uygun; mantıksal, mantıki, lojik
    • "Mantıklı, senin gibi ezilip büzülen şey için bu mantıklı yorum inanılmaz." (Nejat Soyer)
  2. Mantığa uygun davranan
    • "Bekir ağabey mantıklı adam ama bilgisi az olduğu için, olaylara anlayış göstermesi hep bir musibet görünce oluyor." (Ali Kurt)
ANTİTANK

Kelime Kökeni: Fransızca antitank

  1. [sıfat, askerlik] Tankı yok etmeye yönelik kullanılan
MANTIKEN

Kelime Kökeni: Arapça manṭiḳen

  1. [zarf] Bakınız mantıkça
PIRLANTA

Kelime Kökeni: İtalyanca brillante

  1. [isim] Birçok façetası olacak biçimde yontulmuş foyasız parlak elmas
    • "Onlara hakiki pırlanta diye geçirilmek istenen yalancı elmaslara bir kuyumcunun baktığı gibi bakmıştı." (Halide Edip Adıvar)
  2. [sıfat] Üzerinde bu elmas bulunan (yüzük vb.)
    • "Bu yüzükle bu pırlanta küpe benim sana yadigârım olsun. Güle güle kullan!" (Ahmet Rasim)
TOPLANTI

  1. [isim] Birden çok kimsenin belirli amaçlarla bir araya gelmesi; derinti, içtima
    • "Komisyon toplantısı bitsin de görürsünüz." (Memduh Şevket Esendal)
  2. Bir meclisin bir yıl içindeki birleşimlerinin her biri
  3. Toplanma, bir araya gelme, kabarıklık oluşturma
    • "Gür kaşları başlangıçlarında kıvrık toplantılar yaparak incele incele uçlarında büsbütün sivrilirdi." (Halit Ziya Uşaklıgil)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü