İçinde amak olan 8 harfli 180 kelime var. İçerisinde AMAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında amak olan kelimeler listesine ya da sonu amak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Amak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A A K M

4 Harfli Kelimeler

AKMA, KAMA

3 Harfli Kelimeler

AKA, AMA, KAM

2 Harfli Kelimeler

AK, AM, MA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

BAĞLAMAK

  1. [-e, -i] İp, bağ veya başka bir araçla bir şeyi bir yere veya birkaç şeyi birbirine tutturmak, birleştirmek
    • "Gemiyi iskeleye bağlamak."
  2. Kumaş, ip, tel gibi şeyleri uçlarını birbiri arasından geçirmek suretiyle düğümlemek
    • "İpi ipe bağlamak."
  3. [-i] Yaraya ilaç koyup bezle sarmak
    • "Yarayı bağlamak."
  4. [-i] Denk yapmak, paket yapmak
    • "Yatakları bağlamak. Eşyayı bağlamak."
  5. Anlaşma yapmak
    • "İşleri bugün sözleşmeye bağladı."
  6. [-i] Uyulması zorunlu olmak
    • "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır." (Anayasa)
  7. [-e, -i] Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek
  8. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak
    • "Bu iş beni bağladı."
  9. [-i] Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak
  10. [-i] Geçişi engellemek
    • "Bütün yolları bağlamışlar."
  11. [-i] Birini söz veya yazı ile bağlamak; taahhüt etmek, angaje etmek
  12. [-i] Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek
  13. Yoğurt, yara vb. yüzey üzerinde katman oluşmak; tutmak
    • "Hem öylesine bir yağmur ki toprağın yüzü kaymak bağladı ve Mehmet'le babasını ‘kaymak kıran’ tırmıklar ile bir hayli uğraştırdı." (Reşat Enis Aygen)
  14. [mecaz] Gönlünü kazanmak
    • "Bu davranışınız beni size bağladı."
  15. [mecaz] Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak
  16. [mecaz] Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak
    • "Kızım, ne yapsak da seni bu eve bağlayabilsek acaba?" (Reşat Nuri Güntekin)
AŞILAMAK

  1. [-e, -i, tıp] Vücutta bağışıklık yaratmak veya yerleşmiş bir hastalığa karşı koyabilmek için hazırlanmış bir aşıyı vücuda vermek
  2. [tıp] Başkasına hastalık geçirmek
  3. Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağacın bir parçasını anaç üzerine kaynaştırarak üretmek
  4. Soğuğa sıcak, sıcağa soğuk su katmak
  5. [mecaz] Birtakım düşünce veya duyguları başkasına benimsetmek, telkin etmek, etkilemek
    • "Çalışıp çabaladı, sonunda bana da tahlilci bir zihniyet aşıladı." (Halide Edip Adıvar)
UFALAMAK

  1. [-i] Kırarak, ovarak veya ezerek ufak parçalara ayırmak
    • "Bahçenin çevresi lavanta çiçekleriyle çevrili. Eğildim, kopardım bir tutam ve avucumda iyice ufaladım." (Nâzım Hikmet)
  2. [argo] Bakınız dövmek
    • "Bir kabile adamı gibi, fakat hayat onu ufalamak istemiş, o doğrulup kalkmıştı her defasında..." (Sevinç Çokum)
  3. Ağzının payını vermek
    • "Darbeyi sıkça telaffuz onları daha da ufaladı." (Hayati Tek)
  4. [argo] Hakkı olmayan bir şeyi bir kimseden azar azar almak
PAYLAMAK

  1. [-i] Bakınız azarlamak
    • "Görümcesi onu paylıyor, o ise Kutlu'nun yüzüne bakıyordu, duymamacasına." (Nezihe Araz)
FONLAMAK

  1. [-i] Bir yere fon oluşturmak
    • "Yüreğimizin bembeyaz tuvaline maviyi fonlayarak ve aşkın kıpkızıl resmini çizerek aynalara; insanları, kuşları, dağları, çiçekleri, suları da öyle sevmiştik..." (Eren Sarı)
  2. Herhangi bir proje vb.ne maddi destek sağlamak
  3. [ekonomi] Girişim şirketi platformlar ve kampanyalar vasıtasıyla belli bir miktar hissesini ihraç ederek menkul kıymete dönüştürmek ve bu payların karşılığında toplanan tutarları emanet yetkilisinde toplamak
SAYLAMAK

  1. [-i, ağızlardan] Bakınız seçmek
ARALAMAK

  1. [-i] İki şey arasında açıklık oluşturmak, az açmak
    • "Kapısını hafifçe araladı." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Bakınız seyrekleştirmek
    • "Şu sandalyeleri biraz aralayınız."
  3. [ağızlardan] Bitkilerin fazla dal ve çubuklarını kesmek
KAVLAMAK

  1. [nesnesiz] Kabarıp dökülmek veya soyulmak
ÇITLAMAK

  1. [nesnesiz] "Çıt" sesi çıkarmak
    • "O eski çıtlayan ses, boğukluk evresini de geride bırakmış, genizden gelen, umursamaz bir ton kazanmıştı." (Tahir Kutsi Makal)
TUŞLAMAK

  1. [-i] Telefonun tuşlarına basmak
HAKLAMAK

  1. [-i, teklifsiz konuşmada] Bozmak, perişan etmek, yenmek
    • "Ben de dördünü beşini evelallah haklarım." (Refik Halit Karay)
  2. Kırmak, bozmak
    • "Çocuk, oyuncağını hakladı."
  3. [alay yollu] Yiyip bitirmek
    • "Bir ekmeği tek başına hakladı."
YIPRAMAK

  1. [nesnesiz, ağızlardan] Aşınıp eskimek, incelmek
  2. Kaybolmaya başlamak
    • "Pek tabii ki, bu kargaşalık içinde artık sanatkâr hükümdar tipi de zayıfladı, yıpradı, görünür görünmez hâle geldi." (Sâmiha Ayverdi)
POZLAMAK

  1. [-i] Çekilen fotoğrafın doğru oranlarda ışık almasını sağlamak
    • "Bu dönemki denemelerde problem ya fazla pozlayıp görüntünün kararması ya da az pozlayıp görüntünün sabitlenememesi olmuştur." (Özgür Külcü)
ŞARLAMAK

  1. [nesnesiz] Bakınız şarıldamak
  2. Bağırıp çağırmak, hakaret etmek
    • "Haznedar çiftliğinin oraya yaklaşınca ela gözlüm birden şarladı." (Osman Cemal Kaygılı)
BAĞDAMAK

  1. [-i] Birkaç şeyi birbirine geçirerek bağlamak
  2. [mecaz] İçinden çıkılmayacak bir duruma getirmek, kördüğüm etmek
SAVSAMAK

  1. [-i] Savsaklamak, ihmal etmek
YASTAMAK

  1. [-i] Bakınız yaslamak
KUTSAMAK

  1. [-i] Bakınız kutsallaştırmak
  2. Kutlu ve aziz kılmak; takdis etmek
    • "Ben bu evi 19. yüzyılda başlayan yaşamını 21. yüzyıla kadar sürdürebildiği için kutsamış oluyorum." (Selçuk Erez)
NAZLAMAK

  1. [-i] Birinin hep istediği şeyleri yapmak, emrinde oynamak
    • "O beni hep nazladı, bir prensestim nazarında." (Emine Işınsu)
BOKLAMAK

  1. [-i] Bir yere büyük abdestini yapmak
    • "Gene boklamış! Şunlara kuru yemiş yedirmeyin, diyorum, kim getirdi bu leblebileri, kim buna leblebi verdiyse o temizlesin bakalım!" (Leylâ Erbil)
  2. Bir yeri veya bir işi kötü bir duruma getirmek
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü