İçinde amak olan 7 harfli 61 kelime var. İçerisinde AMAK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında amak olan kelimeler listesine ya da sonu amak ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Amak Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A A K M
4 Harfli Kelimeler
AKMA, KAMA
3 Harfli Kelimeler
AKA, AMA, KAM
2 Harfli Kelimeler
AK, AM, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SIVAMAK
-
-
[-i]
Duvar vb. bir yeri sıva kullanarak kaplamak, sıva vurmak, sıva yapmak; sıvalamak
- "Kırlangıç yapar yuvayı / Çamur sıvayı sıvayı"
-
[-e, -i]
Harcı bir yere vurmak
- "Çimentoyu duvara sıvamak."
-
[mecaz]
Bir şeyi, üzerine başka bir şey sürerek veya döşeyerek tamamen kaplamak
- "Yüzünün bütün derisini kulaklarının arkasına kadar bir krem tabakasıyla sıvadı."
-
[mecaz]
Okşamak, sıvazlamak
- "Zehra Hanım Tevfik'in ebesiydi ve onu çok severdi. Arkasını sıvardı, teselli verdi."
-
[argo]
Arka arkaya küfürlü sözler söylemek
-
[-i]
Duvar vb. bir yeri sıva kullanarak kaplamak, sıva vurmak, sıva yapmak; sıvalamak
- TUTAMAK
-
-
[isim]
Bakınız tutamaç
- "Viraj tutamağı."
-
[mecaz]
Tutunacak, dayanacak, güvenecek şey
-
[isim]
Bakınız tutamaç
- DONAMAK
-
-
[-i]
Bakınız süslemek
-
[-i]
Bakınız süslemek
- OYLAMAK
-
-
[-i]
Oya koymak veya oya sunmak
-
[-i]
Oya koymak veya oya sunmak
- BUNAMAK
-
-
[nesnesiz]
Çeşitli sebeplerle zihin gücünü yitirerek ne yaptığını bilemez duruma gelmek; ateh getirmek
- "Artık çok ihtiyarladı; eli ayağı tutmaz oldu, bunadı diyenler var."
-
[nesnesiz]
Çeşitli sebeplerle zihin gücünü yitirerek ne yaptığını bilemez duruma gelmek; ateh getirmek
- OFLAMAK
-
-
[nesnesiz]
"Of" diyerek sıkıntı, bezginlik, usanç, acı veya yorgunluk duyduğunu belli etmek
-
[nesnesiz]
"Of" diyerek sıkıntı, bezginlik, usanç, acı veya yorgunluk duyduğunu belli etmek
- IRGAMAK
-
-
[-i, ağızlardan]
Çabuk olmak, davranmak
-
Bakınız sallamak
-
[-i, ağızlardan]
Çabuk olmak, davranmak
- DALAMAK
-
-
[-i]
Köpek, kurt vb. hayvanlar dişlemek, ısırmak; haşlamak
- "Köpek mi daladı seni?"
-
Zehirli böcek, ısırgan otu, sert kumaş dokunarak teni acıtmak veya kaşındırmak; batmak, yemek (II)
-
[-i]
Köpek, kurt vb. hayvanlar dişlemek, ısırmak; haşlamak
- AHLAMAK
-
-
[nesnesiz]
İç çekmek, ah etmek, ah çeker gibi ses çıkarmak
- "Hatta kızın küçümseyişlerine katlandı, gözyaşları döktü, inledi, ahladı."
-
[nesnesiz]
İç çekmek, ah etmek, ah çeker gibi ses çıkarmak
- UNLAMAK
-
-
[-i]
Una bulamak
-
Üzerine un serpmek
-
[-i]
Una bulamak
- YAŞAMAK
-
-
[nesnesiz]
Canlılığını, hayatını sürdürmek
- "Hiçbir şey yaşarken daha önemli değildir."
-
Sağ olmak; durmak
- "Deden yaşıyor mu?"
-
Varlığını sürdürmek
- "Balıklar suda yaşar."
-
Bir yerde oturmak; kalmak
- "Köyde yaşamak. Şehirde yaşamak."
-
Geçimini sağlamak
- "Bu kazançla yaşamak kolay değil."
-
Herhangi bir durumda bulunmak veya olmak
- "Bekâr yaşamak. Tek başına yaşamak."
-
Görüp geçirmek, başından geçmek
- "Balkan Savaşı'nın bütün acılarını yaşamış bir ailenin kızıydı."
-
[mecaz]
Sürmek, devam etmek
- "Onun anısı hep yaşayacak."
-
[mecaz]
Varlıklı, endişesiz, sıkıntısız, hoş vakit geçirmek, keyif sürmek
- "Tek başına manevra yapan bir lokomotif rahatlığı ile hayatını yaşıyor."
-
[mecaz]
Keyfi yerine gelmek, mutlu olmak, işleri yolunda olmak
- "Bu iş olursa yaşadık."
-
[mecaz]
Bir durumu yaşar gibi olmak, bir durumla özdeşleşmek, duymak, hissetmek
- "Sen genç gibi yaşar, ihtiyar gibi ölürsün."
-
[nesnesiz]
Canlılığını, hayatını sürdürmek
- BOŞAMAK
-
-
[-i]
Eşlerden biri diğeriyle nikâhı bozup aile ilişkisini kesmek; bırakmak
- "Evli olan Faruk karısını boşayıp Nergis’e nikâh yapmaya hazırlanırken başlarına gelen bu felaket ne korkunç bir şeydi."
-
[-i]
Eşlerden biri diğeriyle nikâhı bozup aile ilişkisini kesmek; bırakmak
- YALAMAK
-
-
[-i]
Bir şeyin üzerinden dilini sürüp geçirmek
-
Dilini gezdirerek bir şeyin üzerindekini almak
- "Kara üzüm tıkınıyor ya, parmak uçlarına bulaşan görünmez balını teker teker yalıyor."
-
[mecaz]
Sıyırarak, dokunarak geçmek
- "Bir güneş parçası binanın yüzünü yalayarak açık kapılardan içeri giriyor."
-
[denizcilik]
Dalgalar geminin içine girmeyip yalnız bordasını sıyırarak geçmek
-
[-i]
Bir şeyin üzerinden dilini sürüp geçirmek
- OYNAMAK
-
-
[nesnesiz]
Vakit geçirme, eğlenme, oyalanma vb. amaçlarla bir şeyle uğraşmak
- "Çimenler üzerinde çocuklar oynuyor, kuzular otluyor."
-
Kımıldamak, hareket etmek
- "Elimde bulunan fotoğraftaki kadının eli oynadı."
-
[-le]
Bir şeyi sürekli evirip çevirmek veya sürekli olarak ona dokunmak
-
Bir film, oyun vb.nde rol almak
- "Bütün rolleri, şahısların sesleri, tavırları, mimikleriyle tek başına oynamıştı."
-
Film gösterilmek
- "Başka bir sinemada da çok komik bir film oynuyordu."
-
Tiyatro eseri sahneye konmak
- "Birisi dedi ki bu iki perdelik bir oyun imiş, bitince ötekini oynayacaklarmış."
-
Eşyanın herhangi bir parçası kımıldamak, hareket etmek
- "Birdenbire apartman kapısının oynadığını hissettim."
-
Sarsılmak, yeri değişmek
- "Depremde yapı oynadı."
-
Sporla ilgili çalışmalara katılmak
- "Tenis oynamak."
-
Müziğin gerektirdiği uyumlu hareketleri yapmak
- "Ne oynadığı gazinonun ismini söyledi ne de danslarından bahsetti."
-
Büyük bir ustalık, beceri ve kolaylıkla bir işi yapmak
-
Değişiklik göstermek
- "Bunların fiyatı iki bin ile üç bin lira arasında oynar."
-
[-le]
Tehlikeye düşürmek
- "Benim sağlığımla oynama."
-
Oyalanmak, gereği gibi yapmamak, boşuna vakit geçirmek
-
[-le, mecaz]
Rastgele yön vermek, aldatmak
- "Talih bizimle oynuyor."
-
[-le, mecaz]
Herhangi birine karşı önemsemeyici davranışlarda bulunmak
- "Koca adamla oynamaya utanmıyor musun?"
-
[mecaz]
Tedirgin etmek, rahatsız edici davranışta bulunmak
-
[mecaz]
Değiştirmek, bozmak, tahrif etmek
- "Borsada istediği gibi oynuyordu fiyatlarla."
-
[nesnesiz]
Vakit geçirme, eğlenme, oyalanma vb. amaçlarla bir şeyle uğraşmak
- SINAMAK
-
-
[-i]
Değerini anlamak, gerekli niteliği taşıyıp taşımadığını bulmak için birini, bir nesneyi veya bir düşünceyi yoklamak; denemek, tecrübe etmek
- "Büyük sanatçılar, arayışı önce kendi varlıklarında sınayıp dile getirdikleri için ister istemez mitleşirler."
-
Bilgisini, yeteneğini, yeterliliğini veya niteliğini yoklamak; imtihan etmek
-
[-i]
Değerini anlamak, gerekli niteliği taşıyıp taşımadığını bulmak için birini, bir nesneyi veya bir düşünceyi yoklamak; denemek, tecrübe etmek
- ANLAMAK
-
-
[-i]
Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak; fehmetmek
- "Yıldızın hemen altında, namluya benzer bir başka şekil var, bunun bir tabanca olduğunu anlamakta gecikmiyorum."
-
Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek; fehmetmek
-
Sorup öğrenmek
-
Doğru ve yerinde bulmak
- "Hani bunu anladık ama!"
-
Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek; çakozlamak, fehmetmek
- "Kabul etmeyeceğini ben daha o gün anlamıştım."
-
[-den]
Bir şey hakkında bilgisi bulunmak
- "Hele bir de denizcilikten anlamıyorsanız su üstünde bahadırlık göstermek yerine beceriksizlik göstereceksiniz demektir."
-
[nesnesiz, -den]
Yarar sağlamak
- "Bu ilaçtan hiçbir şey anlamadım."
-
[-i]
Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak; fehmetmek
- AĞNAMAK
-
-
[nesnesiz]
Hayvan yere yatıp yuvarlanmak
- "Islak toprakta ağnadı önce. Sonra geldi, patilerini omzuma dayadı."
-
[nesnesiz]
Hayvan yere yatıp yuvarlanmak
- KAPAMAK
-
-
[-i]
Bir açıklığı örtmek için bir şeyi, açık yerin üzerine getirmek
- "Hasan, yıldırımla vurulmuş gibi hemen kapıyı kapadı, kaçtı."
-
Hava bulutlarla kaplanmak, sıkıntılı bir hâl almak
-
Bir şeyin görünmesine engel olmak; örtmek
- "Bu yapı manzarayı kapadı."
-
Geçişi engellemek
- "Kar yolu kapamıştı."
-
Tıkamak, içini doldurmak
- "Çukuru kapamak."
-
Su, elektrik gelişini kesmek
- "Elektriği kapadı."
-
Çalışamaz, görev ve iş yapamaz duruma getirmek
- "Fabrikayı kapamışlar. Gazeteyi kapadılar."
-
Üzerinde durmamak, bir şey üzerinde konuşmayı bırakmak
- "O konuyu kapayalım."
-
Bir yere sokup dışarı çıkmasına engel olmak; hapsetmek
- "Zengin kadını tımarhaneye koymadılar, buraya, çiftliğe getirip kapadılar."
-
Ortalıktan alıp saklamak
- "Vurguncular kumaşları kapamışlar."
-
Karşılamak, denk gelmek
- "Bu ikramiye borçlarımı kapar."
-
[-i]
Bir açıklığı örtmek için bir şeyi, açık yerin üzerine getirmek
- TIKAMAK
-
-
[-e, nesnesiz]
Bir şeyin ağzını, deliğini, içine konulan veya dışarıdan uygulanan bir nesneyle kapamak; berkitmek
- "Ahmet kızın ağzına bir mendil tıkadı."
-
[-i]
Yol, su, geçit vb. şeyleri bir engelle işlemez, akmaz, geçilmez duruma getirmek
-
[-e, nesnesiz]
Bir şeyin ağzını, deliğini, içine konulan veya dışarıdan uygulanan bir nesneyle kapamak; berkitmek
- SUSAMAK
-
-
[nesnesiz]
Su içme gereksinimi duymak
-
[-e, mecaz]
Çok istemek, özlemek
- "Sinemaya susamış bir mevsim başı kalabalığı."
-
[nesnesiz]
Su içme gereksinimi duymak