İçinde ama olan 5 harfli 35 kelime var. İçerisinde AMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ama olan kelimeler listesine ya da Sonu ama ile biten kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, İşlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
A A M Harfleri İle Yazılabilecek Bazı Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
AMA
2 Harfli Kelimeler
AM, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- TAMAM
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
Bütün, tüm
- "Paranın tamamını verdim."
- "Vakit tamam oldu."
-
Eksiksiz
- "Bu kitap tamam değildir."
-
Yanlış ve yalan olmayan, doğru
-
Tamamlanmış, bitmiş
- "Haydi Abbas, vakit tamam / Akşam diyordun işte oldu akşam." (Cahit Sıtkı Tarancı)
-
[edat]
Evet
-
[ünlem]
Beğenilmeyen bir iş veya öneri karşısında söylenen bir söz
- "Tamam, başka işimiz kalmadı da şimdi onunla uğraşacağız!"
-
Bütün, tüm
- YAMAK
-
-
[isim]
Bir işte yardımcı olarak çalışan erkek
- "Eli yüzü düzgün, işgüzar bir yamağı mektupçu efendinin yanına kapılandıracaklar..." (Ercüment Ekrem Talu)
-
Yeniçeri Ocağında topçu ve humbaracı gibi askerî kuruluşlarda aday olarak bulunan kimse
-
Birinin etkisinde kalarak onun sözünden çıkmayan kimse
-
[isim]
Bir işte yardımcı olarak çalışan erkek
- ATAMA
-
-
[isim]
Atamak işi, tayin
- "Personel atama işlemleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir." (Anayasa)
-
[isim]
Atamak işi, tayin
- HAMAM
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Yıkanılacak yer, yunak, ısıdam
- "Banyosuz, duşlu, avuç içi gibi bir aralıktı hamam." (Oktay Rifat)
- "Bugün deniz hamam gibidir değil mi?" (Burhan Felek)
-
Para karşılığında yıkanma işinin yapıldığı yer
-
[isim]
Yıkanılacak yer, yunak, ısıdam
- RAMAK
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
"Bir şeyin olmasına çok az kalmak" anlamına gelen ramak kalmak deyiminde geçer
- "Gerçekten deli olmama ramak kalmıştı." (Ahmet Mithat)
-
[isim]
"Bir şeyin olmasına çok az kalmak" anlamına gelen ramak kalmak deyiminde geçer
- ULAMA
-
-
[isim]
Ulamak işi
-
Ulanan parça, ek, katkı, ilave
-
Konuşmada art arda gelen kelimelerden birincisinin sonundaki ünsüzün, ikincisinin başındaki ünlüye ses bakımından bağlanarak söylenmesi: Ayırt etmek, ağaç altı, tertip etmek, art arda gibi
-
[sıfat]
Ulanmış
-
[isim]
Ulamak işi
- ADAMA
-
-
[isim]
Adamak işi
-
[isim]
Adamak işi
- IRAMA
-
-
[isim]
Iramak işi
-
[isim]
Iramak işi
- DRAMA
-
Kelime Kökeni : Latince
-
[isim]
Dram
-
[isim]
Dram
- FLAMA
-
Kelime Kökeni : İtalyanca
-
[isim]
İşaret olarak veya çeşitli amaçlarla kullanılan küçük bayrak
-
Mühendislerin, haritacıların kullandığı renkli belirtme sırığı
-
Mızrak ucuna takılan küçük bayrak
-
İki veya üç köşeli, küçük boyutlu bayrak
-
[isim]
İşaret olarak veya çeşitli amaçlarla kullanılan küçük bayrak
- ÇAMAŞ
- ...
- NAMAZ
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
İslamın beş şartından biri olan ve Müslümanların günde beş vakit, dinî bakımdan belirlenen kurallara göre yapmak zorunda oldukları ibadet, salat
- "İki rekât namazı nerede olsa kılarız." (Peyami Safa)
- "Bu adamlar birer ikişer gidip bir odada namazlarını kıldılar, gene geldiler." (Memduh Şevket Esendal)
- "Arabalar uzaktan görününce köyüne, adamına göre kâh derviş, kâh sofu olur, hemen namaza dururdu." (Memduh Şevket Esendal)
- "Bir akşam uyudu / Uyanmayıverdi / Aldılar götürdüler / Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü." (Orhan Veli Kanık)
-
[isim]
İslamın beş şartından biri olan ve Müslümanların günde beş vakit, dinî bakımdan belirlenen kurallara göre yapmak zorunda oldukları ibadet, salat
- MAMAK
- ...
- ŞAMAR
-
-
[isim]
Açık elle yüze vurulan tokat, beşkardeş
- "Çavuş onun omzuna kuvvetli bir şamar indirdi." (Reşat Enis)
- "Sağ avcumun bir şamar patlatmak için nasıl kaşındığını hâlâ unutmuyorum." (Tomris Uyar)
-
[isim]
Açık elle yüze vurulan tokat, beşkardeş
- HAMAK
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
İki ağaç veya direk arasına asılarak içine yatılan ve sallanabilen, ağ, bez vb.nden yapılmış yatak, ağ yatak
- "Bahçeye hamak bağladım, uzandım." (Halide Edip Adıvar)
-
[isim]
İki ağaç veya direk arasına asılarak içine yatılan ve sallanabilen, ağ, bez vb.nden yapılmış yatak, ağ yatak
- ONAMA
-
-
[isim]
Onamak işi, uygun bulma, tasvip
- "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî ve özel herhangi bir işle görevlendirilemez." (Anayasa)
-
[isim]
Onamak işi, uygun bulma, tasvip
- DAMAR
-
-
[isim]
Canlı varlıklarda kanın veya besleyici sıvıların dolaştığı kanal
- "Alnında ve şakaklarında şişen damarlar ağrıyordu." (Peyami Safa)
- "Birden nasihat damarlarının kabardığını duydu." (Ömer Seyfettin)
- "Tutarsa onun bir damarı, yıkar adamın başına çadırı." (Osman Cemal Kaygılı)
- "En ufak şeye kızan insanın damarına basarlar." (Peyami Safa)
-
Mermerde, bazı taşlarda ve tahta kesitlerinde renk ayrılığı gösteren dalgalı çizgi
-
Başka türden katmanların arasında bulunan sıvı, maden veya mineral katmanı
- "Zengin bir altın damarı."
-
Soy, yaradılış
-
Huy, mizaç
- "Cimrilik damarı. Şairlik damarı."
-
İçinde ongun besi suyunun dolaştığı odunsu dokudan boru
-
Böceklerde kanat zarını dik tutmaya yarayan organ
-
[isim]
Canlı varlıklarda kanın veya besleyici sıvıların dolaştığı kanal
- DAMAT
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Evlenmekte olan bir erkeğe, evlenme töreni sırasında verilen ad, güveyi
- "Öyle bir aileye damat girmek isterim." (Haldun Taner)
-
Bir kızın ailesinden olan büyüklere göre kızın kocası, güveyi
-
Padişah soyundan kız almış olan kimse
-
[isim]
Evlenmekte olan bir erkeğe, evlenme töreni sırasında verilen ad, güveyi
- DAMAK
-
-
[isim]
Ağız boşluğunun tavanı, tabanı
- "Şerbetin tadı damaklarına, serinliği midelerine yayılınca..." (Refik Halit Karay)
-
[isim]
Ağız boşluğunun tavanı, tabanı
- ZAMAN
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit
- "Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım." (Ömer Seyfettin)
- "Nihayet yalnız kaldığım bir zamanı avlayarak yanıma yaklaşıyor." (Reşat Nuri Güntekin)
- "Kaybolmuş şeyleri bulurum ama sen zamanı geçirmişsin, saatini bulamadım." (Abdülhak Şinasi Hisar)
-
Bu sürenin belirli bir parçası, vakit
- "Efendiler, az söylemek çok yapmak zamanı gelmiştir." (Atilla İlhan)
-
Belirlenmiş olan an
-
Çağ, mevsim
- "Gül zamanı. Çocukluk zamanı."
-
Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit
-
Dönem, devir
- "Eski müdür zamanında hayli şımarmış olan bu miskin ve ukala herifi sepetledi." (Haldun Taner)
-
Bir süre ile ilgili durum ve şartlar
- "Sigarasını efkârlı olduğu zamanlar yaptığı gibi sık nefeslerle çabuk çabuk içiyordu." (Haldun Taner)
-
Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram
-
Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı
- "Geldi, gelmiş, geliyor, gelecek, gelir."
-
Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri
-
[isim]
Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit