İçinde akı olan 8 harfli 51 kelime var. İçerisinde AKI bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında akı olan kelimeler listesine ya da sonu akı ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Akı Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A I K

3 Harfli Kelimeler

AKI

2 Harfli Kelimeler

AK

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

VAKIFANE

Kelime Kökeni: Arapça vāḳif + Farsça -āne

  1. [zarf] Bilerek ve anlayarak, bilen bir kimseye yakışır biçimde
    • "Efendim, arkadaşımız beyefendi, şüphesiz vâkıfane ve âlimane buyuruyorlar, istifade ediyoruz." (Memduh Şevket Esendal)
TAKILMAK

  1. [nesnesiz] Takma işi yapılmak
    • "O gece üst katla bizim odayı birleştiren merdivenin üstüne koca kapak takıldı." (Ayla Kutlu)
  2. [-e] Bir yere iliştikten veya dokunduktan sonra oradan kurtulamamak
    • "Önünü çok iyi göremeyen hayvanın ayağı bir taşa takıldı." (Osman Cemal Kaygılı)
  3. [-e] Engelle karşılaşıp geçici olarak işlemez duruma gelmek
    • "İğne bir müddetten beri plağın bozuk yerine takılmış, ha babam ha, bir melodiyi tekrar edip duruyordu." (Haldun Taner)
  4. [-e] Bir yerde bir süre kalmak
    • "Yolda bir arkadaşına takıldı."
  5. [-e, mecaz] Olumsuz veya aksayan, eksik bir yanını görerek üstünde durmak
    • "Son günlerde bir de usta sözüne takılır oldum." (Nezihe Meriç)
  6. [-e, mecaz] Kızdırmak, üzmek, şaşırtmak amacıyla şaka yollu konuşmak
    • "İstasyon memuru onun şehre seyrek indiğini bildiğinden her seferinde takılır." (Haldun Taner)
  7. [-e] Biriyle, bir toplulukla sık sık birlikte olmak, onlara katılmak
  8. [-e] Kahvehane, meyhane vb.ne sık sık gitmek, eğlenmek
  9. [-e] Birinin sürekli peşinden gitmek
ÇAKILDAK

  1. [isim] Bir çarkın yalnız bir yöne doğru işlemesine yol verip tersine dönmesini önleyen veya değirmen, su dolabı vb. makinelerin işleyişini çıkardığı sesle kontrole yarayan parça
  2. Elde çevrildikçe gürültülü ses çıkaran, değirmi biçiminde bir çocuk oyuncağı
  3. [ağızlardan] Koyunların kuyrukları altındaki kıllara yapışıp kuruyan pislik
NAKIŞSIZ

  1. [sıfat] Nakşı olmayan
  2. [zarf] Nakşı olmaksızın
    • "Ben bu çevreyi motifsiz, nakışsız, dümdüz getiriyorum göz önüne." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
BAKIMDAN

  1. [zarf] ... yönden, açıdan
    • "Eğer bana sorarsanız bu kâfirlere sığınmanızı hiçbir bakımdan uygun bulmam." (Necip Fazıl Kısakürek)
AKILLICA

  1. [sıfat] Akla yakın, doğru, makul olan
    • "Kışla dolaylarında böyle eller cepte volta vurmak akıllıca bir iş değildi, anlıyordu." (Rıfat Ilgaz)
  2. [zarf] Akla yakın, akla uygun bir biçimde; akıllıcasına, akilane
    • "Sense, derli toplu, akıllıca, ölçüyü kaçırmadan sevdin beni." (İnci Aral)
BAKILMAK

  1. [-e, nesnesiz] Bakma işine konu olmak veya bakma işi yapılmak
    • "Uzaktan bakıldığında, asabi ve çirkin bir cadıyı andırıyordu." (Ayşe Kulin)
AKILDANE

Kelime Kökeni: Arapça ʿāḳil + Farsça dānā

  1. [isim] Akıl veren kimse
YAKINSAK

  1. [sıfat, fizik] Tek bir noktaya doğru yönelen (ışın)
  2. Işıkları aynı noktaya doğru yöneltme özelliği taşıyan (mercek vb.)
  3. [matematik] Değerleri birbirine gittikçe yaklaşarak bir noktaya doğru yönelen (fonksiyon veya nicelik)
KAKIŞMAK

  1. [nesnesiz, -le] Şaka yapmak amacıyla birbirine vurmak
YAKINDAN

  1. [zarf] Yakın bir yerden, yakın olarak
    • "Ben Atatürk’ü yakından görmüş, sesini duymuş bir kuşaktanım." (Feridun Andaç)
  2. [mecaz] Çok dikkatli, titiz bir biçimde
    • "Atatürk, bu girişimleri yakından izliyor ve onları belli bir çerçevede toparlamayı düşünüyordu." (Emre Kongar)
YAKINMAK

  1. [nesnesiz] Kına, yakı vb.ni vücudun bir yerine sürmek, koymak
    • "Kına yakınmak."
SAKINGAN

  1. [sıfat] Bakınız ihtiyatlı
KAKIRDAK

  1. [isim] Kuyruk yağının eritildikten sonra kalan gevrek posası
KAKILMAK

  1. [-e] Kakma işi yapılmak
  2. Ağaç veya diğer ahşap malzeme üzerine kakma işi yapılmak; hakkedilmek
    • "O kadar çok, o kadar bol inci kakılmıştı ki tahtın üstüne, bunları insan birer sedef düğme sanıyordu." (Nâzım Hikmet)
ŞAKILDAK

  1. [isim] Bir çeşit çocuk oyuncağı
AKIŞMALI

  1. [sıfat] Akışma özelliği olan
AKIVERME

  1. [isim] Akıvermek işi
BAKINMAK

  1. [-e, nesnesiz] Çevreye göz gezdirmek, araştırmak
    • "Etrafına bakındı fotoğrafçıları çağırmak için." (Ayşe Kulin)
  2. [ağızlardan] Muayene olmak
TAKILGAN

  1. [sıfat] Bakınız muzip
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü