İçinde akı olan 8 harfli 51 kelime var. İçerisinde AKI bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında akı olan kelimeler listesine ya da sonu akı ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Akı Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A I K
3 Harfli Kelimeler
AKI
2 Harfli Kelimeler
AK
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- VAKIFANE
-
Kelime Kökeni: Arapça vāḳif + Farsça -āne
-
[zarf]
Bilerek ve anlayarak, bilen bir kimseye yakışır biçimde
- "Efendim, arkadaşımız beyefendi, şüphesiz vâkıfane ve âlimane buyuruyorlar, istifade ediyoruz."
-
[zarf]
Bilerek ve anlayarak, bilen bir kimseye yakışır biçimde
- TAKILMAK
-
-
[nesnesiz]
Takma işi yapılmak
- "O gece üst katla bizim odayı birleştiren merdivenin üstüne koca kapak takıldı."
-
[-e]
Bir yere iliştikten veya dokunduktan sonra oradan kurtulamamak
- "Önünü çok iyi göremeyen hayvanın ayağı bir taşa takıldı."
-
[-e]
Engelle karşılaşıp geçici olarak işlemez duruma gelmek
- "İğne bir müddetten beri plağın bozuk yerine takılmış, ha babam ha, bir melodiyi tekrar edip duruyordu."
-
[-e]
Bir yerde bir süre kalmak
- "Yolda bir arkadaşına takıldı."
-
[-e, mecaz]
Olumsuz veya aksayan, eksik bir yanını görerek üstünde durmak
- "Son günlerde bir de usta sözüne takılır oldum."
-
[-e, mecaz]
Kızdırmak, üzmek, şaşırtmak amacıyla şaka yollu konuşmak
- "İstasyon memuru onun şehre seyrek indiğini bildiğinden her seferinde takılır."
-
[-e]
Biriyle, bir toplulukla sık sık birlikte olmak, onlara katılmak
-
[-e]
Kahvehane, meyhane vb.ne sık sık gitmek, eğlenmek
-
[-e]
Birinin sürekli peşinden gitmek
-
[nesnesiz]
Takma işi yapılmak
- ÇAKILDAK
-
-
[isim]
Bir çarkın yalnız bir yöne doğru işlemesine yol verip tersine dönmesini önleyen veya değirmen, su dolabı vb. makinelerin işleyişini çıkardığı sesle kontrole yarayan parça
-
Elde çevrildikçe gürültülü ses çıkaran, değirmi biçiminde bir çocuk oyuncağı
-
[ağızlardan]
Koyunların kuyrukları altındaki kıllara yapışıp kuruyan pislik
-
[isim]
Bir çarkın yalnız bir yöne doğru işlemesine yol verip tersine dönmesini önleyen veya değirmen, su dolabı vb. makinelerin işleyişini çıkardığı sesle kontrole yarayan parça
- NAKIŞSIZ
-
-
[sıfat]
Nakşı olmayan
-
[zarf]
Nakşı olmaksızın
- "Ben bu çevreyi motifsiz, nakışsız, dümdüz getiriyorum göz önüne."
-
[sıfat]
Nakşı olmayan
- BAKIMDAN
-
-
[zarf]
... yönden, açıdan
- "Eğer bana sorarsanız bu kâfirlere sığınmanızı hiçbir bakımdan uygun bulmam."
-
[zarf]
... yönden, açıdan
- AKILLICA
-
-
[sıfat]
Akla yakın, doğru, makul olan
- "Kışla dolaylarında böyle eller cepte volta vurmak akıllıca bir iş değildi, anlıyordu."
-
[zarf]
Akla yakın, akla uygun bir biçimde; akıllıcasına, akilane
- "Sense, derli toplu, akıllıca, ölçüyü kaçırmadan sevdin beni."
-
[sıfat]
Akla yakın, doğru, makul olan
- BAKILMAK
-
-
[-e, nesnesiz]
Bakma işine konu olmak veya bakma işi yapılmak
- "Uzaktan bakıldığında, asabi ve çirkin bir cadıyı andırıyordu."
-
[-e, nesnesiz]
Bakma işine konu olmak veya bakma işi yapılmak
- AKILDANE
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿāḳil + Farsça dānā
-
[isim]
Akıl veren kimse
-
[isim]
Akıl veren kimse
- YAKINSAK
-
-
[sıfat, fizik]
Tek bir noktaya doğru yönelen (ışın)
-
Işıkları aynı noktaya doğru yöneltme özelliği taşıyan (mercek vb.)
-
[matematik]
Değerleri birbirine gittikçe yaklaşarak bir noktaya doğru yönelen (fonksiyon veya nicelik)
-
[sıfat, fizik]
Tek bir noktaya doğru yönelen (ışın)
- KAKIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Şaka yapmak amacıyla birbirine vurmak
-
[nesnesiz, -le]
Şaka yapmak amacıyla birbirine vurmak
- YAKINDAN
-
-
[zarf]
Yakın bir yerden, yakın olarak
- "Ben Atatürk’ü yakından görmüş, sesini duymuş bir kuşaktanım."
-
[mecaz]
Çok dikkatli, titiz bir biçimde
- "Atatürk, bu girişimleri yakından izliyor ve onları belli bir çerçevede toparlamayı düşünüyordu."
-
[zarf]
Yakın bir yerden, yakın olarak
- YAKINMAK
-
-
[nesnesiz]
Kına, yakı vb.ni vücudun bir yerine sürmek, koymak
- "Kına yakınmak."
-
[nesnesiz]
Kına, yakı vb.ni vücudun bir yerine sürmek, koymak
- SAKINGAN
-
-
[sıfat]
Bakınız ihtiyatlı
-
[sıfat]
Bakınız ihtiyatlı
- KAKIRDAK
-
-
[isim]
Kuyruk yağının eritildikten sonra kalan gevrek posası
-
[isim]
Kuyruk yağının eritildikten sonra kalan gevrek posası
- KAKILMAK
-
-
[-e]
Kakma işi yapılmak
-
Ağaç veya diğer ahşap malzeme üzerine kakma işi yapılmak; hakkedilmek
- "O kadar çok, o kadar bol inci kakılmıştı ki tahtın üstüne, bunları insan birer sedef düğme sanıyordu."
-
[-e]
Kakma işi yapılmak
- ŞAKILDAK
-
-
[isim]
Bir çeşit çocuk oyuncağı
-
[isim]
Bir çeşit çocuk oyuncağı
- AKIŞMALI
-
-
[sıfat]
Akışma özelliği olan
-
[sıfat]
Akışma özelliği olan
- AKIVERME
-
-
[isim]
Akıvermek işi
-
[isim]
Akıvermek işi
- BAKINMAK
-
-
[-e, nesnesiz]
Çevreye göz gezdirmek, araştırmak
- "Etrafına bakındı fotoğrafçıları çağırmak için."
-
[ağızlardan]
Muayene olmak
-
[-e, nesnesiz]
Çevreye göz gezdirmek, araştırmak
- TAKILGAN
-
-
[sıfat]
Bakınız muzip
-
[sıfat]
Bakınız muzip