İçinde ah olan 6 harfli 150 kelime var. İçerisinde AH bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ah olan kelimeler listesine ya da sonu ah ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ah Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A H

2 Harfli Kelimeler

AH, HA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

SAHİFE

Kelime Kökeni: Arapça ṣaḥīfe

  1. [isim, eskimiş] Bakınız sayfa
TEZGAH

Kelime Kökeni: Farsça destgāh

  1. [isim] Genellikle dükkânlarda satıcıların önündeki uzun masa
    • "Bir tezgâhtan öbürüne koşuyor, bir kumaş topunu bırakıp başkasına saldırıyordu." (Refik Halit Karay)
  2. Kahve, meyhane vb.nde müşterilerin üzerinde yiyip içtikleri uzun masa veya büfe
    • "İçenlerin hepsi susmuş, kadına bakıyor, tezgâhın arkasındaki yürüyüşünü seyrediyorlardı." (Sait Faik Abasıyanık)
  3. Üzerinde genellikle el veya küçük makinelerle iş görülen yapım aracı
    • "Çanak çömlek tezgâhı. Halı tezgâhı."
  4. Tersanelerde yapılan veya tamir edilen gemilerin üzerine konduğu tahtadan altlık
  5. [argo] Genellikle yasal olmayan bir işi yapmak için tutulan uygunsuz yol
TAHSİL

Kelime Kökeni: Arapça taḥṣīl

  1. [isim] Parayı alma, toplama
    • "İcra yoluyla tahsile gideriz, o sonra parasını geri alır." (Burhan Felek)
  2. Bakınız öğrenim
    • "Bir taraftan tahsile koşarken bir taraftan da bu memuriyetine devam ediyordu." (Asaf Halet Çelebi)
  3. Ele geçirme, kazanma
MAHRUM

Kelime Kökeni: Arapça maḥrūm

  1. [sıfat] Bakınız yoksun
    • "Esef olunur ki memleket, ilmî ehliyeti haiz, üstün insanlardan mahrumdu." (Sâmiha Ayverdi)
CERRAH

Kelime Kökeni: Arapça cerrāḥ

  1. [isim] Ameliyat yapan uzman hekim; operatör
    • "Mengene gibi bir el, cerrahın yakasına yapışınca zavallının dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu." (İhsan Oktay Anar)
  2. [eskimiş] Önemsiz yaraları iyileştiren kimse
TAHSİN

Kelime Kökeni: Arapça taḥsįn

  1. [isim] Güzel bulup takdir etme
  2. [ünlem] Aferin, bravo
TAHNİT

Kelime Kökeni: Arapça taḥnīṭ

  1. [isim] Bozulmaması için ölüyü ilaçlama
ŞAHNİŞ

Kelime Kökeni: Farsça şāhnīş

  1. [isim, eskimiş, mimarlık] Bakınız şahnişin
    • "Salonun şahnişi içinde her zaman oturduğu koltuğa yayılarak dinledi." (Peyami Safa)
FERSAH

Kelime Kökeni: Arapça fersaḫ

  1. [isim] Yaklaşık 5 kilometrelik bir uzaklık ölçüsü
  2. [mecaz] Çok uzun mesafe, uzaklık
YALLAH

Kelime Kökeni: Arapça yā + Allāh

  1. [ünlem] "Haydi, yürü, kalk, git" anlamlarında kullanılan bir söz
    • "Millet, muharebenin başladığını, Gazi'nin Sivas'a geldiğini duyar duymaz yallah demiş, Salihli'ye gitmiş." (Aka Gündüz)
AHARCI

  1. [isim] Kâğıt aharlayan kimse
ŞİFAHİ

Kelime Kökeni: Arapça şifāhī

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız sözlü, tahrirî karşıtı
    • "Hilmi Bey'in bir âdeti de kira arabasına bindiği zaman arabacı ile şifahi bir mukavele akdetmesiydi." (Sâmiha Ayverdi)
RAHMET

Kelime Kökeni: Arapça raḥmet

  1. [isim] Birinin suçunu bağışlama, yarlıgama, merhamet etme
    • "Allah rahmet eylesin."
  2. [ağızlardan] Bakınız yağmur
    • "Kubbedeki açıktan rahmet yağar, güneş vurur." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
TAHKİR

Kelime Kökeni: Arapça taḥḳīr

  1. [isim] Aşağılama, onur kırma, onuruna dokunma
  2. Bakınız hakaret
    • "Baştan başa küfür ve tahkir ile doluydu." (Kemal Tahir)
NAHİYE

Kelime Kökeni: Arapça nāḥiye

  1. [isim, eskimiş] Bakınız bucak
    • "Kendi kazamızın beş on saat ötesinde bir nahiye merkezinde bulunuyorduk." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. Bakınız bölge
    • "Ayağın bilhassa parmak nahiyeleri kangrenli uzuvlara has morumtırak bir büzülme arz ediyorlardı." (Haldun Taner)
SAHİBE

Kelime Kökeni: Arapça ṣāḥibe

  1. [isim] Herhangi bir şey üzerinde mülkiyeti olan kadın
    • "Şato sahibesini ancak haftanın nihayetinde tekrar görebildim." (Nâzım Hikmet)
BEDHAH

Kelime Kökeni: Farsça bed + ḫāh

  1. [sıfat, eskimiş] Başkasının kötülüğünü isteyen, kötü yürekli
    • "İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır." (Atatürk)
PEYDAH

  1. [sıfat] Bakınız peyda
TAHSİS

Kelime Kökeni: Arapça taḫṣīṣ

  1. [isim] Bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma
BERZAH

Kelime Kökeni: Arapça berzaḫ

  1. [isim, din bilimi] Dinî inanışlara göre dünya ile ahiret arasında ruhların kıyameti bekledikleri yer
  2. [eskimiş, coğrafya] Bakınız kıstak
    • "Yarımadanın berzahındaki bu geniş yol biraz tehlikeliydi." (Ömer Seyfettin)
  3. [mecaz] Zorlu, belalı geçit
  4. [mecaz] Can sıkıcı, bunaltıcı yer
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü