İçinde ah olan 5 harfli 127 kelime var. İçerisinde AH bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ah olan kelimeler listesine ya da sonu ah ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ah Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AH, HA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ZAHİR
-
Kelime Kökeni: Arapça ẓāhir
-
[sıfat]
Bakınız belli (II)
- "Bu işte de Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük hevesi ve iyi niyeti çok zahirdir."
-
[isim]
Bakınız dış yüz
-
[zarf, ağızlardan]
Bakınız kuşkusuz
- "Zahir, o anda başıma kan çıkmış, yüzüm kızarmış olacak ki..."
-
[sıfat]
Bakınız belli (II)
- MAHRA
-
Kelime Kökeni: Arapça mahrā
-
[isim, eskimiş]
Üzüm taşımaya yarayan ağzı geniş, dibi dar tahta kap
-
[isim, eskimiş]
Üzüm taşımaya yarayan ağzı geniş, dibi dar tahta kap
- ZAHİT
-
Kelime Kökeni: Arapça zāhid
-
[sıfat]
Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren, dünya işlerine önem vermeyen (kimse)
- "Bu sualin karşısında hakikati inkâr olunmuş bir zahit gibi doğruldu."
-
[sıfat]
Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren, dünya işlerine önem vermeyen (kimse)
- BAHAR
-
Kelime Kökeni: Farsça bahār
-
[isim]
Bakınız ilkbahar
- "Biz çiçeği bahardan bahara görürüz."
-
Bu mevsimde ağaçlarda açan çiçekler
-
[mecaz]
Gençlik dönemi
-
[isim]
Bakınız ilkbahar
- ALLAH
-
Kelime Kökeni: Arapça allah
-
[isim, din bilimi]
Semavi dinlere göre kâinatı ve kâinattaki her şeyi yaratan ve idare eden tek yüce varlık; Çalap, Tanrı, Yaradan, Oğan, Cenabıallah, Cenabıhak, Hak, Halik, Hu, Hüda, İlah, Mevla, Rab
- "Eski mukaddes kitaplarıyla bugünkü yeni dünyayı çeviren Allah, her yerde, her devirde dinsizleri, kendisine karşı gelenleri başka sebepler ve başka tarzlarla eziyor."
-
[isim, din bilimi]
Semavi dinlere göre kâinatı ve kâinattaki her şeyi yaratan ve idare eden tek yüce varlık; Çalap, Tanrı, Yaradan, Oğan, Cenabıallah, Cenabıhak, Hak, Halik, Hu, Hüda, İlah, Mevla, Rab
- AHVAL
-
Kelime Kökeni: Arapça aḥvāl
-
[isim]
Durumlar, hâller, vaziyetler
- "Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır."
-
Davranışlar
-
Olaylar
- "Agâh Bey dünya ahvalinden habersiz."
-
[isim]
Durumlar, hâller, vaziyetler
- KAHPE
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳaḥbe
-
[isim, kaba konuşmada]
Namussuz kadın
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız dönek
-
Birini sırtından vuran; kalleş
-
Sözünde durmayan
-
[isim, kaba konuşmada]
Namussuz kadın
- AHRAZ
-
Kelime Kökeni: Arapça aḫres
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız dilsiz
- "Anan neden hiç laf etmez, ahraz mı yoksa ha?"
-
Sağır ve dilsiz olan (kimse)
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız dilsiz
- AHRET
-
Kelime Kökeni: Arapça āḫiret
-
[isim]
Bakınız ahiret
-
[isim]
Bakınız ahiret
- VAHİY
-
Kelime Kökeni: Arapça vaḥy
-
[isim, din bilimi]
Bir buyruk veya düşüncenin Tanrı tarafından peygamberlere bildirilmesi
- "Aklın kavrayamadığı hakikatlere, tasavvuf ve vahiy yolu ile erişilebilir."
-
Bu biçimde bildirilen buyruk
-
[isim, din bilimi]
Bir buyruk veya düşüncenin Tanrı tarafından peygamberlere bildirilmesi
- LAHİT
-
Kelime Kökeni: Arapça laḥd
-
[isim]
Duvarları taş veya tuğladan, üstü taş bir kapakla örtülü mezar
- "Firavun'un açık lahitlerindeki boğuk yankıları dinledim."
-
Taş veya mermerden oyma mezar
-
[isim]
Duvarları taş veya tuğladan, üstü taş bir kapakla örtülü mezar
- VAHİT
-
Kelime Kökeni: Arapça vāḥid
- FELAH
-
Kelime Kökeni: Arapça felāḥ
-
[isim, eskimiş]
Bakınız kurtuluş
- "Şu bizim halkı uyandırmadadır varsa felah."
-
[isim, eskimiş]
Bakınız kurtuluş
- AHMAK
-
Kelime Kökeni: Arapça aḥmaḳ
-
[sıfat]
Aklını gereği gibi kullanamayan, anlama ve kavrama yetenekleri gelişmemiş (kimse)
- "En doğru, en yüksek fikir, bir cahil veya ahmağın elinde gülünç, değersiz bir hâle gelebilir."
-
[sıfat]
Aklını gereği gibi kullanamayan, anlama ve kavrama yetenekleri gelişmemiş (kimse)
- FAHUR
-
Kelime Kökeni: Arapça faḫūr
-
[sıfat, eskimiş]
Çok övünen, çok böbürlenen
-
[sıfat, eskimiş]
Çok övünen, çok böbürlenen
- KAHYA
-
Kelime Kökeni: Farsça ked + ḫudā
-
[isim]
Konak, çiftlik vb. yerlerde türlü işleri yapmakla görevli kimse
- "Çiftliğe yeni bir kâhya tuttuk, Ziraat Mektebi mezunuymuş."
-
Bakınız değnekçi
-
[mecaz]
Gerekmediği hâlde başkasının işine karışan kimse
- "Ben, dedim, herkesin kâhyası değilim."
-
[eskimiş]
Esnaf kuruluşlarında lonca başkanı
- "Terlikçiler kâhyası."
-
[tarih]
Bakınız kethüda
-
[isim]
Konak, çiftlik vb. yerlerde türlü işleri yapmakla görevli kimse
- AHKAM
-
Kelime Kökeni: Arapça aḥkām
-
[isim]
Hükümler
-
[isim]
Hükümler
- FAHİŞ
-
Kelime Kökeni: Arapça fāḥiş
-
[sıfat]
Ölçüyü aşan, aşırı, çok fazla olan
-
Ahlaka ve törelere uygun olmayan
-
[sıfat]
Ölçüyü aşan, aşırı, çok fazla olan
- MİZAH
-
Kelime Kökeni: Arapça mizāḥ
-
[isim, edebiyat]
Bakınız gülmece
- "İnci gibi güzel bir yazısı ve mizaha da istidadı varmış."
-
[isim, edebiyat]
Bakınız gülmece
- SİLAH
-
Kelime Kökeni: Arapça silāḥ
-
[isim]
Savunmak veya saldırmak amacıyla kullanılan araç; yarak, cebe
-
[mecaz]
Savunmak veya saldırmak için kullanılan nesne, etken araç
-
[mecaz]
Bir konuda etkili her şey
- "Yalnız katlanmamı değil katlanmam gereken şeyi yapması için eline silah vermemi de istiyordu."
-
[isim]
Savunmak veya saldırmak amacıyla kullanılan araç; yarak, cebe