İçinde af olan 6 harfli 65 kelime var. İçerisinde AF bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında af olan kelimeler listesine ya da sonu af ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Af Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AF, FA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AFERİN
-
Kelime Kökeni: Farsça āferīn
-
[ünlem]
Övme, takdir, beğenme vb. duyguları belirtmek için söylenen söz
- "Aferin İsmail, söyle, daha bağırarak söyle!"
-
[isim, eskimiş]
Öğrencilere verilen beğenme ve takdir kâğıdı
-
[ünlem]
Övme, takdir, beğenme vb. duyguları belirtmek için söylenen söz
- TAFLAN
-
-
[isim, bitki bilimi]
Gülgillerden, kışın yapraklarını dökmeyen, çiçekleri salkım durumunda, beyaz veya yeşil olan, süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç; karayemiş ağacı, karayemiş (Prunus laurocerasus)
- "Şimdi İstanbul taklarının yeşil taflanları altından gaziler geçiyor."
-
[isim, bitki bilimi]
Gülgillerden, kışın yapraklarını dökmeyen, çiçekleri salkım durumunda, beyaz veya yeşil olan, süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç; karayemiş ağacı, karayemiş (Prunus laurocerasus)
- NAFİLE
-
Kelime Kökeni: Arapça nāfile
-
[sıfat]
Bakınız yararsız
- "Delikanlı çağımızdaki cevher / Yalvarmak, yakarmak nafile bugün"
-
[zarf]
Bakınız boşuna
- "Avukata söyle, nafile beklemesin."
-
[isim, din bilimi]
Bir kimsenin dinen zorunlu olmadığı hâlde yalnızca Allah rızasını kazanmak amacıyla farz dışında kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve yaptığı her türlü hayırlı iş ve davranış
-
[sıfat]
Bakınız yararsız
- TAFSİL
-
Kelime Kökeni: Arapça tafṣīl
-
[isim, eskimiş]
Bir şeyi ayrıntılarıyla anlatma, açıklama
-
[isim, eskimiş]
Bir şeyi ayrıntılarıyla anlatma, açıklama
- AFİYET
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿāfiyet
-
[isim]
Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli olma durumu
- "Allah daha ziyade afiyet versin."
-
[isim]
Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı, sıhhatli olma durumu
- SARRAF
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣarrāf
-
[isim]
Mesleği, değerli kâğıt ve metal paraları birbiriyle değiştirmek, altın bozmak, tahvil alışverişi yapmak olan kimse
-
[isim]
Mesleği, değerli kâğıt ve metal paraları birbiriyle değiştirmek, altın bozmak, tahvil alışverişi yapmak olan kimse
- MUSHAF
-
Kelime Kökeni: Arapça muṣḥaf
-
[isim, din bilimi]
Bakınız Kur'an
- "Yarın gel, burada Mushaf'a el bas, tövbe et, seni köyde bırakayım."
-
[isim, din bilimi]
Bakınız Kur'an
- SAFLIK
-
-
[isim]
Saf olma durumu; avanaklık, bönlük, safderunluk, safdillik, safdillilik, saffet, safiyet
- "Yıldız bir çocuk saflığı ile gülümsedi."
-
[mecaz]
Kolayca aldatılabilme durumu
-
[isim]
Saf olma durumu; avanaklık, bönlük, safderunluk, safdillik, safdillilik, saffet, safiyet
- SAFDİL
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣāf + Farsça dil
-
[sıfat, eskimiş, mecaz]
Bakınız saf (II)
- "Bir safdil hanımefendi, kızıma iyi bir koca bulduğunu yemin billah anlattı."
-
[sıfat, eskimiş, mecaz]
Bakınız saf (II)
- TELAFİ
-
Kelime Kökeni: Arapça telāfī
-
[isim]
Kötü bir etkiyi veya sonucu başka bir etki ile yok etme, karşılama
- "Telafisi kolay olmayan bir zarar."
-
[isim]
Kötü bir etkiyi veya sonucu başka bir etki ile yok etme, karşılama
- KAFİLE
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳāfile
-
[isim]
Birlikte hareket eden topluluk
- "Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle."
-
Aynı yöne giden taşıt veya yolcu topluluğu; konvoy
- "Sağımızda yürüyen kafile, yolunu değiştirdi."
-
Sıra ile gönderilen şeylerin her bir bölüğü
- "Malların ilk kafilesi dün geldi."
-
[isim]
Birlikte hareket eden topluluk
- GAFFAR
-
Kelime Kökeni: Arapça ġaffār
-
[sıfat, din bilimi]
Kullarının günahlarını affeden, bağışlayan (Tanrı)
-
[sıfat, din bilimi]
Kullarının günahlarını affeden, bağışlayan (Tanrı)
- KAFTAN
-
-
[isim, tarih]
Çoğu ipekten yapılan, bir tür uzun, süslü üst giysisi
- "Başkasına ait sırmalı kaftanı giymektense kendi malım olan eski hırkayı tercih ederim."
-
Padişahların gönül almak, ödüllendirmek için birine giydirdikleri değerli kumaş veya kürkten yapılmış giysi; hilat
-
[isim, tarih]
Çoğu ipekten yapılan, bir tür uzun, süslü üst giysisi
- SAFARİ
-
Kelime Kökeni: Fransızca safari
-
[isim]
Afrika'nın doğusunda toplu olarak yapılan vahşi hayvan avı
-
Toplu olarak ava çıkma
-
Katılımcıların vahşi hayatı yerinde görmelerini sağlayan turistik gezi
-
Genellikle ketenden yapılan kısa pantolon, büyük cepli uzun ceket ve geniş kenarlı mantar şapkadan oluşan av kıyafeti
-
[isim]
Afrika'nın doğusunda toplu olarak yapılan vahşi hayvan avı
- SAFİHA
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣafīḥa
-
[isim, eskimiş]
İnce, yassı ve geniş metal nesne
-
[isim, eskimiş]
İnce, yassı ve geniş metal nesne
- ARAFAT
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿarafāt
-
[isim]
Hacıların Kurban Bayramı'nın arife günü toplandıkları Mekke'nin doğusundaki tepe
-
[isim]
Hacıların Kurban Bayramı'nın arife günü toplandıkları Mekke'nin doğusundaki tepe
- KAFALI
-
-
[sıfat]
Kafası olan
-
Kafası herhangi bir biçimde olan
- "Çıkık kafalı."
-
[mecaz]
Bilgili, kavrayışlı ve anlayışlı
- "Kafalı adam."
-
[sıfat]
Kafası olan
- GAFLET
-
Kelime Kökeni: Arapça ġaflet
-
[isim]
Bakınız aymazlık
- "Ah işte tövbe ettik bütün suçlarımızdan / Bir gaflet perdesiydi gözlerimizi saran"
-
[isim]
Bakınız aymazlık
- ŞEFFAF
-
Kelime Kökeni: Arapça şeffāf
-
[sıfat]
İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim); saydam, transparan
-
[mecaz]
Açıkça görünen, belirgin olan
- "Acaba Saffet’in vaktiyle nişanlısı olduğunu söylese Mazlume ile başlayan bu billur gibi şeffaf sevgi bulutlanır mıydı?"
-
[sıfat]
İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim); saydam, transparan
- KAFİYE
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳāfiye
-
[isim, edebiyat]
Şiirde dizelerin sonunda tekrarlanan ve aynı ahengi veren heceler veya aynı görevde olmayan ancak benzeşen sesler; uyak
- "Nitekim tarihî bir kafiye lisanı olan Türkçede, daha başlangıçtan beri engin bir aliterasyon hadise vardır."
-
Halk edebiyatında ayak
-
[isim, edebiyat]
Şiirde dizelerin sonunda tekrarlanan ve aynı ahengi veren heceler veya aynı görevde olmayan ancak benzeşen sesler; uyak