İçinde af olan 4 harfli 20 kelime var. İçerisinde AF bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında af olan kelimeler listesine ya da sonu af ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Af Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A F

2 Harfli Kelimeler

AF, FA

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

AFAT

Kelime Kökeni: Arapça āfāt

  1. [isim, eskimiş] Afetler
    • "Allah afattan esirgerse bu harman köylünün yüzü güler." (Kemal Tahir)
AFİS

Kelime Kökeni: Rumca

  1. [isim, hayvan bilimi] Gümüş balığının küçüğü
SAFİ

Kelime Kökeni: Arapça ṣāfī

  1. [sıfat] Katıksız, duru, temiz olan
  2. Bakınız net (I)
  3. [zarf] Yalnız olarak, yalnız, sadece
    • "Ona öyle geldi ki tekmil mahalle tokmak sesine safi kulak kesilmiş, gecenin bu saatinde gelenin kim, neci, niçin geldiğini öğrenmek istiyor." (Orhan Kemal)
AFİŞ

Kelime Kökeni: Fransızca affiche

  1. [isim] Bir şeyi duyurmak veya tanıtmak için hazırlanan, kalabalığın görebileceği yere asılmış, genellikle resimli duvar ilanı; ası
    • "Afişler bütün tiyatrolarda üç beş günde bir değişirdi." (Tarık Buğra)
AFET

Kelime Kökeni: Arapça āfet

  1. [isim] Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım
    • "O yıl su baskınları bir afet gibiydi."
  2. [mecaz] Olumsuz sonuçlar doğuran durum
    • "Şöhret gibi servetin de afet olduğunu yeni anlıyordum." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. [mecaz] Güzelliği ile insanı şaşkına çeviren, aklını başından alan kadın
    • "Gül yüzlü bir afetti ki her busesi lale." (Yahya Kemal Beyatlı)
  4. [tıp] Hastalıkların dokularda yaptığı bozukluk
AFAK

Kelime Kökeni: Arapça āfāḳ

  1. [isim, eskimiş] Ufuklar
    • "Garp'ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var" (Mehmet Akif Ersoy)
AFİF

Kelime Kökeni: Arapça ʿafīf

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız iffetli (erkek)
    • "Arzu ettiğim gibi afif, saf bulduğum bu adama hürmet eder, onu böyle severdim." (Memduh Şevket Esendal)
AFAL

  1. [sıfat] Şaşkın, dağınık, ne yapacağını bilmez
    • "Bir top ağzından henüz fırlamış gibi afal ve dağınıktı." (Falih Rıfkı Atay)
SAFA

Kelime Kökeni: Arapça ṣafāʾ

  1. [isim] Bakınız sefa
AFRA

  1. "Afra tafra" ikilemesinde kullanılır: kendini üstün gösterme, üstünlük taslayış
ŞAFT

Kelime Kökeni: İngilizce shaft

  1. [isim, teknik] Bir makinenin dönme hareketini öteki parçalara aktaran ve ucuna dişli çarklar, tekerlekler veya pervane bağlanan demir mil
    • "Çok geçmiyor, şaftın dönmesiyle pervane çalışıyor." (Zeyyat Selimoğlu)
MUAF

Kelime Kökeni: Arapça maʿfuvv

  1. [sıfat] Bağışlanmış, affedilmiş
  2. Ayrı tutulmuş, ayrıcalık tanınmış
  3. Özgür, serbest
ZAAF

Kelime Kökeni: Arapça żaʿf

  1. [isim] Bakınız düşkünlük
    • "Kendisine zaafımdan ziyade metanetimi gösterdiğim kadın içeriye girdi." (Peyami Safa)
  2. İrade zayıflığı
    • "Hükümdarların yumuşak kalpliliğini zaaf sayan umumi hüküm belki de haklıdır." (Cemil Meriç)
  3. [mecaz] Eksiklik, yetersizlik
HAFİ

Kelime Kökeni: Arapça ḫafī

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız gizli
    • "Kapıya ‘celse hafidir’ perdesi konuldu. Müzakere başladı." (Kemal Zeki Gençosman)
ARAF

Kelime Kökeni: Arapça aʿrāf

  1. [isim] İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yer
  2. [mecaz] İki şey ortasında kalan yer veya durum
    • "Ne milliyetçiyim diyorsunuz ne de kozmopolit!.. Yani araftasınız. Hâlbuki araf insanlara özgü değildir." (Ömer Seyfettin)
NAFİ

Kelime Kökeni: Arapça nāfiʿ

  1. [sıfat, eskimiş] Bakınız yararlı
KAFE

  1. [isim] İçecek ve hafif yiyeceklerin satıldığı, bazılarında kapı önlerinde oturacak yerlerin bulunduğu ayaküstü yiyecek yerleri
KAFA

Kelime Kökeni: Arapça ḳafā

  1. [isim] Bakınız baş
  2. Hayvanlarda genellikle ağız, göz, burun, kulak vb. organların bulunduğu vücudun en ön bölümü
  3. Çocuk oyunlarında kullanılan zıpzıp taşının veya cevizin büyük boyu
  4. Mekanik bir bütünün parçası
    • "Distribütör kafası."
  5. [mecaz] Kavrama ve anlama yeteneği; zekâ, zihin, bellek
    • "Kafasının faaliyetini fikirden ziyade işe vermiş." (Yahya Kemal Beyatlı)
  6. [mecaz] Görüş ve inançların etkisi altında beliren düşünme ve yargılama yolu; zihniyet
    • "Kalbi ve kafasıyla daima yeni, daima genç kaldı." (Yusuf Ziya Ortaç)
  7. Çivi vb. şeylerin irice baş kısmı
  8. [sıfat, argo] Bakınız kafadar
YAFA

  1. [isim] Akdeniz kıyısında, bugün Tel Aviv-Yafa şehrinin içinde kalan tarihî liman şehri
KAFİ

Kelime Kökeni: Arapça kāfī

  1. [sıfat] Bakınız yeter
    • "Yazık ki eski zamanlarımızda resimle kâfi derecede meşgul olmadığımız için, Boğaziçi kıyılarındaki sarayların ve saraylar kadar güzel yalıların resimleri yapılmamıştır." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  2. [ünlem] "Yeter, yetişir, artık istemez" anlamlarında bir seslenme sözü
    • "Artık kâfi, yeter, illallah!" (Sermet Muhtar Alus)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü