İçinde af olan 4 harfli 20 kelime var. İçerisinde AF bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında af olan kelimeler listesine ya da sonu af ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Af Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
2 Harfli Kelimeler
AF, FA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- AFAT
-
Kelime Kökeni: Arapça āfāt
-
[isim, eskimiş]
Afetler
- "Allah afattan esirgerse bu harman köylünün yüzü güler."
-
[isim, eskimiş]
Afetler
- AFİS
-
Kelime Kökeni: Rumca
-
[isim, hayvan bilimi]
Gümüş balığının küçüğü
-
[isim, hayvan bilimi]
Gümüş balığının küçüğü
- SAFİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣāfī
-
[sıfat]
Katıksız, duru, temiz olan
-
Bakınız net (I)
-
[zarf]
Yalnız olarak, yalnız, sadece
- "Ona öyle geldi ki tekmil mahalle tokmak sesine safi kulak kesilmiş, gecenin bu saatinde gelenin kim, neci, niçin geldiğini öğrenmek istiyor."
-
[sıfat]
Katıksız, duru, temiz olan
- AFİŞ
-
Kelime Kökeni: Fransızca affiche
-
[isim]
Bir şeyi duyurmak veya tanıtmak için hazırlanan, kalabalığın görebileceği yere asılmış, genellikle resimli duvar ilanı; ası
- "Afişler bütün tiyatrolarda üç beş günde bir değişirdi."
-
[isim]
Bir şeyi duyurmak veya tanıtmak için hazırlanan, kalabalığın görebileceği yere asılmış, genellikle resimli duvar ilanı; ası
- AFET
-
Kelime Kökeni: Arapça āfet
-
[isim]
Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım
- "O yıl su baskınları bir afet gibiydi."
-
[mecaz]
Olumsuz sonuçlar doğuran durum
- "Şöhret gibi servetin de afet olduğunu yeni anlıyordum."
-
[mecaz]
Güzelliği ile insanı şaşkına çeviren, aklını başından alan kadın
- "Gül yüzlü bir afetti ki her busesi lale."
-
[tıp]
Hastalıkların dokularda yaptığı bozukluk
-
[isim]
Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım
- AFAK
-
Kelime Kökeni: Arapça āfāḳ
-
[isim, eskimiş]
Ufuklar
- "Garp'ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var"
-
[isim, eskimiş]
Ufuklar
- AFİF
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿafīf
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız iffetli (erkek)
- "Arzu ettiğim gibi afif, saf bulduğum bu adama hürmet eder, onu böyle severdim."
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız iffetli (erkek)
- AFAL
-
-
[sıfat]
Şaşkın, dağınık, ne yapacağını bilmez
- "Bir top ağzından henüz fırlamış gibi afal ve dağınıktı."
-
[sıfat]
Şaşkın, dağınık, ne yapacağını bilmez
- SAFA
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣafāʾ
-
[isim]
Bakınız sefa
-
[isim]
Bakınız sefa
- AFRA
-
-
"Afra tafra" ikilemesinde kullanılır: kendini üstün gösterme, üstünlük taslayış
-
"Afra tafra" ikilemesinde kullanılır: kendini üstün gösterme, üstünlük taslayış
- ŞAFT
-
Kelime Kökeni: İngilizce shaft
-
[isim, teknik]
Bir makinenin dönme hareketini öteki parçalara aktaran ve ucuna dişli çarklar, tekerlekler veya pervane bağlanan demir mil
- "Çok geçmiyor, şaftın dönmesiyle pervane çalışıyor."
-
[isim, teknik]
Bir makinenin dönme hareketini öteki parçalara aktaran ve ucuna dişli çarklar, tekerlekler veya pervane bağlanan demir mil
- MUAF
-
Kelime Kökeni: Arapça maʿfuvv
-
[sıfat]
Bağışlanmış, affedilmiş
-
Ayrı tutulmuş, ayrıcalık tanınmış
-
Özgür, serbest
-
[sıfat]
Bağışlanmış, affedilmiş
- ZAAF
-
Kelime Kökeni: Arapça żaʿf
-
[isim]
Bakınız düşkünlük
- "Kendisine zaafımdan ziyade metanetimi gösterdiğim kadın içeriye girdi."
-
İrade zayıflığı
- "Hükümdarların yumuşak kalpliliğini zaaf sayan umumi hüküm belki de haklıdır."
-
[mecaz]
Eksiklik, yetersizlik
-
[isim]
Bakınız düşkünlük
- HAFİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫafī
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız gizli
- "Kapıya ‘celse hafidir’ perdesi konuldu. Müzakere başladı."
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız gizli
- ARAF
-
Kelime Kökeni: Arapça aʿrāf
-
[isim]
İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yer
-
[mecaz]
İki şey ortasında kalan yer veya durum
- "Ne milliyetçiyim diyorsunuz ne de kozmopolit!.. Yani araftasınız. Hâlbuki araf insanlara özgü değildir."
-
[isim]
İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında bir yer
- NAFİ
-
Kelime Kökeni: Arapça nāfiʿ
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız yararlı
-
[sıfat, eskimiş]
Bakınız yararlı
- KAFE
-
-
[isim]
İçecek ve hafif yiyeceklerin satıldığı, bazılarında kapı önlerinde oturacak yerlerin bulunduğu ayaküstü yiyecek yerleri
-
[isim]
İçecek ve hafif yiyeceklerin satıldığı, bazılarında kapı önlerinde oturacak yerlerin bulunduğu ayaküstü yiyecek yerleri
- KAFA
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳafā
-
[isim]
Bakınız baş
-
Hayvanlarda genellikle ağız, göz, burun, kulak vb. organların bulunduğu vücudun en ön bölümü
-
Çocuk oyunlarında kullanılan zıpzıp taşının veya cevizin büyük boyu
-
Mekanik bir bütünün parçası
- "Distribütör kafası."
-
[mecaz]
Kavrama ve anlama yeteneği; zekâ, zihin, bellek
- "Kafasının faaliyetini fikirden ziyade işe vermiş."
-
[mecaz]
Görüş ve inançların etkisi altında beliren düşünme ve yargılama yolu; zihniyet
- "Kalbi ve kafasıyla daima yeni, daima genç kaldı."
-
Çivi vb. şeylerin irice baş kısmı
-
[sıfat, argo]
Bakınız kafadar
-
[isim]
Bakınız baş
- YAFA
-
-
[isim]
Akdeniz kıyısında, bugün Tel Aviv-Yafa şehrinin içinde kalan tarihî liman şehri
-
[isim]
Akdeniz kıyısında, bugün Tel Aviv-Yafa şehrinin içinde kalan tarihî liman şehri
- KAFİ
-
Kelime Kökeni: Arapça kāfī
-
[sıfat]
Bakınız yeter
- "Yazık ki eski zamanlarımızda resimle kâfi derecede meşgul olmadığımız için, Boğaziçi kıyılarındaki sarayların ve saraylar kadar güzel yalıların resimleri yapılmamıştır."
-
[ünlem]
"Yeter, yetişir, artık istemez" anlamlarında bir seslenme sözü
- "Artık kâfi, yeter, illallah!"
-
[sıfat]
Bakınız yeter