İçinde ab olan 6 harfli 85 kelime var. İçerisinde AB bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ab olan kelimeler listesine ya da sonu ab ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- TABURE
-
Kelime Kökeni: Fransızca tabouret
-
[isim]
Sırt ve kol dayayacak yeri olmayan iskemle; sekmen
-
[isim]
Sırt ve kol dayayacak yeri olmayan iskemle; sekmen
- TABİAT
-
Kelime Kökeni: Arapça ṭabīʿat
-
[isim]
Bakınız doğa
- "İnsan zekâsı tabiatın içinde değil tabiatın yanında, ayrı bir kuvvettir."
-
Doğal özellik
- "Arazinin tabiatı."
-
Dış dünyanın dağlar, denizler, kırlar vb. daha çok güzelliğiyle insana hitap eden tarafı
-
İnsanın sahip olduğu güce karşılık, dış dünyada hüküm sürmekte olan düzenden doğan güç
-
Bakınız huy
- "Mağrur, bazen zalim olacak kadar hiddetli, bazen çok müşfik ve hassas bir tabiattadır."
-
Güzeli ayırma melekesi; zevk
- "Abdi Bey, tabiat sahibi, altıncı kat terasında böyle bir bahçe tanzimi, doğrusu takdire şayan."
-
İnsanın büyük abdest bozma kolaylığı veya zorluğu
-
[isim]
Bakınız doğa
- TABİYE
-
Kelime Kökeni: Arapça taʿbiye
-
[isim]
Yerli yerine koyup hazırlama, yerleştirme
- "Mete bunları atlarının renklerine nazaran tabiye etti."
-
İstenen sonuca ulaşmak için izlenen yol; taktik
-
[askerlik]
Bakınız taktik
- "Fen ve silah terakkileri, tabiye üzerinde birçok tesir icra eder; tabiye usul ve kaidelerini de değiştirir."
-
[askerlik]
Askerlik sanatı
- "İlk tabiye dersine talim öğretmenlerinden Albay Hilmi Bey geldi, iyi bir giriş yaptı."
-
Bakınız tabya
-
[isim]
Yerli yerine koyup hazırlama, yerleştirme
- AKBABA
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş; kerkes (Vultur monachus)
-
[sıfat, mecaz]
Yaşı ilerlemiş, ihtiyarlamış (kimse)
-
[sıfat, mecaz]
Çıkarı için başkalarını sömüren, fırsatçılık eden
-
[isim, hayvan bilimi]
Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş; kerkes (Vultur monachus)
- MABUDE
-
Kelime Kökeni: Arapça maʿbūde
-
[isim, eskimiş]
Bakınız tanrıça
-
[mecaz]
Tapınırcasına sevilen kadın, sevgili
-
[isim, eskimiş]
Bakınız tanrıça
- KABİLE
-
Kelime Kökeni: Arapça ḳabīle
-
[isim, toplum bilimi]
Bakınız boy (II)
- "Avla geçinen bir kabile, bu gıdaları tesadüfe borçlu olduğuna inanabilir."
-
[isim, toplum bilimi]
Bakınız boy (II)
- SABİTE
-
Kelime Kökeni: Arapça s̱ābite
-
[isim, matematik]
Bir formülde geçen ve önceden belirlenmiş bulunan değişmez nicelik
-
[gök bilimi]
Görünürde hareket etmeyen yıldız
-
[isim, matematik]
Bir formülde geçen ve önceden belirlenmiş bulunan değişmez nicelik
- ABAJUR
-
Kelime Kökeni: Fransızca abat-jour
-
[isim]
Işığı bir yere toplamak, doğrudan doğruya gözlere vurmasını önlemek için kullanılan, kâğıt, kumaş, maden veya renkli camdan yapılmış lamba siperi
- "Sofranın üzerindeki lambanın kırmızı abajurundan süzülen ziya içinde iri mavi gözleriyle, kumral saçlarıyla harikulade güzel görünüyordu."
-
Genellikle üzeri siperli masa lambası veya ayaklı lamba
- "Etajerin sağında bir telefon, ortasında bir heykel, solunda bir abajur."
-
[isim]
Işığı bir yere toplamak, doğrudan doğruya gözlere vurmasını önlemek için kullanılan, kâğıt, kumaş, maden veya renkli camdan yapılmış lamba siperi
- KİTABE
-
Kelime Kökeni: Arapça kitābe
-
[isim, eskimiş]
Bakınız yazıt
-
[isim, eskimiş]
Bakınız yazıt
- AKRABA
-
Kelime Kökeni: Arapça aḳribā
-
[isim, hukuk]
Kan bağıyla birbirine bağlı olan kimse
- "Geceleyin, babam, amcam, akrabamız, hepsi istasyonda idiler."
-
Oluşma yönünden aynı kaynağa dayanan şey
-
[mecaz]
Biri, diğerinin doğurduğu sonuç veya olgu
- "Zulüm zorbalıkla akrabadır."
-
[isim, hukuk]
Kan bağıyla birbirine bağlı olan kimse
- SABOTE
-
Kelime Kökeni: Fransızca saboté
-
[isim]
Bakınız baltalama
-
[isim]
Bakınız baltalama
- TABİİN
-
Kelime Kökeni: Arapça tābiʽįn
-
[isim, din bilimi]
Hz. Muhammed’i görmüş olanları gören, Hz. Muhammed'den sonra gelen ikinci nesil; tâbii
-
[isim, din bilimi]
Hz. Muhammed’i görmüş olanları gören, Hz. Muhammed'den sonra gelen ikinci nesil; tâbii
- ZABITA
-
Kelime Kökeni: Arapça żābiṭa
-
[isim]
Belediye hizmetlerinin güvenliğini sağlamakla görevli yönetim
- "Bir kaza veya bir cinayet müstesna, karısını kaybeden bir kocanın zabıtaya müracaatı kadar elim bir gülünçlük var mıdır?"
-
Bakınız belediye zabıtası
-
[isim]
Belediye hizmetlerinin güvenliğini sağlamakla görevli yönetim
- ABANMA
-
-
[isim]
Abanmak işi
- "Beşte devre olur, onda biterdi abanmanın yasak olduğu maçlar ve kaleci topu üç kere sektirince açılmak âdettendi."
-
[isim]
Abanmak işi
- ABANIŞ
-
-
[isim]
Abanma işi
-
[isim]
Abanma işi
- SABAHA
-
-
[zarf]
Yarın sabah saatlerinde
- "Sabaha tıkır tıkır mektebe gideceğiz."
-
[zarf]
Yarın sabah saatlerinde
- BABALI
-
-
[sıfat]
Babası olan
- "Ancak babalı olup da salt babasızların gittiği bir okulda okuması vicdanını sızlatmaktadır."
-
[sıfat]
Babası olan
- RABITA
-
Kelime Kökeni: Arapça rābiṭa
-
[isim]
Bakınız bağ (I)
- "Bu dünya öyle bir dünya ki zengin ile fakir arasında kardeşlik rabıtaları bile kalmıyor."
-
Bakınız ilişki
- "Bu rabıtamı sizden gizlemek pek fazla azap veriyor."
-
Birbirini tutma, tutarlık
-
Düzen, sıra
-
Birbirine geçmeli tahtadan bir döşeme türü
-
Tarikatlarda müridin şeyhi aracılığıyla kalbini Allah'a bağlaması
-
[isim]
Bakınız bağ (I)
- ALFABE
-
Kelime Kökeni: Fransızca alphabet
-
[isim, dil bilgisi]
Bir dilin seslerini gösteren, belirli bir sıraya göre dizilmiş belli sayıda harfin bütünü; abece, yazı (I)
- "Alfabe dönüşümü halkın okumayı kolay sökmesi içindi."
-
Bir dilin harflerini tanıtarak okuma öğrenmeyi sağlayan kitap
-
[mecaz]
Bir işin başlangıcı
- "Tiyatro alfabesinin ilk harfinin disiplin olduğunu ilk öğreten odur."
-
[isim, dil bilgisi]
Bir dilin seslerini gösteren, belirli bir sıraya göre dizilmiş belli sayıda harfin bütünü; abece, yazı (I)
- EKABİR
-
Kelime Kökeni: Arapça ekābir
-
[isim]
Büyükler, devlet büyükleri, ileri gelenler
- "Kaymakam beyin hemen arkasında kalan ekâbiri umursamadan sıtma doktoru da kalkmıştı."
-
[alay yollu]
Kendini beğenmiş kimse
- "Senin gibi ekâbir bir adam bu tür haberlerin peşinde koşturmaz."
-
[isim]
Büyükler, devlet büyükleri, ileri gelenler