İçinde ab olan 5 harfli 85 kelime var. İçerisinde AB bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ab olan kelimeler listesine ya da sonu ab ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SABUH
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣabūḥ
-
[isim, eskimiş]
Sabah vakti içilen içki
-
[isim, eskimiş]
Sabah vakti içilen içki
- SABAN
-
-
[isim]
Çift süren hayvanların koşulduğu demir uçlu tarım aracı
- "Bak çorak tarlasında sabanına dayanmış / Geniş alnı güneşle, bağrı ateşle yanmış"
-
[isim]
Çift süren hayvanların koşulduğu demir uçlu tarım aracı
- SABUN
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣābūn
-
[isim]
Kirli ve yağlı şeyleri temizlemekte kullanılan, türlü yağlarla alkaliler birleştirilerek yapılan madde
-
Bu maddenin kalıp durumunda olan biçimi
-
[isim]
Kirli ve yağlı şeyleri temizlemekte kullanılan, türlü yağlarla alkaliler birleştirilerek yapılan madde
- SABAH
-
Kelime Kökeni: Arapça ṣabāḥ
-
[zarf]
Güneşin doğduğu andan öğleye kadar geçen zaman dilimi
- "“Ankara’ya giden yataklıya binecek, sabah Ankara’ya varacak, Cemal’le konuşup aynı akşam İstanbul’a dönecekti.”"
-
[isim, din bilimi]
Bakınız sabah ezanı
-
[din bilimi]
Bakınız sabah namazı
- "Sabahı kıldım."
-
[zarf]
Güneşin doğduğu andan öğleye kadar geçen zaman dilimi
- GABİN
-
Kelime Kökeni: Arapça ġabn
-
[isim, eskimiş]
Alışverişte satın alınan mala ödenen karşılığın, malın değerinden çok fazla olması, alışverişte hile yapma
-
[hukuk]
Edimler arasında açık oransızlık
-
[isim, eskimiş]
Alışverişte satın alınan mala ödenen karşılığın, malın değerinden çok fazla olması, alışverişte hile yapma
- ABANİ
-
-
[isim]
Genellikle sarık, bohça, kundak ve yorgan yüzü yapımında kullanılan, zemini beyaz, üzerinde safran renginde nakışlar bulunan ipek kumaş
- "Kıyafet inkılabından sonra abaniler tamamıyla tarihe karışmış fakat millî kılıklarda kefiye ve şallar eskisi gibi muhafaza edilmiştir."
-
[sıfat]
Bu kumaştan yapılmış
- "Yalnız sarı cübbeli, abani sarıklı, peykede bağdaş kurmuş bir cüce vardı ki onu tanımadı."
-
[isim]
Genellikle sarık, bohça, kundak ve yorgan yüzü yapımında kullanılan, zemini beyaz, üzerinde safran renginde nakışlar bulunan ipek kumaş
- ACABA
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿacebā
-
[zarf]
Merak, kararsızlık veya kuşku anlatan bir söz; acep
- "Peki, yazarların, sanatçıların da ayrı bir cins olduğu ne zaman kabul edilecek acaba?"
-
[isim]
Bakınız kuşku
- "Aklınızda bir acaba kalmasın diye söyledim."
-
[zarf]
Merak, kararsızlık veya kuşku anlatan bir söz; acep
- GABON
-
-
[isim]
Orta Afrika'da, Atlas Okyanusu kıyısında bir ülke; başkenti Libreville
-
[isim]
Orta Afrika'da, Atlas Okyanusu kıyısında bir ülke; başkenti Libreville
- RABIT
-
Kelime Kökeni: Arapça rabṭ
-
[isim, eskimiş]
Bakınız bağ (I)
-
[isim, eskimiş]
Bakınız bağ (I)
- AKABE
-
Kelime Kökeni: Arapça ʿaḳabe
-
[isim]
Tehlikeli, sarp ve zor geçit
-
[isim]
Tehlikeli, sarp ve zor geçit
- ABULİ
-
Kelime Kökeni: Fransızca aboulie
-
[isim, ruh bilimi]
Bakınız irade yitimi
-
[isim, ruh bilimi]
Bakınız irade yitimi
- ABECE
-
-
[isim, dil bilgisi]
Bakınız alfabe
-
[mecaz]
Bir iş, bir dönem, bir hayat vb.nin başlangıcı
- "Duygularının bilmecesini filan çözmüş değildir. O duyguların abecesinde takılıp kalmıştır."
-
[isim, dil bilgisi]
Bakınız alfabe
- ABİYE
-
Kelime Kökeni: Fransızca habillé
-
[isim]
Bakınız gece kıyafeti
- "Nişan için Safiye'ye Ankara'dan güzel bir abiye elbise aldık."
-
[isim]
Bakınız gece kıyafeti
- ZABİT
-
Kelime Kökeni: Arapça żābiṭ
-
[isim, eskimiş]
Rütbesi teğmenden binbaşıya kadar olan subay
- "Bu karanlık günler, senin gibi genç, ateşli, imanlı zabitlerin gayreti ile aydınlanacak."
-
[sıfat, mecaz]
Tuttuğunu koparan, dediğini yaptıran
-
[isim, eskimiş]
Rütbesi teğmenden binbaşıya kadar olan subay
- PABUÇ
-
Kelime Kökeni: Farsça pāpūş
-
[isim]
Bakınız ayakkabı
- "Altları delinmiş, kat kat pençeli pabuçlarını çıkardı, ağır ağır çıktı merdiveni."
-
Masa, sandalye vb. mobilyaların ayaklarına takılan metal veya plastik eklenti
-
[fizik]
İletken telleri elektrik birimlerine bağlayan veya cıvatalı bağlantıyı sağlayan parça
-
[mimarlık]
Bina kolonlarının temeldeki basma yüzeyinin geniş ve daha güçlü olarak yoğunlaştırılmış bölümü
-
[isim]
Bakınız ayakkabı
- ARABA
-
-
[isim]
Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her türlü kara taşıtı
- "Türk olduğumu aklına getirmeden boyuna söylenip duruyordu arabanın arka koltuğunda."
-
[sıfat]
Bu taşıtın aldığı miktarda olan
- "İki araba saman. Bir araba kömür."
-
[isim]
Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her türlü kara taşıtı
- TABİİ
-
Kelime Kökeni: Arapça ṭabīʿī
-
[sıfat]
Bakınız doğal
-
Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi
- "Sıcaklar arttıkça serin yerler aramak, âdeta tabii bir ihtiyaç hâline geliyor."
-
Sağduyuya, mantığa, olağan düzene uygun olan
- "Beklenen cevap gelince derhâl yazılacağı tabiidir."
-
Yapmacık olmayan, doğal olan
- "Bir milletin kendi varlığını müdafaa etmesinden daha tabii ne olabilir?"
-
Katıksız, saf, doğal olan
- "Tabii meyve suları."
-
[zarf]
Doğal olarak, işin gereği olarak; elbet, elbette
- "Yurttaşlarım arasında bana bu yabancılığı çektirmemek isteyenler de oldu tabii."
-
[sıfat]
Bakınız doğal
- HABER
-
Kelime Kökeni: Arapça ḫaber
-
[isim]
Bir olay, bir olgu üzerine edinilen bilgi; çav (I), selen
- "Bir zabit nefes nefese şu haberi getirdi."
-
İletişim veya yayın organlarıyla verilen bilgi
- "Herkes sofraya oturmuş, bir yandan çorbalarını kaşıklayıp bir yandan da haberleri seyrediyordu."
-
Bakınız bilgi
- "... bir şeyden haberi yok? Bu işleri kendi gönlüyle yapmıyor. Boş sözlere de kandığı yok."
-
[eskimiş, dil bilgisi]
Bakınız yüklem
-
[isim]
Bir olay, bir olgu üzerine edinilen bilgi; çav (I), selen
- ABİDE
-
Kelime Kökeni: Arapça ābide
-
[isim, mimarlık]
Bakınız anıt
- "Bu hatlar, bu çiniler, bu nakışlar olmasa bu abideler de olmazdı."
-
[isim, mimarlık]
Bakınız anıt
- MABUT
-
Kelime Kökeni: Arapça maʿbūd
-
[isim]
Tanrılaştırılıp tapılan varlık, kuvvet veya nesne
-
Kayıtsız şartsız kulluk edilmeye layık olan, kendisine ibadet olunan Allah
-
[mecaz]
Bir insanın sahip olmak isteğiyle her şeyini feda edecek kadar arzulayıp putlaştırdığı kimse veya nesne
-
[isim]
Tanrılaştırılıp tapılan varlık, kuvvet veya nesne