İçinde şma olan 8 harfli 155 kelime var. İçerisinde ŞMA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında şma olan kelimeler listesine ya da sonu şma ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Şma Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A M Ş
3 Harfli Kelimeler
MAŞ, ŞAM
2 Harfli Kelimeler
AM, AŞ, MA
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- SIKLAŞMA
-
-
[isim]
Sıklaşmak işi
-
[isim]
Sıklaşmak işi
- KIRIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Bir yüzeyin düzgünlüğü bozulmak, kırışık oluşmak
- "Boynu uzamış, kararmış, yaşlı adamların boynu gibi kırışmıştı."
-
Karşılıklı kırmak
- "Çocuklar yumurta kırışıyorlar."
-
Pazarlık etmek
-
[-le]
Bahse tutuşmak
-
[argo]
Bir şeyi eşit olarak paylaşmak
-
[nesnesiz]
Bir yüzeyin düzgünlüğü bozulmak, kırışık oluşmak
- YIVIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Cıvık bir duruma gelmek
-
[mecaz]
Teklifsiz ve laubali olmak
- "Devlet adamı saygın kişiliğini böyle gösterir yoksa sırıtıp yıvışıp dedikodu dergilerinin flaşlarına poz vererek değil."
-
[nesnesiz]
Cıvık bir duruma gelmek
- SIVAŞMAK
-
-
[-e]
Bakınız bulaşmak
-
[nesnesiz]
Sıvık veya sıvışık bir duruma gelmek
-
[-e]
Bakınız bulaşmak
- MUMLAŞMA
-
-
[isim]
Mumlaşmak işi
-
[isim]
Mumlaşmak işi
- KAKIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Şaka yapmak amacıyla birbirine vurmak
-
[nesnesiz, -le]
Şaka yapmak amacıyla birbirine vurmak
- ÇIKIŞMAK
-
-
[-e]
Bir kimseye hoşa gitmeyen bir davranışından dolayı sert sözler söylemek, azarlamak
- "Babaanne hiç ağzını açmadı, gelinine bir kez olsun çıkışmadı, hizmetçisiz kalındı mı mutfağa girip bulaşık yıkadı."
-
[nesnesiz]
Yeter olmak, yetmek
- "Bir gün de son günlerden birinde, bir aşçıdan on parası çıkışmadı diye dünyanın lafını yedi."
-
[-e]
Bir kimseye hoşa gitmeyen bir davranışından dolayı sert sözler söylemek, azarlamak
- TARTIŞMA
-
-
[isim]
Bir konuyla ilgili karşıt düşünceleri karşılıklı savunma
- "Karşısındakilerin tartışmaları çabuk bıraktıklarına da dikkat etmedi."
-
Karşılıklı ağır sözler söyleyerek yapılan çekişme; münakaşa
- "Erkekler arasında sahte kadın olup olmadığı üstüne tartışmalar kızıştı."
-
Bir sorun üzerine sözle veya yazılı olarak karşılıklı, bazen de sertçe savunma
- "Bu açıklamalar ilginç tartışmalara yol açtı ve düşündürücü sorunlar çıktı ortaya."
-
[isim]
Bir konuyla ilgili karşıt düşünceleri karşılıklı savunma
- KARMAŞMA
-
-
[isim]
Karmaşmak işi
-
[isim]
Karmaşmak işi
- ÇATIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Birbirine çatmak veya çatılmak
- "Ulu denizin üstünü çatışan, şimşeklenen kara bulutlar sardı."
-
Karşılıklı vuruşmak
-
Kavga etmek
- "Fena hâlde sinirliyim, bugün muavin hanımla behemehâl çatışacağım."
-
Söz, iddia veya davranış birbirini tutmamak, birbirini çelmek, mütenakız olmak
-
Deve ve köpek çiftleşmek
-
[nesnesiz, -le]
Birbirine çatmak veya çatılmak
- TIKIŞMAK
-
-
[-e]
Birlikte bir yere tıkılmak
- "Altı kişi bir arabaya tıkıştılar."
-
[-e]
Birlikte bir yere tıkılmak
- SIĞLAŞMA
-
-
[isim]
Sığlaşmak işi
-
[isim]
Sığlaşmak işi
- TAŞLAŞMA
-
-
[isim]
Taşlaşmak durumu
-
[isim]
Taşlaşmak durumu
- SORUŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Birine sormak
-
Birbirini sormak
- "Mebrure ile sık sık soruşuyorlar, müşterek hatıralar anlatıyorlar."
-
[nesnesiz]
Birine sormak
- BULAŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Bir nesne üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek
- "Tabak bulaştı."
-
[-e]
Bir şey diğer bir şeyin üstüne sürülmek; sıvaşmak, sıvışmak
- "Yüzüne gözüne yer yer kepek bulaşmıştı."
-
[-e]
Hastalık geçmek, sirayet etmek, girmek
- "Erzurum’daki pek çok misyonere de tifüs bulaştı ama kurtuldular."
-
[-e]
Bakınız sataşmak
- "Atiye'nin ters ters yüzüne bakmasına aldırmadan yerde bir dirseğinin üstüne uzanmış keyifle yatan Seyit'e bulaştı."
-
[-e]
İstemeden veya rastlantı sonucu bir işe karışmak
- "Seninle hiç alakası olmayan bu işe bulaşmak istemiyorsun."
-
[nesnesiz]
Bir nesne üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek
- TANIŞMAK
-
-
[nesnesiz, -le]
Daha önce birbirini tanımayan kimseler birbirini tanır duruma gelmek
- "Çağır hele arkadaşını, onunla da tanışalım, dedi."
-
[nesnesiz, -le]
Daha önce birbirini tanımayan kimseler birbirini tanır duruma gelmek
- ANILAŞMA
-
-
[isim]
Anılaşmak durumu
-
[isim]
Anılaşmak durumu
- UZLAŞMAZ
-
-
[sıfat]
Uzlaşmayan, uzlaşma yanlısı olmayan
- "Uzlaşmaz bir tutum."
-
[sıfat]
Uzlaşmayan, uzlaşma yanlısı olmayan
- TOZLAŞMA
-
-
[isim]
Tozlaşmak işi
-
[bitki bilimi]
Erkek organlardaki çiçek tozunun, rüzgâr veya böceklerin aracılığıyla çiçeklerin tepeciğine konması; döllenme, tozarma, tozlanma, alogami
-
[isim]
Tozlaşmak işi
- AYRIŞMAK
-
-
[nesnesiz]
Birbirinden ayrılmak, birliği bozulmak
- "Örneğin, herkes güçlü bir ekonomi ister ama liberaller ve muhafazakârlar genellikle buna ulaşmanın en iyi yolu noktasında ayrışırlar."
-
[kimya]
Moleküller, türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalın atom veya moleküllere bölünmek
-
[nesnesiz]
Birbirinden ayrılmak, birliği bozulmak