İçinde ıl olan 5 harfli 54 kelime var. İçerisinde IL bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ıl olan kelimeler listesine ya da sonu ıl ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- CIVIL
-
-
"Cıvıl cıvıl" ikilemesinde kullanılır: canlı, neşeli olan
-
"Cıvıl cıvıl" ikilemesinde kullanılır: canlı, neşeli olan
- HAŞIL
-
-
[isim, ağızlardan]
Dokumacılıkta kullanılan unlu veya çirişli sıvı
-
[isim, ağızlardan]
Dokumacılıkta kullanılan unlu veya çirişli sıvı
- TIFIL
-
Kelime Kökeni: Arapça ṭifl
-
[isim]
Küçük çocuk
-
[sıfat, mecaz]
Acemi, toy
-
[sıfat, ağızlardan]
Zayıf, ufak tefek
-
[isim]
Küçük çocuk
- ILIMA
-
-
[isim]
Ilımak işi
-
[isim]
Ilımak işi
- ILGIT
-
-
"Ilgıt ılgıt" ikilemesinde kullanılır: yavaş yavaş, hafif hafif (akmak, esmek)
-
"Ilgıt ılgıt" ikilemesinde kullanılır: yavaş yavaş, hafif hafif (akmak, esmek)
- BATIL
-
Kelime Kökeni: Arapça bāṭil
-
[sıfat]
İnançlar bakımından gerçek olmayan
-
Çürük, temelsiz, asılsız olan
-
Bakınız geçersiz
- "Bütün kıymet hükümlerinin batıl ve bütün ölçülerin bozuk olduğunu ispat yolunda birbiriyle müsabaka eden muharrir ve mütefekkirlerin adedi, o devirde, sayılmayacak kadar çoktu."
-
[sıfat]
İnançlar bakımından gerçek olmayan
- HARIL
-
-
"Harıl harıl" ikilemesinde kullanılır: aralıksız olarak
-
"Harıl harıl" ikilemesinde kullanılır: aralıksız olarak
- AKÇIL
-
-
[sıfat]
Rengi atmış, ağarmış
- "Buruşuk, akçıl donlu bir bedevi."
-
İçinde ak renk bulunan
- "İçlerinden birisi akçıl kirpiklerini kırpıştırdı, bir ölüm boyasıyla boyanmışa benzeyen dudaklarını kıpırdattı."
-
[sıfat]
Rengi atmış, ağarmış
- FASIL
-
Kelime Kökeni: Arapça faṣl
-
[isim]
Bakınız bölüm
- "Kitabı kapadı, biraz durdu, sonra tekrar açarak o faslı sonuna kadar bir hamlede okudu."
-
Bakınız devre (I)
- "Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç"
-
Belli bir sürede yapılan iş, karşılaşılan durum veya olay
- "Fazla olarak arada bir patronu çekiştirmek, dedikodu yapmak faslı da kapanacak."
-
[ekonomi]
Bütçede ayrı ayrı gösterilen bölümler
-
[müzik]
Aynı makamdan eserlerin belli bir sıraya göre icra edildiği, eserlerin arasında saz taksimlerinin yer aldığı konser
- "Radyo ince sazdan sultaniyegâh faslına başlamış."
-
[tiyatro]
Orta oyununa başlamadan önce saz takımının çaldığı köçek havası ve curcuna
-
[eskimiş, tiyatro]
Osmanlı ve Arap tiyatrosunda oyunun perde bölümü
-
[isim]
Bakınız bölüm
- ÇAKIL
-
-
[isim, mineraloji]
Bakınız çakıl taşı
- "Çakıl dolu kamyonla, klakson çalarak yapı yerine girdi."
-
[isim, mineraloji]
Bakınız çakıl taşı
- FAZIL
-
Kelime Kökeni: Arapça fāżil
-
[sıfat, eskimiş]
Faziletli, erdemli olan (kimse)
-
[sıfat, eskimiş]
Faziletli, erdemli olan (kimse)
- KILMA
-
-
[isim]
Kılmak işi
- "Kitabımı elimden bırakmadığımı görmek bile onları mutlu kılmaya yetiyordu."
-
[isim]
Kılmak işi
- KILIR
-
-
[isim, bitki bilimi]
Maydanozgillerden, bir yıllık ve özel kokulu otsu bir bitki (Ammi visnaga)
-
[isim, bitki bilimi]
Maydanozgillerden, bir yıllık ve özel kokulu otsu bir bitki (Ammi visnaga)
- YILGI
-
-
[isim, ruh bilimi]
Bakınız fobi
- "Ayakta kalabilmenin, yılgılardan kurtulmanın son imkânı buradan geçiyordu."
-
[isim, ruh bilimi]
Bakınız fobi
- ARDIL
-
- KILIŞ
-
-
[isim]
Kılmak işi
-
[isim]
Kılmak işi
- YILKI
-
-
[isim]
Tabiatta gruplar hâlinde serbest dolaşan yabani at sürüsü
-
Başıboş bırakılmış at veya eşek
-
Yaşlanmış veya iş göremez olduğu için kışın beslenmesinden kurtulmak istenilerek sahipleri tarafından başıboş bırakılmış at veya eşek sürüsü
-
[isim]
Tabiatta gruplar hâlinde serbest dolaşan yabani at sürüsü
- KILIF
-
Kelime Kökeni: Arapça ġilāf
-
[isim]
Bir şeyi korumak için kendi biçimine göre, çoğunlukla yumuşak bir nesneden yapılmış özel kap; zarf
- "Bütün vücudu sanki ziftten bir kılıf içine tıkılmış gibi idi."
-
[mecaz]
Yolsuz bir işe bulunan sudan gerekçe
-
[isim]
Bir şeyi korumak için kendi biçimine göre, çoğunlukla yumuşak bir nesneden yapılmış özel kap; zarf
- KILLI
-
-
[sıfat]
Kılı olan, kıl ile kaplı
- "İhtiyarın zayıf damarları kabarmış kıllı elleri dizlerinin üstündeydi."
-
[sıfat]
Kılı olan, kıl ile kaplı
- NASIL
-
Kelime Kökeni: Türkçe ne + Arapça aṣl
-
[zarf]
Bir işin ne biçimde, hangi yolla olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz; ne (II), nice, nite
- "Nasıl sevebilirse üç gönül bir tek gülü / Sen de güzelliğine kul edersin üç gönlü"
-
Bir hareketin yapılış biçimine duyulan şaşkınlığı belirten bir söz
- "Falih Rıfkı Atay gibi en güzel Türkçeyi yazan bir muhabirin kaleminden bu satırlar nasıl çıktı?"
-
İşin zorunlu olduğunu belirten bir söz
- "Şarkı nasıl kısaltılamazsa fıkra da kısalmaz."
-
Ne kadar çok
- "Amanın yandık ki nasıl yandık gene..."
-
Elbette, kesinlikle
- "Bak nasıl sınıfını geçecek!"
-
"Ben sana dememiş miydim, gördün mü?" anlamlarında kullanılan bir söz
- "Nasıl, kitap kiminmiş?"
-
"Ne dediniz?" veya "iyi mi, beğendiniz mi?" anlamlarında kullanılan bir söz
- "Nasıl, bir daha söyler misiniz?"
-
[sıfat]
Ne gibi, ne türlü
- "Allaha nasıl inanıyorsam öyle."
-
[zarf]
Bir işin ne biçimde, hangi yolla olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz; ne (II), nice, nite