İçinde ük olan 5 harfli 69 kelime var. İçerisinde ÜK bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ük olan kelimeler listesine ya da sonu ük ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÜZLÜK
-
-
[isim, ağızlardan]
Topraktan yapılmış, kulpsuz, küçük çömlek
-
[isim, ağızlardan]
Topraktan yapılmış, kulpsuz, küçük çömlek
- GÖMÜK
-
-
[sıfat]
Gömülmüş olan, gömülü
-
[sıfat]
Gömülmüş olan, gömülü
- BÜKME
-
-
[isim]
Bükmek işi
-
Bükülmüş kaytan veya iplik
-
[spor]
Vücudun bir bölümünü yanındaki bölüm üzerine kıvırma, germe karşıtı
-
[isim]
Bükmek işi
- ZÜKAM
-
Kelime Kökeni: Arapça zukām
-
[isim, eskimiş, tıp]
Bakınız nezle
-
[isim, eskimiş, tıp]
Bakınız nezle
- YÜLÜK
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Ustura ile kesilmiş (kıl)
-
[sıfat, ağızlardan]
Ustura ile kesilmiş (kıl)
- SÜZÜK
-
-
[sıfat]
Bakınız süzgün
- "Parasızın yürüyüşü sürtük, gözleri süzük, rengi uçuk, sesi bozuktur."
-
Süzgünleşmiş, süzülmüş
- "Uykudan uyandırılmış gibi gözleri süzük, döndü baktı."
-
[sıfat]
Bakınız süzgün
- ÖZLÜK
-
-
[isim]
Bir şeyin içerik durumu; mahiyet
-
Kişi, zat
-
[isim]
Bir şeyin içerik durumu; mahiyet
- ÇÜRÜK
-
-
[sıfat]
Çürümüş olan
- "Yabancı, kirli, çürük dişlerini göstererek gülümsüyordu."
-
Sağlam ve dayanıklı olmayan
- "Çürükleri barındırmaz yaylaların yaylası."
-
[isim]
Vurma veya sıkıştırma yüzünden vücutta oluşan mor leke
- "Hemen her gece sille tokat adamakıllı dayak yiyor, her yanı çürük içinde."
-
[mecaz]
İş göremez, hastalıklı olan
-
[mecaz]
Sağlam bir temele veya kanıtlara dayanmayan
- "Demek ki Fizan’dan Bitlis’e kadar Türkiye’nin zindanlarında prangaya vurulan yüzlerce, binlerce genç vatan evladı bu çürük dava yolunda can çekişiyor."
-
[mecaz]
Bakınız sakat
-
[sıfat]
Çürümüş olan
- HÖDÜK
-
-
[sıfat, argo]
Görgüsüz, kaba, anlayışı kıt (kimse)
- "Bazısı zarif ve gösterişli insanlar gibi hazır ve yerli yerinde duruyor, bazısı hödük insanlar gibi küt bir eda ile kalıyordu."
-
[ağızlardan]
Korkak, ürkek (kimse)
-
[sıfat, argo]
Görgüsüz, kaba, anlayışı kıt (kimse)
- KÖRÜK
-
-
[isim]
Ateşi canlandırmak için kullanılan ve açılıp kapandıkça içindeki havayı üfleyen araç
- "Bir taraftan ha bire körüğün ipini çekiyordu."
-
Bazı araçların açılıp kapanabilir üst üste katlanmış bölümü
- "Biz faytonun körüğü altında fotoğraf çekmeye uğraşıyorduk."
-
[müzik]
Bazı müzik araçlarında hava vermeye yarayan, el veya ayakla işletilen meşin veya kâğıt bölüm
- "Akordiyon körüğü."
-
[isim]
Ateşi canlandırmak için kullanılan ve açılıp kapandıkça içindeki havayı üfleyen araç
- KADÜK
-
Kelime Kökeni: Fransızca caduc
-
[sıfat, hukuk]
Değerini, önemini yitirmiş, geçerliliği ve hükmü kalmamış, eskimiş
- "Aşağıya alınan tarihî değere sahip soruşturma raporu kadük belgeler arasında arşive kaldırıldı."
-
[sıfat, hukuk]
Değerini, önemini yitirmiş, geçerliliği ve hükmü kalmamış, eskimiş
- ÇÜKÜR
-
-
[isim, ağızlardan]
Bir yüzü balta, bir yüzü kazma olan araç
-
[isim, ağızlardan]
Bir yüzü balta, bir yüzü kazma olan araç
- ÇÖZÜK
-
-
[sıfat]
Çözülmüş olan
- "Bu direkler olmasaydı yaşamamızdaki gerginlik buruşurdu. Çözük bir çadıra benzeyebilirdik."
-
[sıfat]
Çözülmüş olan
- YÜZÜK
-
-
[isim]
Parmağa geçirilen genellikle metal halka
- "Kalın parmaklarımın her bir boğumuna ayrı bir taştan, ayrı bir büyüklükte yüzükler geçirmişti."
-
Bakınız yüzük oyunu
-
[isim]
Parmağa geçirilen genellikle metal halka
- BÜRÜK
-
- YÜKÇÜ
-
- GÜDÜK
-
-
[sıfat]
Eksik yanı olan, tamamlanmamış, kısa
- "Güdük minare."
-
Kuyruğu kesik veya kopmuş
-
[mecaz]
Yetersiz, sonuç vermemiş
- "Boş elleri ve yavan bakışları ile ne güdük bir görünüşü var."
-
[sıfat]
Eksik yanı olan, tamamlanmamış, kısa
- YÜKLÜ
-
-
[sıfat]
Yükü olan, mahmul
-
Yapılacak işi çok olan
- "O çok yüklü, bu işi başkasına verelim."
-
Çok çalışmayı gerektiren
- "Bu yılki ders programı çok yüklü."
-
Çok fazla, pek çok
- "Yüklü servetini cömertçe harcamaması nedeniyle piyasada para sıkıntısı baş gösterdi."
-
Bir duyguyu, bir olguyu içinde veya üzerinde fazlaca bulunduran
- "Romanları, denemeleri hep kültürle yüklü ve A. Hamdi'nin kişiselliği kadar çok yanlı, zengindi."
-
[argo]
Çok sarhoş
-
[argo]
Paralı, varlıklı
-
[ağızlardan]
Bakınız gebe
-
[sıfat]
Yükü olan, mahmul
- BÜKÜÇ
-
-
[isim]
Bakınız köşe
-
[isim]
Bakınız köşe
- SÖNÜK
-
-
[sıfat]
Sönmüş olan
- "Karşımdaki duvara takılmış iki ampulden biri sönüktü ve bir gözü kırpılmış bir insan gibi bana bakıyordu."
-
Parlaklığı, hızı az, etkisiz ve zayıf olan
-
[mecaz]
Göze çarpmayan, dikkat çekmeyen, silik olan
- "Bu şehirde satışı bini geçmez, yerli lisanlarda sönük cerideler çıkar."
-
[sıfat]
Sönmüş olan