İçinde ü olan 4 harfli 152 kelime var. İçerisinde Ü harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ü harfi olan kelimeler listesine ya da sonu ü harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

HÜMA

Kelime Kökeni: Arapça humā

  1. [isim] Başına konduğu kimseye mutluluk getirdiğine inanılan talih kuşu
DÜZE

  1. [isim, kimya] Bakınız doz
TÜYO

Kelime Kökeni: Fransızca tuyau

  1. [isim] Herhangi bir konuda verilen gizli bilgi
    • "Ankara’dan alındığını tahmin ettiğimiz bu tüyolar ne kadar saçma sapan olursa olsun, onu heyecanlandırıyordu." (Yusuf Goz)
  2. Sınavda başkasından yardım görme veya bir kaynaktan yararlanma, kopya
  3. [spor] Yarış öncesinde belirlenen veya tahmin edilen yarışmacı hakkında verilen gizli bilgi
    • "Coğrafya hocanız memleketteki kaçakçılardan kahve geldiğini düşünürse at yarışı merakını paylaştığınız insanlar da memleketten tüyo geldiğini düşünürdü, doğal olarak." (Behçet Çelik)
ÖĞÜN

  1. [isim] Kez, defa
  2. Yemek vakti
    • "Her öğün tıka basa yediği iki katlı ekmek kadayıfı ile..." (Halide Edip Adıvar)
  3. Bir vakitte yenilen yemek
ÜZGÜ

  1. [isim] Bakınız eziyet
GÜNÜ

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız kıskançlık
  2. Zamanından önce doğan yavru
ÖYKÜ

  1. [isim] Ayrıntılarıyla anlatılan olay
  2. [edebiyat] Bakınız hikâye
    • "Çok yazamıyorum ama öyküler içinde yaşıyorum." (Nezihe Meriç)
ÖĞÜR

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız akran
  2. [sıfat] Öğrenmiş
  3. [sıfat] Alışılmış, yadırganmaz olmuş; menus
  4. Takım, fırka, zümre
CÜDA

Kelime Kökeni: Farsça cudā

  1. [sıfat, eskimiş] Yurt, baba ocağı gibi çok sevilen şeylerden ayrılmış olan, uzak kalmış olan
GÜCÜ

  1. [isim, ağızlardan] Bez tezgâhında ipliği ayarlayan tezgâh tarağı
ÖĞÜT

  1. [isim] Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz; mevize, nasihat
    • "Bütün öğütlerine itaat ettiğim hâlde hiçbir şeye muvaffak olamıyorduk." (Aka Gündüz)
BÜYÜ

  1. [isim] İnsan ve tabiatla ilgili olarak, birtakım gizli güçlerle insan geleceği üzerinde etkiler yapma, yönlendirmede bulunma gibi işlem ve davranışlara verilen genel ad; afsun, efsun, füsun, sihir
    • "Akkız Ana, Hasan'a gönül vermenin bir büyü olduğunu, ne kadar anlatmışsa da kâr etmemiş." (Halide Edip Adıvar)
  2. [mecaz] Bir şeyin insan üzerinde bıraktığı, onu şiddetle hükmü altına alacak kadar kuvvetli etki, karşı konulamaz çekicilik; afsun, efsun, füsun, sihir
    • "Ondan tüten görünmez bir büyünün içinde titriyorum." (Yusuf Ziya Ortaç)
SÜRÜ

  1. [isim] Birlikte yaşayan hayvan topluluğu
    • "Karşıki yamaçların sırtında kısrak sürüleri çanlarını sallayarak otluyordu." (Refik Halit Karay)
  2. Bir insanın bakımı altındaki hayvanların tümü
    • "Sözlerim acı diye kızım gücenme bana / Bak cılız sürüsünü dolaştıran çobana" (Faruk Nafiz Çamlıbel)
  3. Kalabalık, küme, yığın
  4. [mecaz] Yönlendirilebilen insan topluluğu
    • "Sokaklarda alay geçerken başka çocuklar da sürüye katılır, mektebe kadar giderler." (Halide Edip Adıvar)
ÜRÜN

  1. [isim] Doğadan elde edilen, üretilen yararlı şey; hasılat, mahsul
  2. Türlü endüstri alanlarında ham maddelerin işlenmesiyle elde edilen şey
  3. [mecaz] Sanatçının ortaya koyduğu eser
    • "Cumhuriyet Dönemi ressamlarının ürünleri sergilendi."
  4. [mecaz] Bir tutum veya davranışın ortaya çıkardığı şey; meyve
ÖÇLÜ

  1. [sıfat] Kin ve intikam dolu, öç alma isteğinde olan
    • "Fransız general beyaz at üstünde Galata'dan geçtiği gün, tıpkı 1908 Meşrutiyeti'nin ilk günlerindeki gazete başyazıları gibi hınçlı ve öçlü idi." (Falih Rıfkı Atay)
KÜME

  1. [isim] Bakınız grup
    • "Tarla kuşları Mustafa'nın sabanı altından yeni kurtulmuş olan kaba çığır üzerine kümeyle konarak buldukları tohumlara gaga çalmakta idiler." (Nabizade Nâzım)
  2. Tümsek biçimindeki yığın
  3. Herhangi bir nesnenin oluşturduğu tomar; öbek
  4. [eğitim] Bir sınıfta öğrencilerin, belli bir eğitim ve öğretim amacıyla bir süre için oluşturdukları takım veya öbek
    • "… kendi arzusu ile seçtiği konuya dahi gereği gibi çalışmamakta, noksan gayret göstermekte ve genellikle çalışmaların ilerlemesine doğru herhangi sınıf içerisindeki bir kümeye dâhil olmayı arzulamaktadır." (Fikret Özuğur)
  5. [spor] Durum ve nitelikleri göz önünde bulundurularak belli sayıdaki takımdan oluşturulan alt grup
  6. [spor] Koşularda, kendiliğinden oluşan yarışçı gruplarının her biri
RÜŞT

Kelime Kökeni: Arapça ruşd

  1. [isim] Bakınız erginlik
    • "O, vaktiyle, hiç hatırlamak istemediği ölümle bir an göz göze gelmiş olduğu içindir ki ruh rüşdüne ererek böyle uhrevi bir tevekkülle selamete erişmişti." (Abdülhak Şinasi Hisar)
ÜNYE

  1. [isim] Ordu iline bağlı ilçelerden biri
KÜRK

  1. [isim] Bazı hayvanların, giyecek yapmak için işlenmiş postu
  2. [sıfat] Bu posttan yapılmış
    • "Kürk manto."
  3. Hayvan postundan yapılan giysi
    • "Ben yatağımın üstünde, kürkümün içinde soğuktan titreyerek oturuyorum." (Halide Edip Adıvar)
RÜYA

Kelime Kökeni: Arapça ruʾyā

  1. [isim] Bakınız düş
    • "Annemi ölmüş gördüm rüyamda / Ağlayarak uyanmışım" (Orhan Veli Kanık)
  2. [mecaz] Gerçekleşmesi imkânsız durum; hayal
    • "Bu saadetin bir ay, bir buçuk ay sonra yeniden bir rüya olacağını bile aklına getirmiyordu." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. [mecaz] Gerçekleşmesi beklenen ve istenen şey, umut
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü