İçinde ü olan 3 harfli 52 kelime var. İçerisinde Ü harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ü harfi olan kelimeler listesine ya da sonu ü harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

LÜP

  1. [isim, argo] Emek vermeden ele geçirilen şey
    • "Lüpe bayılır. Lüp buldu mu dayanamaz."
  2. Büyükçe bir şeyin birdenbire ve kolaylıkla yutulmasını anlatan ses
  3. Bakınız evin
LÜK

Kelime Kökeni: Farsça luk

  1. [isim, eskimiş] Boyacılıkta kullanılan Hint zamkı
EKÜ

Kelime Kökeni: Fransızca écu

  1. [isim, eskimiş] Bakınız avro
HÜR

Kelime Kökeni: Arapça ḥurr

  1. [sıfat] Bakınız özgür
    • "Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim." (Tevfik Fikret)
  2. [zarf] Özgür bir biçimde
ÇÜK

  1. [isim, kaba konuşmada] Bakınız erkeklik organı
GÜÇ

  1. [sıfat] Ağır ve yorucu emekle yapılan; meşakkatli, kolay karşıtı
    • "Bir sanat eserini tenkit ne güç iştir!" (Ahmet Muhip Dıranas)
  2. [zarf] Bakınız zor
    • "Kendini yatağa güç atmış ve sızıp kalmıştı." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
ÜTÜ

  1. [isim] Genellikle giysilerin buruşukluklarını gidermek için bunların üzerinden geçirilen kızgın demir araç
  2. Bu araçla yapılan iş
    • "Garsonların yamalı bez ceketleri etüv ve ütü kokuyor." (Falih Rıfkı Atay)
ÇÜŞ

  1. [ünlem] Yürüyen eşeği durdurmak için söylenen söz
  2. [argo] Yakışıksız bir davranış karşısında söylenen kaba bir söz
TÜF

Kelime Kökeni: Fransızca tuf

  1. [isim, jeoloji] Yanardağların püskürttüğü kül, kum ve lav parçacıklarından oluşan, çoğunlukla açık renkli, hafif gözenekli bir tür çökelti taşı
TÜH

  1. [ünlem] "Vah vah" anlamında pişmanlık bildiren bir seslenme sözü; tü
  2. "Yazıklar olsun" anlamında kullanılan bir seslenme sözü
    • "San Paşam gülüyor mezarından bunlara, tüh Allah müstahakkınızı versin e mi..." (Ayşe Kilimci)
TÜN

  1. [isim, eskimiş] Bakınız gece
ÜRE

Kelime Kökeni: Fransızca urée

  1. [isim, kimya] Azotlu besinlerin vücutta yanmasıyla oluşan, erimiş bir durumda idrarla dışarı atılan azotlu madde
  2. Yapay reçine verniği ve tutkalı üretiminde kullanılan temel gereçlerden beyaz, billursu toz; kaurit tutkalı
TÜL

Kelime Kökeni: Fransızca tulle

  1. [isim] Çok ince gözenekli pamuk, ipek veya sentetik dokuma
    • "Bugün bu saadet tasvirlerinin üstlerine birer siyah tül çekildi." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
  2. [sıfat] Bu dokumadan yapılmış
    • "Bütün pencereler eskisi gibi çiçekli ve tül perdeliydi." (Ahmet Haşim)
CÜZ

Kelime Kökeni: Arapça cuzʾ

  1. [isim] Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri
  2. Bakınız fasikül
  3. [din bilimi] Kur'an'ın bölünmüş olduğu otuz parçadan her biri
    • "O sene ramazanda Hacı Efendi'nin bacısı Lütfiye Hanım'a da ben cüz okudum." (Süleyman Ateş)
TÜM

  1. [isim] Bakınız bütün
    • "İnsanlığın tümüne söyleyen edebiyat ister istemez kendi yaşamına sıkı sıkıya bağlı olmuş." (Yaşar Kemal)
TÜR

  1. [isim] Aynı çeşit varlıklar veya nesneler içinde ortak özellikleri bulunanların her biri; soy, cins, kabîl
    • "Bir okuyucu için rahat okuma hissi veren yazı türleri bir başka okuyucu için sıkıcı olabilir." (Muhsin Kadıoğlu)
  2. [biyoloji] Ortak özellikleri olan bireylerin tamamı, cinslerin ayrıldığı bölüm; zümre, janr
    • "Türkiye’de bazı bitki türleri çok eski tarihlerden beri hastalıklara karşı ilaç olarak kullanılmaktadır." (Turhan Baytop)
  3. [felsefe] Kendi içinde bir birim olan ve üzerinde cins kavramının bulunduğu mantıksal kavram
    • "Parça bütünün, cins türün yerine geçti mi daralma olur. Hayvan canlı varlık karşısında türdür, aslan karşısında cinstir."
  4. [edebiyat] Eserlerin biçim ve içerik yönüyle ayrıldıkları bölümlerden her biri
  5. [sıfat] Bakınız türlü
    • "Böyle bir araştırmayı bana öyle geliyor ki işte bu tip, bu tür politikacılar ve bu tür politikanın uydusu olmaktan bir şeyler umanlar istememektedir." (Tarık Buğra)
TÜP

Kelime Kökeni: Fransızca tube

  1. [isim] Laboratuvarlarda türlü işlerde kullanılan, bir ucu kapalı cam boru
    • "Ayşe bütün gün laboratuvarda tüp yıkıyor, alet sterilize ediyor." (Gönül Pultar)
  2. İçine krem, diş macunu, ilaç vb. maddeler konulan, bir ucu burgu kapaklı, plastik veya metal boru; tulum
    • "Tüpte kalan iki üç taneyi de yol ihtiyatı olarak zorla kendisine kabul ettirdim." (Reşat Nuri Güntekin)
  3. Akışkan maddelerin konulduğu, genellikle silindir biçiminde, içi boş, ağzı özel tapalı kap
    • "Elden düşme tek kişilik bir divan, küçük bir elbise dolabı ile bir küçük tüp almıştı." (Güler Bilkay Aygün)
  4. [anatomi] Bakınız fallop tüpü
  5. Bitkilerin tohum veya fide olarak içerisine dikildikleri plastik vb. toprak dolu kap
  6. Çok sayıda ampulün bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş, televizyonda ekran görüntüsü sağlayan cihaz
TÜY

  1. [isim] İnsan ve hayvan derisi üzerinde bulunan ince, kısa, yumuşak ve sık uzantılar
    • "İnce güzel kaşlarının ortasında iki tüyü her zamanki gibi tersine dönmüş." (Halide Edip Adıvar)
  2. Kuşların gövdesini örten ince ve tel gibi uzantıların her biri veya tamamı
  3. Bazı bitki ve meyvelerle bazı dokumalar üzerinde görülen ince, kısa, yumuşak ve sık uzantılar
ÜST

  1. [isim] Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı; üzeri, fevk, alt karşıtı
    • "Köyün üst tarafında, saman, taş ve yangın arasında, üstü sazlarla örtülmüş bir kulübenin önünde ateş yanıyor." (Halide Edip Adıvar)
  2. Bir şeyin görülen yanı, yüzü
    • "Bu sefer taşın üstünden inip yere oturdu." (Memduh Şevket Esendal)
  3. Bir şeyin dış yüzü; üzeri
  4. Bakınız giysi
    • "O günden sonra kapıya diktiği bir bekçiye iş çıkışları işçilerin üstlerini arattı." (Lâtife Tekin)
  5. Birine göre yüksek aşamada olan kimse; mafevk
    • "Sonunda, üstlerinin de onayıyla bir sınav yapmaya karar verdi." (İhsan Oktay Anar)
  6. Vücudun beden bölümü
    • "Üstüne şal al, öyle git."
  7. Artan, geriye kalan bölüm
    • "Bir liranın üstü olarak uşağın getirdiği yetmiş beş kuruşu masanın üstünden kaldırmaz." (Abdülhak Şinasi Hisar)
  8. [sıfat] Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan
    • "Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmelerimi gevşetemiyordum." (Reşat Nuri Güntekin)
  9. [sıfat] Sınıflamalarda temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan
    • "Üst makam. Üst rütbedekiler."
MÜL

Kelime Kökeni: Farsça mul

  1. [isim] Bakınız şarap
    • "Karşıyaka'da İzmir'in gülü / Seyran ediyor elinde mülü" (Halk türküsü)
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü