İçinde ü olan 3 harfli 52 kelime var. İçerisinde Ü harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ü harfi olan kelimeler listesine ya da sonu ü harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- LÜP
-
-
[isim, argo]
Emek vermeden ele geçirilen şey
- "Lüpe bayılır. Lüp buldu mu dayanamaz."
-
Büyükçe bir şeyin birdenbire ve kolaylıkla yutulmasını anlatan ses
-
Bakınız evin
-
[isim, argo]
Emek vermeden ele geçirilen şey
- LÜK
-
Kelime Kökeni: Farsça luk
-
[isim, eskimiş]
Boyacılıkta kullanılan Hint zamkı
-
[isim, eskimiş]
Boyacılıkta kullanılan Hint zamkı
- EKÜ
-
Kelime Kökeni: Fransızca écu
-
[isim, eskimiş]
Bakınız avro
-
[isim, eskimiş]
Bakınız avro
- HÜR
-
Kelime Kökeni: Arapça ḥurr
-
[sıfat]
Bakınız özgür
- "Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim."
-
[zarf]
Özgür bir biçimde
-
[sıfat]
Bakınız özgür
- ÇÜK
-
-
[isim, kaba konuşmada]
Bakınız erkeklik organı
-
[isim, kaba konuşmada]
Bakınız erkeklik organı
- GÜÇ
-
-
[sıfat]
Ağır ve yorucu emekle yapılan; meşakkatli, kolay karşıtı
- "Bir sanat eserini tenkit ne güç iştir!"
-
[zarf]
Bakınız zor
- "Kendini yatağa güç atmış ve sızıp kalmıştı."
-
[sıfat]
Ağır ve yorucu emekle yapılan; meşakkatli, kolay karşıtı
- ÜTÜ
-
-
[isim]
Genellikle giysilerin buruşukluklarını gidermek için bunların üzerinden geçirilen kızgın demir araç
-
Bu araçla yapılan iş
- "Garsonların yamalı bez ceketleri etüv ve ütü kokuyor."
-
[isim]
Genellikle giysilerin buruşukluklarını gidermek için bunların üzerinden geçirilen kızgın demir araç
- ÇÜŞ
-
-
[ünlem]
Yürüyen eşeği durdurmak için söylenen söz
-
[argo]
Yakışıksız bir davranış karşısında söylenen kaba bir söz
-
[ünlem]
Yürüyen eşeği durdurmak için söylenen söz
- TÜF
-
Kelime Kökeni: Fransızca tuf
-
[isim, jeoloji]
Yanardağların püskürttüğü kül, kum ve lav parçacıklarından oluşan, çoğunlukla açık renkli, hafif gözenekli bir tür çökelti taşı
-
[isim, jeoloji]
Yanardağların püskürttüğü kül, kum ve lav parçacıklarından oluşan, çoğunlukla açık renkli, hafif gözenekli bir tür çökelti taşı
- TÜH
-
-
[ünlem]
"Vah vah" anlamında pişmanlık bildiren bir seslenme sözü; tü
-
"Yazıklar olsun" anlamında kullanılan bir seslenme sözü
- "San Paşam gülüyor mezarından bunlara, tüh Allah müstahakkınızı versin e mi..."
-
[ünlem]
"Vah vah" anlamında pişmanlık bildiren bir seslenme sözü; tü
- TÜN
-
-
[isim, eskimiş]
Bakınız gece
-
[isim, eskimiş]
Bakınız gece
- ÜRE
-
Kelime Kökeni: Fransızca urée
-
[isim, kimya]
Azotlu besinlerin vücutta yanmasıyla oluşan, erimiş bir durumda idrarla dışarı atılan azotlu madde
-
Yapay reçine verniği ve tutkalı üretiminde kullanılan temel gereçlerden beyaz, billursu toz; kaurit tutkalı
-
[isim, kimya]
Azotlu besinlerin vücutta yanmasıyla oluşan, erimiş bir durumda idrarla dışarı atılan azotlu madde
- TÜL
-
Kelime Kökeni: Fransızca tulle
-
[isim]
Çok ince gözenekli pamuk, ipek veya sentetik dokuma
- "Bugün bu saadet tasvirlerinin üstlerine birer siyah tül çekildi."
-
[sıfat]
Bu dokumadan yapılmış
- "Bütün pencereler eskisi gibi çiçekli ve tül perdeliydi."
-
[isim]
Çok ince gözenekli pamuk, ipek veya sentetik dokuma
- CÜZ
-
Kelime Kökeni: Arapça cuzʾ
-
[isim]
Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri
-
Bakınız fasikül
-
[din bilimi]
Kur'an'ın bölünmüş olduğu otuz parçadan her biri
- "O sene ramazanda Hacı Efendi'nin bacısı Lütfiye Hanım'a da ben cüz okudum."
-
[isim]
Bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri
- TÜM
-
-
[isim]
Bakınız bütün
- "İnsanlığın tümüne söyleyen edebiyat ister istemez kendi yaşamına sıkı sıkıya bağlı olmuş."
-
[isim]
Bakınız bütün
- TÜR
-
-
[isim]
Aynı çeşit varlıklar veya nesneler içinde ortak özellikleri bulunanların her biri; soy, cins, kabîl
- "Bir okuyucu için rahat okuma hissi veren yazı türleri bir başka okuyucu için sıkıcı olabilir."
-
[biyoloji]
Ortak özellikleri olan bireylerin tamamı, cinslerin ayrıldığı bölüm; zümre, janr
- "Türkiye’de bazı bitki türleri çok eski tarihlerden beri hastalıklara karşı ilaç olarak kullanılmaktadır."
-
[felsefe]
Kendi içinde bir birim olan ve üzerinde cins kavramının bulunduğu mantıksal kavram
- "Parça bütünün, cins türün yerine geçti mi daralma olur. Hayvan canlı varlık karşısında türdür, aslan karşısında cinstir."
-
[edebiyat]
Eserlerin biçim ve içerik yönüyle ayrıldıkları bölümlerden her biri
-
[sıfat]
Bakınız türlü
- "Böyle bir araştırmayı bana öyle geliyor ki işte bu tip, bu tür politikacılar ve bu tür politikanın uydusu olmaktan bir şeyler umanlar istememektedir."
-
[isim]
Aynı çeşit varlıklar veya nesneler içinde ortak özellikleri bulunanların her biri; soy, cins, kabîl
- TÜP
-
Kelime Kökeni: Fransızca tube
-
[isim]
Laboratuvarlarda türlü işlerde kullanılan, bir ucu kapalı cam boru
- "Ayşe bütün gün laboratuvarda tüp yıkıyor, alet sterilize ediyor."
-
İçine krem, diş macunu, ilaç vb. maddeler konulan, bir ucu burgu kapaklı, plastik veya metal boru; tulum
- "Tüpte kalan iki üç taneyi de yol ihtiyatı olarak zorla kendisine kabul ettirdim."
-
Akışkan maddelerin konulduğu, genellikle silindir biçiminde, içi boş, ağzı özel tapalı kap
- "Elden düşme tek kişilik bir divan, küçük bir elbise dolabı ile bir küçük tüp almıştı."
-
[anatomi]
Bakınız fallop tüpü
-
Bitkilerin tohum veya fide olarak içerisine dikildikleri plastik vb. toprak dolu kap
-
Çok sayıda ampulün bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş, televizyonda ekran görüntüsü sağlayan cihaz
-
[isim]
Laboratuvarlarda türlü işlerde kullanılan, bir ucu kapalı cam boru
- TÜY
-
-
[isim]
İnsan ve hayvan derisi üzerinde bulunan ince, kısa, yumuşak ve sık uzantılar
- "İnce güzel kaşlarının ortasında iki tüyü her zamanki gibi tersine dönmüş."
-
Kuşların gövdesini örten ince ve tel gibi uzantıların her biri veya tamamı
-
Bazı bitki ve meyvelerle bazı dokumalar üzerinde görülen ince, kısa, yumuşak ve sık uzantılar
-
[isim]
İnsan ve hayvan derisi üzerinde bulunan ince, kısa, yumuşak ve sık uzantılar
- ÜST
-
-
[isim]
Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı; üzeri, fevk, alt karşıtı
- "Köyün üst tarafında, saman, taş ve yangın arasında, üstü sazlarla örtülmüş bir kulübenin önünde ateş yanıyor."
-
Bir şeyin görülen yanı, yüzü
- "Bu sefer taşın üstünden inip yere oturdu."
-
Bir şeyin dış yüzü; üzeri
-
Bakınız giysi
- "O günden sonra kapıya diktiği bir bekçiye iş çıkışları işçilerin üstlerini arattı."
-
Birine göre yüksek aşamada olan kimse; mafevk
- "Sonunda, üstlerinin de onayıyla bir sınav yapmaya karar verdi."
-
Vücudun beden bölümü
- "Üstüne şal al, öyle git."
-
Artan, geriye kalan bölüm
- "Bir liranın üstü olarak uşağın getirdiği yetmiş beş kuruşu masanın üstünden kaldırmaz."
-
[sıfat]
Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan
- "Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmelerimi gevşetemiyordum."
-
[sıfat]
Sınıflamalarda temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan
- "Üst makam. Üst rütbedekiler."
-
[isim]
Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı; üzeri, fevk, alt karşıtı
- MÜL
-
Kelime Kökeni: Farsça mul
-
[isim]
Bakınız şarap
- "Karşıyaka'da İzmir'in gülü / Seyran ediyor elinde mülü"
-
[isim]
Bakınız şarap