İçinde ö olan 4 harfli 98 kelime var. İçerisinde Ö harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ö harfi olan kelimeler listesine ya da sonu ö harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÖDEM

Kelime Kökeni: Fransızca oedème

  1. [isim, tıp] Dokularda, hücreler arası boşluklarda, bazı iç organlarda genellikle de yüzde, ellerde, ayaklarda aşırı miktarda sıvı birikmesi
ÖDEV

  1. [isim] Yapılması, yerine getirilmesi, insanlık duygusu, töre ve yasa bakımından gerekli olan iş veya davranış; vazife
    • "Şimdiye kadar ihmal ettiğim için kendimi suçlu saydığım bir ödevi yerine getirdim." (Nâzım Hikmet)
  2. Öğretmenin öğrencilere okul dışında yapmaları için verdiği çalışma
    • "Öğretmenleri ödev vermiş, ders çalışıyorlar." (Ahmet Ümit)
ÖŞÜR

Kelime Kökeni: Arapça ʿuşr

  1. [isim, tarih] Toprak ürünlerinden onda bir oranında alınan vergi; ondalık, aşar
ÖFKE

  1. [isim] Engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi; kakınç, kızgınlık, celal, hırs, hışım, hiddet, gazap
    • "Fahri'nin gözlerinde karanlık bir ifade var, umutsuzluk, öfke karışımı bir şey." (Ahmet Ümit)
BÖCÜ

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız kurt (II)
  2. Bakınız böcek
  3. Çocukları korkutmak için söylenen ve hayalet, hortlak vb. hayalî varlık
    • "Ferace ile böcü gibi çıkacak değilim ya." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
ÖYLE

  1. [sıfat] Onun gibi olan, ona benzer; o biçimde, o şekilde
    • "Ben öyle bir şey demedim." (Refik Halit Karay)
  2. [zarf] O yolda, o biçimde, o tarzda
    • "Bize öyle öğrettiler. İyi olduğunu sandık." (Adalet Ağaoğlu)
  3. [zarf] O denli, o kadar, o derece
    • "Bugünlerde biraz üzüntü içindeysen de kasavetlenmeyesin öyle." (Osman Cemal Kaygılı)
  4. [zarf] Ondan sonra
    • "Ana temiz temiz bir öpeyim de öyle yatayım, dedi." (Tarık Buğra)
  5. [ünlem] İçinde "ne, nasıl" vb. sorular bulunan cümlelerin sonuna geldiğinde o cümlede anlatılan şeyin hoş karşılanmadığını veya ona şaşıldığını anlatan bir söz
    • "O ne biçim iş öyle! O nasıl hayvan öyle!"
BÖLÜ

  1. [isim, matematik] Bölme işlemini gösteren "/" veya ":" işaretinin okunuşu; taksim
    • "“a/b” anlatımı, “a bölü b” diye okunur."
  2. Bir bayağı kesrin gösterilişinde pay ile payda arasına konulan yatay çizginin okunuşu
    • "“a/b” kesri “a bölü b” diye okunur."
BÖRÜ

  1. [isim] Bakınız kurt (I)
ÖNCÜ

  1. [sıfat] Önden gelen, önde olan, artçı karşıtı
    • "Dramda ise Shakespeare’den tutun da son çağın en öncü tiyatro müelliflerinin eserlerine kadar nice yüksek değerli edebî piyesler, genç sanatkârlarımız tarafından muvaffakiyetle oynanmaktadır." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  2. [isim] Önde gidip haber ulaştıran kimse
  3. [isim] Bir sanat ve düşünce akımını, çağına göre yeni bir görüşü başlatan kimse veya eser; bayrak, avangart
  4. [isim, askerlik] Yürüyüşte kolun ilerisinden giden kıta; pişdar, artçı karşıtı
  5. [isim, ağızlardan] Önder, kılavuz
ÖREK

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız duvar
ÖDÜN

  1. [isim] Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme; ödünleme, ivaz, taviz
    • "Kalabalığa verilen her ödün, verenleri kendi benliğinden, kişiliğinden uzaklaştırıyor." (Necati Cumalı)
ÖREN

  1. [isim] Ait olduğu eski uygarlık hakkında fikir edinmemizi sağlayan kültür ve tabiat kalıntılarından oluşan alan
ÖDÜL

  1. [isim] Bir başarı karşılığında verilen armağan; mükâfat
    • "Ödül, yarıştırma kurumlarını giderek ellerinde topluyorlar." (Adalet Ağaoğlu)
  2. Yarışmada kazananlara verilmek üzere ortaya konan şey; mükâfat
    • "Meslek yaşamının daha ilk yılında, 1949’da Etibank İstanbul Pavyonu yarışmasında aldığı üçüncülük ödülünü diğerleri izlemiştir." (Nejat Tekelioğlu)
  3. Bir iyiliğe karşılık olarak verilen şey; mükâfat
GÖZE

  1. [isim, anatomi, biyoloji] Bakınız hücre
  2. [ağızlardan] Bakınız pınar
YÖRE

  1. [isim] Bir bölgenin belli bir yer ve çevresini kapsayan sınırlı bölümü; havali, mahal, civar
CÖNK

Kelime Kökeni: (Malezya dilinden)

  1. [isim] Büyük yelkenli gemi
    • "Yükünü almış bir cönkte yok yoktur, her şey bulunur." (Himmet Kayhan)
GÖLE

  1. [isim] Ardahan iline bağlı ilçelerden biri
ÖBEK

  1. [isim] Bakınız küme
    • "Bahçeye iner, bir çiçek öbeğinin dibinde bir hasır iskemleye otururdu." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [gök bilimi] Genel olarak yaş, kimyasal yapı, uzay dağılımları ve hızları bakımından benzer özellik gösteren yıldızlar veya yıldız kümeleri
  3. [dil bilgisi] Birden çok kelimeden oluşan, yapı ve anlamındaki bütünlük dolayısıyla cümle içinde tek bir öge gibi işlem gören söz dizisi; grup
ÖZGÜ

  1. [sıfat] Birine, bir şeye ait olan; öze, has, mahsus (I)
    • "Bu, içinde doğduğu, geliştiği, biçim kazandığı topluma özgü dildir." (Nermi Uygur)
  2. Belli bir kimsede, şeyde veya türde bulunan; öze, has, mahsus (I)
  3. Aynı cinsten başka hiçbir türde veya bireyde rastlanılmayan; öze, has, mahsus (I)
GÖCE

  1. [isim, ağızlardan] Tarhana, bulgur yapmak için kullanılan kabuğu soyulmuş ve kırılmış buğday
  2. Yarılmış ve kırılmış bulgurdan yapılan çorba
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü