İçinde ö olan 3 harfli 45 kelime var. İçerisinde Ö harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ö harfi olan kelimeler listesine ya da sonu ö harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇÖZ
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız mumbar
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız mumbar
- SÖR
-
Kelime Kökeni: Fransızca soeur
-
[isim]
Katolik mezhebinde kendini dine adayan ve manastırda yaşayan kadın
-
Katolik mezhebinde dinle ilgili bir yükümlülük almayan ancak din uğruna hemşirelik, hasta bakıcılık vb. işlerde çalışan kadın
-
[isim]
Katolik mezhebinde kendini dine adayan ve manastırda yaşayan kadın
- ÖZE
-
-
[isim]
Bakınız özgü
- "Gülmek insan türüne öze bir durumdur."
-
[biyoloji]
Laboratuvarda bakteri üretimi işleminde kullanılan ince telli çubuk
-
[isim]
Bakınız özgü
- FÖN
-
Kelime Kökeni: Almanca Föhn
-
[isim]
Sıcak veya soğuk hava üfleyen bir aletle saçı kurutup biçim vererek tarama
-
Sıcak, kuru ve sert esen bir rüzgâr türü
-
[isim]
Sıcak veya soğuk hava üfleyen bir aletle saçı kurutup biçim vererek tarama
- ÖGE
-
-
[isim]
Bir bütünü oluşturan, bütünden ayrıştırıldığında da kendi başına anlam taşıyan parça; unsur, uzuv, eleman
-
Başka şeylerin kendisinden türediği ilk madde; ilke, unsur
-
Gerekçe, araç
- "O savaşı başarıya ulaştıran en kuvvetli öge, ne yabancıdan gördüğümüz yardım ne de bugünkü özel girişimcilerin gayretleridir."
-
[kimya]
Birleşik bir şeyi oluşturan basit şeylerden her biri; unsur, eleman
-
[dil bilgisi]
Bir cümleyi oluşturan özne, yüklem, tümleç vb. birimlerden her biri
-
[toplum bilimi, mantık]
Bir sınıf veya bir topluluğun bireylerinden her biri
-
[isim]
Bir bütünü oluşturan, bütünden ayrıştırıldığında da kendi başına anlam taşıyan parça; unsur, uzuv, eleman
- SÖZ
-
-
[isim]
Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi; lakırtı, kal (II), kavil, kelam, laf
-
Bakınız kelime
-
Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi
- "Yer yer birçok türküde rastladığımız beylik sözler de vardı içinde."
-
Kesinlik kazanmayan haber, söylenti
- "Ortalıkta bir söz dolaşıyor."
-
Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme
- "O, sözünde duran bir adamdır."
-
Müzik parçalarının yazılı metni; güfte
- "Şarkının sözleri çok anlamlı."
-
[isim]
Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi; lakırtı, kal (II), kavil, kelam, laf
- ÖTE
-
-
[isim]
Konuşanın temel olarak aldığı bir şeyden daha uzak olan yer veya şey; mavera, beri karşıtı
- "Köşklerin biraz ötesinde köy kulübelerine benzer derme çatma evler görülürdü."
-
Bir şeyin arkadan gelen bölümü
- "İşin ötesi kolay."
-
[sıfat]
Bulunulan yere göre karşı yanda olan
- "Evimizin bir yanı bahçe, öte yanı sokaktı."
-
[sıfat]
Daha fazla, çok
- "Güzel olduğu pek iddia edilmezdi ama güzellikten de öte güçlü bir çekiciliği vardı."
-
Bakınız dış
- "Sınır ötesi."
-
[isim]
Konuşanın temel olarak aldığı bir şeyden daha uzak olan yer veya şey; mavera, beri karşıtı
- FÖY
-
Kelime Kökeni: Fransızca feuille
-
[isim]
Kısa bilgileri içeren belge
-
[isim]
Kısa bilgileri içeren belge
- HÖT
-
-
[ünlem]
Korkutmak veya dikkati kendi üzerine çekmek için söylenen bir söz
-
[ünlem]
Korkutmak veya dikkati kendi üzerine çekmek için söylenen bir söz
- PÖÇ
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kuyruk sokumu kemiği
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız kuyruk sokumu kemiği
- ÖRÜ
-
-
[isim]
Örmek işi
-
[ağızlardan]
Yama olarak yapılan örgü
-
[ağızlardan]
Tarlalarda sele karşı taştan yapılmış set
-
[isim]
Örmek işi
- DÖL
-
-
[isim]
Canlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey veya bireylerin bütünü; soy sop, zürriyet
- "Macarların çoğunun bize benzeyişinin bir nedeni de bu döl karışmasıdır."
-
Bakınız çocuk
- "Yârenlik mi ediyordun, Kara Osman'ın dölüyle?"
-
[isim]
Canlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey veya bireylerin bütünü; soy sop, zürriyet
- GÖK
-
-
[isim]
Bakınız uzay
-
Yeryüzü üzerine mavi bir kubbe gibi kapanan boşluk; gök kubbe, asuman, felek, sema (I)
- "Süngülerini, çelikten birer parmak gibi göğe kaldırmışlar."
-
Mavi ile açık yeşil arası olan renk
-
[sıfat]
Bu renkte olan
-
[sıfat, ağızlardan]
Olgunlaşmamış
- "Uzun süren bir kışın karları, soğukları altından fışkıran gök ekinler..."
-
[isim]
Bakınız uzay
- ÖHÖ
-
-
[isim]
Bir kimsenin kendi varlığını belli etmek, söylenen bir şey üzerine dikkat çekmek, birine takılmak vb. amaçlarla öksürür gibi yaparak çıkardığı ses
-
[isim]
Bir kimsenin kendi varlığını belli etmek, söylenen bir şey üzerine dikkat çekmek, birine takılmak vb. amaçlarla öksürür gibi yaparak çıkardığı ses
- GÖL
-
-
[isim, coğrafya]
Karaların içinde denizlerle bağlantısı olmayan durgun su birikintisi
- "Gölün üstünde güneşin doğuşuna batışına, aylı gecelere doyum olmuyordu."
-
Yapay su birikintisi
-
[isim, coğrafya]
Karaların içinde denizlerle bağlantısı olmayan durgun su birikintisi
- GÖN
-
-
[isim]
İşlenmiş deri
-
Bakınız kösele
-
[ağızlardan]
Hayvan derisi
- "Boya değil altın yaldız vursan manda gönü gibi donuk duruyor."
-
[isim]
İşlenmiş deri
- GÖR
-
-
Bakınız görmek (görmek fiilinin emir kipi, ikinci tekil kişi çekimi)
-
Bakınız görmek (görmek fiilinin emir kipi, ikinci tekil kişi çekimi)
- DÖŞ
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız göğüs
- "Bana yastık olsun döşlerin güzel."
-
Kaburga altı
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız göğüs
- GÖT
-
- ÖLÜ
-
-
[sıfat]
Hayatı sona ermiş, artık yaşamıyor olan; diri karşıtı
-
[isim]
Ölmüş insan; mevta, meyyit, müteveffa, morto
- "Onu denizden çıkarmak istediler ama biri, müstantik ve doktor gelmeyince ölülere dokunulmaz, diyince bu işten vazgeçtiler."
-
[isim]
Hayvan leşi
- "Tavuk ölüsü."
-
[mecaz]
Gücü az, zayıf
- "Ölü kandil."
-
[mecaz]
Çok durgun, hareketsiz
- "Ölü kentler, boş kaleler, eski saraylar."
-
[mecaz]
Etkileme gücü olmayan, canlılığı olmayan
- "Ölü bir konuşması var."
-
[sıfat]
Hayatı sona ermiş, artık yaşamıyor olan; diri karşıtı