İçinde ö olan 3 harfli 45 kelime var. İçerisinde Ö harfi bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ö harfi olan kelimeler listesine ya da sonu ö harfi ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇÖZ

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız mumbar
SÖR

Kelime Kökeni: Fransızca soeur

  1. [isim] Katolik mezhebinde kendini dine adayan ve manastırda yaşayan kadın
  2. Katolik mezhebinde dinle ilgili bir yükümlülük almayan ancak din uğruna hemşirelik, hasta bakıcılık vb. işlerde çalışan kadın
ÖZE

  1. [isim] Bakınız özgü
    • "Gülmek insan türüne öze bir durumdur."
  2. [biyoloji] Laboratuvarda bakteri üretimi işleminde kullanılan ince telli çubuk
FÖN

Kelime Kökeni: Almanca Föhn

  1. [isim] Sıcak veya soğuk hava üfleyen bir aletle saçı kurutup biçim vererek tarama
  2. Sıcak, kuru ve sert esen bir rüzgâr türü
ÖGE

  1. [isim] Bir bütünü oluşturan, bütünden ayrıştırıldığında da kendi başına anlam taşıyan parça; unsur, uzuv, eleman
  2. Başka şeylerin kendisinden türediği ilk madde; ilke, unsur
  3. Gerekçe, araç
    • "O savaşı başarıya ulaştıran en kuvvetli öge, ne yabancıdan gördüğümüz yardım ne de bugünkü özel girişimcilerin gayretleridir." (Necati Cumalı)
  4. [kimya] Birleşik bir şeyi oluşturan basit şeylerden her biri; unsur, eleman
  5. [dil bilgisi] Bir cümleyi oluşturan özne, yüklem, tümleç vb. birimlerden her biri
  6. [toplum bilimi, mantık] Bir sınıf veya bir topluluğun bireylerinden her biri
SÖZ

  1. [isim] Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi; lakırtı, kal (II), kavil, kelam, laf
  2. Bakınız kelime
  3. Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi
    • "Yer yer birçok türküde rastladığımız beylik sözler de vardı içinde." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
  4. Kesinlik kazanmayan haber, söylenti
    • "Ortalıkta bir söz dolaşıyor."
  5. Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme
    • "O, sözünde duran bir adamdır."
  6. Müzik parçalarının yazılı metni; güfte
    • "Şarkının sözleri çok anlamlı."
ÖTE

  1. [isim] Konuşanın temel olarak aldığı bir şeyden daha uzak olan yer veya şey; mavera, beri karşıtı
    • "Köşklerin biraz ötesinde köy kulübelerine benzer derme çatma evler görülürdü." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  2. Bir şeyin arkadan gelen bölümü
    • "İşin ötesi kolay."
  3. [sıfat] Bulunulan yere göre karşı yanda olan
    • "Evimizin bir yanı bahçe, öte yanı sokaktı." (Memduh Şevket Esendal)
  4. [sıfat] Daha fazla, çok
    • "Güzel olduğu pek iddia edilmezdi ama güzellikten de öte güçlü bir çekiciliği vardı." (Haldun Taner)
  5. Bakınız dış
    • "Sınır ötesi."
FÖY

Kelime Kökeni: Fransızca feuille

  1. [isim] Kısa bilgileri içeren belge
HÖT

  1. [ünlem] Korkutmak veya dikkati kendi üzerine çekmek için söylenen bir söz
PÖÇ

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız kuyruk sokumu kemiği
ÖRÜ

  1. [isim] Örmek işi
  2. [ağızlardan] Yama olarak yapılan örgü
  3. [ağızlardan] Tarlalarda sele karşı taştan yapılmış set
DÖL

  1. [isim] Canlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey veya bireylerin bütünü; soy sop, zürriyet
    • "Macarların çoğunun bize benzeyişinin bir nedeni de bu döl karışmasıdır." (Haldun Taner)
  2. Bakınız çocuk
    • "Yârenlik mi ediyordun, Kara Osman'ın dölüyle?" (Turan Oflazoğlu)
GÖK

  1. [isim] Bakınız uzay
  2. Yeryüzü üzerine mavi bir kubbe gibi kapanan boşluk; gök kubbe, asuman, felek, sema (I)
    • "Süngülerini, çelikten birer parmak gibi göğe kaldırmışlar." (Ruşen Eşref Ünaydın)
  3. Mavi ile açık yeşil arası olan renk
  4. [sıfat] Bu renkte olan
  5. [sıfat, ağızlardan] Olgunlaşmamış
    • "Uzun süren bir kışın karları, soğukları altından fışkıran gök ekinler..." (Ahmet Kabaklı)
ÖHÖ

  1. [isim] Bir kimsenin kendi varlığını belli etmek, söylenen bir şey üzerine dikkat çekmek, birine takılmak vb. amaçlarla öksürür gibi yaparak çıkardığı ses
GÖL

  1. [isim, coğrafya] Karaların içinde denizlerle bağlantısı olmayan durgun su birikintisi
    • "Gölün üstünde güneşin doğuşuna batışına, aylı gecelere doyum olmuyordu." (Necati Cumalı)
  2. Yapay su birikintisi
GÖN

  1. [isim] İşlenmiş deri
  2. Bakınız kösele
  3. [ağızlardan] Hayvan derisi
    • "Boya değil altın yaldız vursan manda gönü gibi donuk duruyor." (Burhan Felek)
GÖR

  1. Bakınız görmek (görmek fiilinin emir kipi, ikinci tekil kişi çekimi)
DÖŞ

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız göğüs
    • "Bana yastık olsun döşlerin güzel." (Âşık Veysel)
  2. Kaburga altı
GÖT

  1. [isim, kaba konuşmada] Bakınız anüs
  2. Alt taraf, dip
  3. Bakınız kıç
ÖLÜ

  1. [sıfat] Hayatı sona ermiş, artık yaşamıyor olan; diri karşıtı
  2. [isim] Ölmüş insan; mevta, meyyit, müteveffa, morto
    • "Onu denizden çıkarmak istediler ama biri, müstantik ve doktor gelmeyince ölülere dokunulmaz, diyince bu işten vazgeçtiler." (Halikarnas Balıkçısı)
  3. [isim] Hayvan leşi
    • "Tavuk ölüsü."
  4. [mecaz] Gücü az, zayıf
    • "Ölü kandil."
  5. [mecaz] Çok durgun, hareketsiz
    • "Ölü kentler, boş kaleler, eski saraylar." (Necati Cumalı)
  6. [mecaz] Etkileme gücü olmayan, canlılığı olmayan
    • "Ölü bir konuşması var."
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü