İçinde ça olan 6 harfli 105 kelime var. İçerisinde ÇA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ça olan kelimeler listesine ya da sonu ça ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ça Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A Ç

2 Harfli Kelimeler

AÇ

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇAKMAK

  1. [isim] Taşa vurulup kıvılcım çıkarılan çelik parçası
    • "Nasıl oldu bilmem, eğilip yakarken çakaralmaz çakmak kıvılcım çıkardı." (Burhan Felek)
  2. Çelik, taş, cam, plastik vb. maddeden yapılmış gaz veya benzinle dolu tutuşturma aleti
  3. [askerlik] Tabanca veya tüfeklerde bulunan tetik düzeni
ÇATANA

Kelime Kökeni: (Çetene yer adından)

  1. [isim, denizcilik] Filika büyüklüğünde, islimle işleyen deniz teknesi, küçük vapur; istimbot
    • "Süslü, hususi birçok çarklı çatanalar geçer." (Abdülhak Şinasi Hisar)
ÇAVŞIR

Kelime Kökeni: Arapça cāvṣīr

  1. [isim, bitki bilimi] Maydanozgillerden bir bitki (Opopanax chironium)
  2. Bu bitkinin eczacılıkta kullanılan reçinesi
ÇALGIÇ

  1. [isim, müzik] Bakınız mızrap
  2. [ağızlardan] Bahçe süpürgesi; çalkı
ARAPÇA

  1. [isim] Sami dil ailesinin güney grubuna giren, Araplar ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşayan bazı halklar tarafından kullanılan dil; Arabi
    • "Boyuna Arapçayı andırır bir nağme mırıldanıyor." (Sermet Muhtar Alus)
  2. [sıfat] Bu dille yazılmış olan
    • "Pazartesi, perşembe geceleri yatağında gizli gizli Arapça dua okurdu." (Aka Gündüz)
ÇARGAH

Kelime Kökeni: Farsça çārgāh

  1. [isim, müzik] Türk müziğinde "do" perdesinin adı
  2. Bu perdede karar kılan makam
ÇAÇAÇA

Kelime Kökeni: İspanyolca cha cha cha

  1. [isim] Dünyaya Meksika'dan yayılmış, hareketli, modern bir dans
ÇAĞRIM

  1. [isim] Yüksek bir sesin yetişebileceği kadar uzaklık
    • "İki çağrım ötede bir pınar var."
ÇAVELA

Kelime Kökeni: İtalyanca cavagno

  1. [isim, denizcilik] Tutulan balıkların içine konduğu sepet; çavalye
ÇAPALI

  1. [sıfat] Çapalanmış (yer)
  2. Çapası olan
KOFÇAZ

  1. [isim] Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri
ÇAYEVİ

  1. [isim] Çay, kahve vb. içeceklerin hazırlandığı, satıldığı ve içildiği küçük iş yeri; çaycı, çayhane
ÜÇAYAK

  1. [isim] Fotoğraf makinesi, televizyon kameraları vb. aletlerin üzerine oturduğu üç ayaklı düzen
  2. Bakınız sacayağı
  3. Bir halay türü
ULUSÇA

  1. [zarf] Bakınız milletçe
DOSTÇA

  1. [sıfat] Dosta yakışır, dost gibi
    • "Gerçekten dostça bir sohbet oldu, epeyce uzun sürdü." (Attilâ İlhan)
  2. [zarf] Dosta yakışır bir biçimde; dostane
    • "Herkes içten görünüyor, hatta yıldızımın hiç barışmadığı insanlar bile dostça elimi sıkıyor, hatırımı soruyorlar." (Ahmet Ümit)
  3. Bakınız kardeşçe
ÇARPAN

  1. [isim, matematik] Bir çarpma işleminde çarpılan sayının kaç kez tekrarlanacağını gösteren sayı; çoğaltan
    • "7x3=7+7+7=21 işleminde 3 sayısı 7'nin çarpanıdır."
  2. Bir tam sayıyı tam olarak bölen sayılardan her biri
ÇATMAK

  1. [-i] Odun, değnek, kılıç, tüfek vb. uzun şeylerden birkaç tanesini, tepelerinden birbirine çaprazlama dayayarak durdurmak
    • "Avlusunda silahlarını çatmış, ayaklarını germiş askerler var." (Falih Rıfkı Atay)
  2. Kereste vb.ni birbirine tutturmak
    • "Kırık tahtaları bir solukta yan yana çattılar." (Lâtife Tekin)
  3. Bir şeyi yapmak için gerekli parçaları bir araya getirmek
    • "Koca bir nahiye titreştik, odunsuz yattık / O büyük mektebi gördün ya, kışın biz çattık" (Mehmet Akif Ersoy)
  4. Yükü hayvana iki yanlı yüklemek
  5. Başa yemeni, çatkı, yazma vb.ni bağlamak
  6. [-e] Üzücü, kızdırıcı veya şaşırtıcı olaylarla karşılaşmak
    • "Hacı Mustafa bağırıyor, ömründe böyle bir işe çatmadığını söylüyordu." (Refik Halit Karay)
  7. [-e] Yazıyla veya sözle sataşmak
    • "Böyle söyler de sonra yemek biraz azca çıkarsa yahut pek düzgün olmasa aşçıya çatacak gibi olur." (Memduh Şevket Esendal)
  8. [-e] Rastlamak, karşılaşmak
    • "Nerden çattım böylesi bir güzele..." (Cahit Sıtkı Tarancı)
  9. [-e, hukuk] Gemiler birbirine çarpmak
ÇARŞAF

Kelime Kökeni: Farsça çāder + şeb

  1. [isim] Yatağın üstüne serilen veya yorgan kaplanan bez örtü
    • "Adam, üstü beyaz bir çarşafla örtülü sedyeyi dışarı doğru çekiyor." (Ahmet Ümit)
  2. Kadınların kullandığı ve baştan örtülen, pelerinli, eteklikli sokak giysisi; bürgü, bürük
    • "Çabucak yatak odasına koştu, çarşafını giydi." (Peyami Safa)
ÇATLAK

  1. [sıfat] Çatlamış olan
    • "Çatlak bardak."
  2. [mecaz] Bakınız deli
    • "Çatlaksam çatlağım. Çatlak olmasam bunca adama, gözün görmediğini göstermeye kalkar mıydım?" (Oktay Rifat)
  3. [isim] Herhangi bir yerde uzunluğuna olan açıklık; çatlaklık
    • "Bu testinin çatlağı hiçbir sızıntı göstermemişti." (Aka Gündüz)
  4. [isim, mecaz] Bakınız ara
    • "İki denizci kara bulutlar çatlağından güneş ışığının güldüğünü sandılar." (Halikarnas Balıkçısı)
  5. [isim, jeoloji] Yer altındaki taş kütlelerinin basınç ve gerilim dolayısıyla yer değiştirmeden çatlayıp yarılması; diyaklaz
    • "Esmer toprağın yüzünü saran çatlaklar sanki yerin dibine kadar iniyordu." (Tarık Buğra)
  6. [isim, tıp] Deri, mukoza, kemik veya herhangi bir organ üzerinde uzunluğuna olan açıklık; yarık, fissür
ÇAPULA

  1. [isim, ağızlardan] Kaba deriden yapılmış ucu sivri ve kıvrık ayakkabı
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü