İçinde ça olan 5 harfli 97 kelime var. İçerisinde ÇA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ça olan kelimeler listesine ya da sonu ça ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ça Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
A Ç
2 Harfli Kelimeler
AÇ
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇANDI
-
-
[isim, ağızlardan]
Çivisiz, birbirine geçirilme yöntemine göre kesilmiş hazır kereste
- "Evi, ahırı, samanlığı babadan kalma, çandı yani çivisiz yapılmış keresteler birbirine geçirilerek yapılmış."
-
Tahta kapak veya tavan
-
[isim, ağızlardan]
Çivisiz, birbirine geçirilme yöntemine göre kesilmiş hazır kereste
- NAÇAR
-
Kelime Kökeni: Farsça nāçār
-
[sıfat]
Çaresi olmayan; çaresiz
-
Zavallı, düşkün
-
[sıfat]
Çaresi olmayan; çaresiz
- ÇALGI
-
-
[isim, müzik]
Müzik yapmak amacıyla kullanılan her türlü ses verebilen alet; çalgı aleti, saz (II), enstrüman
-
Çalgı çalma
- "Sokağın dibinde çalgı sesleri işiterek birkaç adım ilerledi."
-
Müzik topluluğu
- "Çalgı, yerine geçmiş oturmuştu."
-
[isim, müzik]
Müzik yapmak amacıyla kullanılan her türlü ses verebilen alet; çalgı aleti, saz (II), enstrüman
- ÇANCI
-
-
[isim]
Çan yapan veya satan kimse
-
Çan çalmakla görevli kimse
-
[isim]
Çan yapan veya satan kimse
- ÇALMA
-
-
[isim]
Çalmak işi
- "Rüyamıza kadar giren bu bahçeden elma çalmaya gidiyorduk."
- "Kimsenin bilmediği bir havayı çalmaya başladılar."
-
Başa sarılan sarık
-
[sıfat]
Çalınmış
- "Çalma mal."
-
[sıfat]
Kakmalı olmayan, kalemle işlenmiş
- "Çalma çiçekli bir gümüş vazo."
-
[isim]
Çalmak işi
- ÇARŞI
-
Kelime Kökeni: Farsça çār + sū
-
[isim]
Dükkânların bulunduğu alışveriş yeri
- "Elbet çarşıda bir kahve, bir çaycı dükkânı bulurum."
-
[isim]
Dükkânların bulunduğu alışveriş yeri
- DÜÇAR
-
Kelime Kökeni: Farsça dūçār
-
[sıfat, eskimiş]
Uğramış, yakalanmış, tutulmuş
-
[sıfat, eskimiş]
Uğramış, yakalanmış, tutulmuş
- ÇAMAŞ
-
-
[isim]
Ordu iline bağlı ilçelerden biri
-
[isim]
Ordu iline bağlı ilçelerden biri
- ÇADIR
-
Kelime Kökeni: Farsça çāder
-
[isim]
Keçe, deri, kıl dokuma, sık dokunmuş kalın bez veya plastik maddelerden yapılarak direklerle tutturulan, taşınabilir barınak
- "Kılıcını çekip tek başına atını, düşman başkumandanının çadırına saldırarak ölüm arayan Türk kumandanları görülmüştür."
-
Gölgelik olarak kullanılan tente veya şemsiye
-
[isim]
Keçe, deri, kıl dokuma, sık dokunmuş kalın bez veya plastik maddelerden yapılarak direklerle tutturulan, taşınabilir barınak
- ÇAMAT
-
-
[isim, ağızlardan]
Avlanılmış balıkları elde taşımaya yarar çengel askı
-
[isim, ağızlardan]
Avlanılmış balıkları elde taşımaya yarar çengel askı
- ÇANTA
-
-
[isim]
Kösele, meşin, kumaş vb. hafif malzemeden yapılıp büyüklüğüne göre para, evrak, yiyecek vb. koyup taşımaya yarayan kap
- "Yanından hiç ayırmadığı çantasında bir kütüphane bulursunuz."
-
[isim]
Kösele, meşin, kumaş vb. hafif malzemeden yapılıp büyüklüğüne göre para, evrak, yiyecek vb. koyup taşımaya yarayan kap
- ÇOKÇA
-
-
[zarf]
Oldukça fazla, aşırı miktarda; fazlaca
- "Benden utanırlar, odada çokça koca lakırtısı olsa kalkar kaçarlar."
-
[zarf]
Oldukça fazla, aşırı miktarda; fazlaca
- ÇAŞIT
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız casus
- "Ne yapsalar; düşman, çaşıtları ile haber alıyordu."
-
Ara bozmak amacıyla söz taşıyan kimse
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız casus
- ÇATMA
-
-
[isim]
Çatmak işi
-
Provada geçici olarak bir giysiye iliştirilmiş olan parça
-
Duvarları ağaç gövdesinden birbirine takılarak ve çivisiz olarak yapılan yayla evi
-
Bir tür döşemelik kumaş
- "Sonra o çatma örtülü minderin üstüne oturmuş, albayın İstanbul hakkındaki suallerine kısa kısa cevap vermişti."
-
Ahşap yapılarda ağaç iskeletin temel parçaları
-
Semerin ağaç kısmı
-
Heykel yapımında çamuru ayakta tutan tel iskelet
-
Bakınız Yörük çadırı
-
[isim]
Çatmak işi
- ÇASAR
-
Kelime Kökeni: Macarca császár
-
[isim, eskimiş]
Viyana'da oturan Alman imparatoruna verilen ünvan
-
[isim, eskimiş]
Viyana'da oturan Alman imparatoruna verilen ünvan
- ÇAĞRI
-
-
[isim]
Birinin bir yere gelmesini isteme; davet
- "Kale burçlarında cenge çağrı davulları vuruldu."
-
Bakınız çağrı cihazı
-
[isim]
Birinin bir yere gelmesini isteme; davet
- BIÇAK
-
-
[isim]
Kesme işlerinde kullanılan, bir sap ve çelik bölümden oluşan kesici araç
- "Bıçağı sürte sürte ipin uzunca bir parçasını kesti."
-
Çeşitli kesme işlerinde kullanılan, kesici ağzı bulunan ve amaca göre şekli ve niteliği değişen araç
- "Basımevi bıçağı."
-
[isim]
Kesme işlerinde kullanılan, bir sap ve çelik bölümden oluşan kesici araç
- PARÇA
-
Kelime Kökeni: Farsça pārçe
-
[isim]
Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey; pare
- "Yolun bu parçası bozuk."
-
Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm; lime, şerha
- "Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır."
-
Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri; uzuv, modül
- "On parçadan yapılmış bir oda takımı."
-
Bakınız tane
- "Üç parça elbiselik kumaş."
-
Bakınız pasaj
- "Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım."
-
[müzik]
Müzik eseri
-
Bakınız nesne
- "Bu defaki gidişimizde, eşyamızın arasında taç gibi değerli bir parça da vardı."
-
[mecaz]
Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz
- "Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun"
-
[argo]
Güzel, alımlı kız veya kadın
-
[isim]
Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey; pare
- KRAÇA
-
-
[isim, hayvan bilimi]
İstavrit balığının küçüğü
-
[isim, hayvan bilimi]
İstavrit balığının küçüğü
- ÇAMUR
-
-
[isim]
Su ile karışıp bulaşır ve içine batılır duruma gelmiş toprak
- "Köy yolları tozdan ve çamurdandır ama sevgi ve ızdırapla doludur."
-
[sıfat, mecaz]
Sataşkan, çevresini tedirgin eden, sulu, arsız (kimse)
- "Çamur oyuncu ile dürüst oyuncuyu herkes karıştırıyor."
-
Yapı işlerinde kullanılan çeşitli malzemeden oluşmuş harç
-
[isim]
Su ile karışıp bulaşır ve içine batılır duruma gelmiş toprak