İçinde ça olan 5 harfli 97 kelime var. İçerisinde ÇA bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında ça olan kelimeler listesine ya da sonu ça ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Ça Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler

A Ç

2 Harfli Kelimeler

AÇ

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇANDI

  1. [isim, ağızlardan] Çivisiz, birbirine geçirilme yöntemine göre kesilmiş hazır kereste
    • "Evi, ahırı, samanlığı babadan kalma, çandı yani çivisiz yapılmış keresteler birbirine geçirilerek yapılmış." (Halide Edip Adıvar)
  2. Tahta kapak veya tavan
NAÇAR

Kelime Kökeni: Farsça nāçār

  1. [sıfat] Çaresi olmayan; çaresiz
  2. Zavallı, düşkün
ÇALGI

  1. [isim, müzik] Müzik yapmak amacıyla kullanılan her türlü ses verebilen alet; çalgı aleti, saz (II), enstrüman
  2. Çalgı çalma
    • "Sokağın dibinde çalgı sesleri işiterek birkaç adım ilerledi." (Peyami Safa)
  3. Müzik topluluğu
    • "Çalgı, yerine geçmiş oturmuştu." (Ercüment Ekrem Talu)
ÇANCI

  1. [isim] Çan yapan veya satan kimse
  2. Çan çalmakla görevli kimse
ÇALMA

  1. [isim] Çalmak işi
    • "Rüyamıza kadar giren bu bahçeden elma çalmaya gidiyorduk." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
    • "Kimsenin bilmediği bir havayı çalmaya başladılar." (Halit Fahri Ozansoy)
  2. Başa sarılan sarık
  3. [sıfat] Çalınmış
    • "Çalma mal."
  4. [sıfat] Kakmalı olmayan, kalemle işlenmiş
    • "Çalma çiçekli bir gümüş vazo."
ÇARŞI

Kelime Kökeni: Farsça çār + sū

  1. [isim] Dükkânların bulunduğu alışveriş yeri
    • "Elbet çarşıda bir kahve, bir çaycı dükkânı bulurum." (Yusuf Ziya Ortaç)
DÜÇAR

Kelime Kökeni: Farsça dūçār

  1. [sıfat, eskimiş] Uğramış, yakalanmış, tutulmuş
ÇAMAŞ

  1. [isim] Ordu iline bağlı ilçelerden biri
ÇADIR

Kelime Kökeni: Farsça çāder

  1. [isim] Keçe, deri, kıl dokuma, sık dokunmuş kalın bez veya plastik maddelerden yapılarak direklerle tutturulan, taşınabilir barınak
    • "Kılıcını çekip tek başına atını, düşman başkumandanının çadırına saldırarak ölüm arayan Türk kumandanları görülmüştür." (Atatürk)
  2. Gölgelik olarak kullanılan tente veya şemsiye
ÇAMAT

  1. [isim, ağızlardan] Avlanılmış balıkları elde taşımaya yarar çengel askı
ÇANTA

  1. [isim] Kösele, meşin, kumaş vb. hafif malzemeden yapılıp büyüklüğüne göre para, evrak, yiyecek vb. koyup taşımaya yarayan kap
    • "Yanından hiç ayırmadığı çantasında bir kütüphane bulursunuz." (Yusuf Ziya Ortaç)
ÇOKÇA

  1. [zarf] Oldukça fazla, aşırı miktarda; fazlaca
    • "Benden utanırlar, odada çokça koca lakırtısı olsa kalkar kaçarlar." (Memduh Şevket Esendal)
ÇAŞIT

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız casus
    • "Ne yapsalar; düşman, çaşıtları ile haber alıyordu." (Hüseyin Nihal Atsız)
  2. Ara bozmak amacıyla söz taşıyan kimse
ÇATMA

  1. [isim] Çatmak işi
  2. Provada geçici olarak bir giysiye iliştirilmiş olan parça
  3. Duvarları ağaç gövdesinden birbirine takılarak ve çivisiz olarak yapılan yayla evi
  4. Bir tür döşemelik kumaş
    • "Sonra o çatma örtülü minderin üstüne oturmuş, albayın İstanbul hakkındaki suallerine kısa kısa cevap vermişti." (Halide Edip Adıvar)
  5. Ahşap yapılarda ağaç iskeletin temel parçaları
  6. Semerin ağaç kısmı
  7. Heykel yapımında çamuru ayakta tutan tel iskelet
  8. Bakınız Yörük çadırı
ÇASAR

Kelime Kökeni: Macarca császár

  1. [isim, eskimiş] Viyana'da oturan Alman imparatoruna verilen ünvan
ÇAĞRI

  1. [isim] Birinin bir yere gelmesini isteme; davet
    • "Kale burçlarında cenge çağrı davulları vuruldu." (Nezihe Araz)
  2. Bakınız çağrı cihazı
BIÇAK

  1. [isim] Kesme işlerinde kullanılan, bir sap ve çelik bölümden oluşan kesici araç
    • "Bıçağı sürte sürte ipin uzunca bir parçasını kesti." (Yusuf Atılgan)
  2. Çeşitli kesme işlerinde kullanılan, kesici ağzı bulunan ve amaca göre şekli ve niteliği değişen araç
    • "Basımevi bıçağı."
PARÇA

Kelime Kökeni: Farsça pārçe

  1. [isim] Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey; pare
    • "Yolun bu parçası bozuk."
  2. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm; lime, şerha
    • "Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır." (Haldun Taner)
  3. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri; uzuv, modül
    • "On parçadan yapılmış bir oda takımı."
  4. Bakınız tane
    • "Üç parça elbiselik kumaş."
  5. Bakınız pasaj
    • "Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım." (Reşat Nuri Güntekin)
  6. [müzik] Müzik eseri
  7. Bakınız nesne
    • "Bu defaki gidişimizde, eşyamızın arasında taç gibi değerli bir parça da vardı." (Ayla Kutlu)
  8. [mecaz] Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz
    • "Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun" (Kemalettin Kamu)
  9. [argo] Güzel, alımlı kız veya kadın
KRAÇA

  1. [isim, hayvan bilimi] İstavrit balığının küçüğü
ÇAMUR

  1. [isim] Su ile karışıp bulaşır ve içine batılır duruma gelmiş toprak
    • "Köy yolları tozdan ve çamurdandır ama sevgi ve ızdırapla doludur." (Mehmet Kaplan)
  2. [sıfat, mecaz] Sataşkan, çevresini tedirgin eden, sulu, arsız (kimse)
    • "Çamur oyuncu ile dürüst oyuncuyu herkes karıştırıyor." (Haldun Taner)
  3. Yapı işlerinde kullanılan çeşitli malzemeden oluşmuş harç
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü