İçinde çı olan 6 harfli 84 kelime var. İçerisinde ÇI bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında çı olan kelimeler listesine ya da sonu çı ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ÇIKMAK
-
-
[-den]
İçeriden dışarıya varmak, gitmek
- "Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık."
-
[nesnesiz]
Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek
- "Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı."
-
[nesnesiz]
Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak
- "Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum."
-
Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek
- "Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık."
-
Süresi dolduğunda ayrılmak
- "Hastaneden çıkıp yollarda yürüyen kadın, annemin ölümüne ağlayan ben miydim..."
-
[nesnesiz]
Yapılmak, yürümek
- "Bu dairede işler kolay çıkmaz."
-
Yetişecek ölçüde olmak
- "Bundan kendime manto yaparım, oğlana da bir palto çıkar... dedi."
-
Bir şeyden bir şey eksilmek
- "Dörtten iki çıkarsa iki kalır."
-
Meydana gelmek
- "Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır."
-
[nesnesiz]
Sıyrılmak, ayrılmak
- "Parkın merdivenini inerken, çıplak ayağına giydiği eski mest lastiğinin teki, fırladı, ayağından çıktı."
-
[nesnesiz]
Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak
- "Osman Seden beni komedi filminde deneyip büyük bir başarı kazanınca bundan hepimiz kârlı çıktık."
-
Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek
- "Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra."
-
[-i]
Bir şeyin yukarısına doğru yürümek
- "Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık."
-
[nesnesiz, -de]
Bir inceleme, bir araştırma sonucu ... bulunmak
- "Sularda bakteri çıktı."
-
[-e]
Yetkili birinin makamına iş için gitmek
- "Hazırladığı raporları yırtmış ve Ali Rıza Paşa’nın makamına çıkarak duyduklarını şifahen nakletmişti."
-
[-e]
Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak
- "Kendine on altı bin lira piyango çıkmış bir kimsenin birkaç yüz kuruşu ödeyememesi dosta düşmana garip görünecekti."
-
[nesnesiz]
Bir konu yetkililerce karara bağlanmak
-
[-e]
Mal olmak
- "Bu ev dört milyara çıktı."
-
[-e]
Oyunda herhangi bir rolü oynamak
- "Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı."
-
[-e]
Bir yere ulaşmak, varmak
- "Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar."
-
[-e]
Karaya ayak basmak
- "1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım."
-
[nesnesiz]
Yayılmak, duyulmak
- "Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu."
-
[nesnesiz]
Olmak, bulunmak, var olmak
- "Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı."
-
[-e]
Bir iddia ile ortalıkta görünmek
- "Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın."
-
[nesnesiz, -den]
Koku, ses vb. yayılmak
- "Lağımdan pis kokular çıkıyor."
-
[-e]
Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek
- "Güreşte ona çıkacak kimse yok."
-
[-e]
Bir şey bulaşmak
- "Uçmadan önce yaldızlı tozdan pulları elime çıktı."
-
[-i]
Binaya kat eklemek
- "Göl kıyısındaki evlerinin üzerine yeni bir kat çıkmışlar, verandanın önüne üzüm asması sardırmışlar..."
-
[-e]
Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak
- "Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı?"
-
[nesnesiz]
Niteliği sonradan anlaşılmak
- "Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı."
-
[nesnesiz]
Belirmek, tanınmak
- "Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı."
-
[nesnesiz]
Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak
- "Oğlan akıllı çıktı, kimleri bulacağını, kimlerle çalışacağını bildi."
-
[nesnesiz]
Yerinden oynamak
- "Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı."
-
[nesnesiz]
Görünür veya belli bir durumda bulunmak
- "Yüzünün derisi buruşmuş, elmacık kemikleri çıkmıştı."
-
[nesnesiz]
Oluşmak, olmak
- "Birdenbire öyle soğuk çıktı ki pirinç tanelerini tutamaz oldum, parmaklarım şakır şakır titriyor!"
-
[nesnesiz]
Piyasaya sürülmek
-
[nesnesiz]
Bitmek, büyümek, sürmek
- "Mayısın ortası olmadan ekinler çıktı."
-
[nesnesiz]
Emir, talimat vb. verilmek
- "Dört gün, dört gece yanına kimse varmayacak diye emir çıktı."
-
[nesnesiz]
Ay veya mevsim geçmek
- "Kış çıktı, bahar geldi, uzun tatil ayları geldi, Cevdet Bey’in yeri dolmadı."
-
[nesnesiz]
Yeni yetişip satışa sunulmak
- "Önce badem ağacı çiçek açtı, sonra çağlalar ağaçları süsledi. Ardından erikler çıktı."
-
[nesnesiz]
Bakınız yükselmek
- "Fiyatlar çıktı."
-
[nesnesiz]
Sesini yükseltmek
-
[nesnesiz, -den]
Giderilmek, yok olmak
- "Gerçekten adamın kolundaki leke çıktı. Çıktı ama, üzerindeki kumaş da eriyip gitti..."
-
[-den]
Bir şeyi unutmak
- "İlk girdiğim zaman belki caddeden geçer, görürüm falan derken lafa dalmışım, hatırımdan çıktı."
-
[nesnesiz]
Ay, Güneş görünmek
- "Hava açılmış, ay çıkmıştı."
- "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu."
-
[nesnesiz]
Kitap, dergi vb. yayımlanmak
- "Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu."
-
[nesnesiz]
Aktarılmış olmak
- "Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti."
-
[nesnesiz]
Gerçek hâle gelmek
- "İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!"
-
[nesnesiz]
Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak
- "Arabanın direksiyonu çıkmak."
-
Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek
- "Artık yaşanılır olmaktan çıktı İstanbul. Yaşanılır gibi değil. Daha doğrusu, İstanbul, İstanbul olmaktan çıktı."
-
[-le]
Flört etmek
- "Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım."
-
[-e]
Erişmek, görmek
- "Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım."
-
[mecaz]
Harcamak zorunda kalmak
- "Geçen hafta düğünümüz oldu. Çok paradan çıktım."
-
[-i, argo]
Vermeye katlanmak
- "Çık bakalım paraları. Şıkır, şıkır... Bir, iki, üç... On, yirmi, otuz..."
-
[-den]
İçeriden dışarıya varmak, gitmek
- PLAKÇI
-
-
[isim]
Plak hazırlayan, yapan veya satan kimse
-
[isim]
Plak hazırlayan, yapan veya satan kimse
- AÇINMA
-
-
[isim]
Açınmak işi
-
[isim]
Açınmak işi
- ÇARKÇI
-
-
[isim]
Kesici aletleri çarkla bileyen kimse; bileyici
-
[denizcilik]
Vapurlarda makine bölümünü yöneten kimse
- "Karısı bir deniz çarkçı subayının kızıdır."
-
[isim]
Kesici aletleri çarkla bileyen kimse; bileyici
- AÇINIM
-
-
[isim]
Açınmak işi
-
[matematik]
Bir cismin yüzeylerinin açılıp bir düzlem üzerine yayılması; inkişaf
- "Dik prizmaları tanır ve temel özelliklerini, elemanlarını belirler, inşa eder ve açınımını çizer."
-
[isim]
Açınmak işi
- ALAÇIK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız çardak
- "Pamuk ırgatları alaçıkların önüne oturmuşlar, koza çekiyorlardı."
-
Keçeden yapılan çadır
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız çardak
- ÇITÇIT
-
-
[isim]
Üzerinde dikili bulundukları şeyin iki kenarını üst üste getirerek birleştirmeye ve tutturmaya yarayan, iki parçadan yapılmış metal nesne; fermejüp
- "Bunları da elbet icat eden kimseler vardı: Çıtçıt, firkete, sacayak filan..."
-
Mobilya kapaklarını, kapıları kilitleme ve sürgülemenin dışında kapalı tutmaya yarayan ve az bir kuvvetle açılıp kapanmasını sağlayan iki parçalı metal veya plastik araç
-
Kadınların saçlarını daha uzun göstermek için taktıkları ek saç
-
[isim]
Üzerinde dikili bulundukları şeyin iki kenarını üst üste getirerek birleştirmeye ve tutturmaya yarayan, iki parçadan yapılmış metal nesne; fermejüp
- ÇIMBAR
-
-
[isim, ağızlardan]
Dokuma tezgâhındaki kumaşı germeye yarayan iki tarafı dişli araç; cımbar
-
[isim, ağızlardan]
Dokuma tezgâhındaki kumaşı germeye yarayan iki tarafı dişli araç; cımbar
- ÇILGIN
-
-
[sıfat]
Aşırı davranışlarda bulunan
- "Bazı anneler, çocukları olduğunda bir çılgın gibi davranırlar."
-
Çok büyük, aşırı, olağanüstü
- "Onların bu çılgın aşklarına karşı konulacak engel setlerinin hiç hükmü yoktur."
-
[sıfat]
Aşırı davranışlarda bulunan
- FIÇICI
-
-
[isim]
Fıçı yapan veya satan kimse
-
[isim]
Fıçı yapan veya satan kimse
- SALTÇI
-
-
[sıfat]
Saltçılığı benimseyen; mutlakçı
-
[sıfat]
Saltçılığı benimseyen; mutlakçı
- ÇIRPIŞ
-
-
[isim]
Çırpmak işi
- "Kuştur desem ne kanat çırpışı var ne sesi."
-
[isim]
Çırpmak işi
- TARÇIN
-
Kelime Kökeni: Farsça dārçīn
-
[isim, bitki bilimi]
Defnegillerden, genellikle Asya'nın güneyinde yetişen ve değişik türleri bulunan bir ağaç (Cinnamomum)
-
Bu ağacın, içinde kokulu bir yağ bulunması dolayısıyla baharat gibi kullanılan kabuğu
- "Sakalının rengi kınaya, kokusu sirkelenmiş tarçına benzer."
-
[isim, bitki bilimi]
Defnegillerden, genellikle Asya'nın güneyinde yetişen ve değişik türleri bulunan bir ağaç (Cinnamomum)
- ÇITPIT
-
-
[isim]
Ayak altında ezilerek çıtır çıtır ses çıkaran bir patlangaç türü; çatapat
-
[isim]
Ayak altında ezilerek çıtır çıtır ses çıkaran bir patlangaç türü; çatapat
- AÇILMA
-
-
[isim]
Açılmak işi; küşayiş
- "Vapur geri geri beyaz köpükler kabartarak açılmaya başlamış."
-
Bakınız çatlama
-
[sinema, televizyon]
Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama
-
[spor]
Yakın mesafede duranların jimnastik alıştırmaları için birbirlerinden uzaklaşmaları
-
[isim]
Açılmak işi; küşayiş
- HIRÇIN
-
-
[sıfat]
Belirli bir sebebi olmadan sinirlenip huysuzluk eden (kimse); aksi
- "O engin denize benzersin ki yavaş yavaş coşar ve coşunca da pek hırçın olursun."
-
Tiz, öfkeli (ses)
-
[sıfat]
Belirli bir sebebi olmadan sinirlenip huysuzluk eden (kimse); aksi
- ŞARKÇI
-
-
[isim]
Bakınız Doğucu
-
[isim]
Bakınız Doğucu
- GARPÇI
-
-
[sıfat]
Bakınız Batıcı
- "Bu sefer de Garpçılara hesap vermeye mecbur olacaktı."
-
[sıfat]
Bakınız Batıcı
- AYAKÇI
-
-
[isim]
Getirgötür işlerinde kullanılan kimse
- "Çocuktum, ayakçıydım; büyüdüm, bıyıklarım çıktı, gözlerim açıldı, ayıptır söylemesi ben hâlâ ayakçıydım."
-
Bir iş süresince tutulan hizmetçi
- "Bütün ayakçılar, başta parkın kiracısı, kaymakam beyin masasına pervane."
-
Gezerek satıcılık yapan kimse
-
Otobüs terminallerinde yolcuyu kendi şirketinden bilet almaya yönlendiren kimse
-
[eskimiş]
Mevlevilikte dergâha yeni gelen ve genellikle mutfakta getirgötür işlerine bakan kimse
-
[isim]
Getirgötür işlerinde kullanılan kimse
- İNAKÇI
-
-
[sıfat, felsefe]
Bakınız dogmacı
-
[sıfat, felsefe]
Bakınız dogmacı