İçinde çı olan 6 harfli 84 kelime var. İçerisinde ÇI bulunan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Bir de başında çı olan kelimeler listesine ya da sonu çı ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi

Harf Sayısına Göre Kelimeler

Kelime bulma makinesi Kelime bulma makinesi

Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.


Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)

ÇIKMAK

  1. [-den] İçeriden dışarıya varmak, gitmek
    • "Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık." (Falih Rıfkı Atay)
  2. [nesnesiz] Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek
    • "Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı." (Atatürk)
  3. [nesnesiz] Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak
    • "Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum." (Haldun Taner)
  4. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek
    • "Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık." (Yusuf Ziya Ortaç)
  5. Süresi dolduğunda ayrılmak
    • "Hastaneden çıkıp yollarda yürüyen kadın, annemin ölümüne ağlayan ben miydim..." (Erendiz Atasü)
  6. [nesnesiz] Yapılmak, yürümek
    • "Bu dairede işler kolay çıkmaz."
  7. Yetişecek ölçüde olmak
    • "Bundan kendime manto yaparım, oğlana da bir palto çıkar... dedi." (Aziz Nesin)
  8. Bir şeyden bir şey eksilmek
    • "Dörtten iki çıkarsa iki kalır."
  9. Meydana gelmek
    • "Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır." (Reşat Nuri Güntekin)
  10. [nesnesiz] Sıyrılmak, ayrılmak
    • "Parkın merdivenini inerken, çıplak ayağına giydiği eski mest lastiğinin teki, fırladı, ayağından çıktı." (Samim Kocagöz)
  11. [nesnesiz] Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak
    • "Osman Seden beni komedi filminde deneyip büyük bir başarı kazanınca bundan hepimiz kârlı çıktık." (Öztürk Serengil)
  12. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek
    • "Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra." (Tarık Dursun K)
  13. [-i] Bir şeyin yukarısına doğru yürümek
    • "Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık." (Refik Halit Karay)
  14. [nesnesiz, -de] Bir inceleme, bir araştırma sonucu ... bulunmak
    • "Sularda bakteri çıktı."
  15. [-e] Yetkili birinin makamına iş için gitmek
    • "Hazırladığı raporları yırtmış ve Ali Rıza Paşa’nın makamına çıkarak duyduklarını şifahen nakletmişti." (Ayşe Kulin)
  16. [-e] Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak
    • "Kendine on altı bin lira piyango çıkmış bir kimsenin birkaç yüz kuruşu ödeyememesi dosta düşmana garip görünecekti." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
  17. [nesnesiz] Bir konu yetkililerce karara bağlanmak
  18. [-e] Mal olmak
    • "Bu ev dört milyara çıktı."
  19. [-e] Oyunda herhangi bir rolü oynamak
    • "Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı." (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
  20. [-e] Bir yere ulaşmak, varmak
    • "Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar." (Memduh Şevket Esendal)
  21. [-e] Karaya ayak basmak
    • "1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım." (Atatürk)
  22. [nesnesiz] Yayılmak, duyulmak
    • "Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu." (Ahmet Hamdi Tanpınar)
  23. [nesnesiz] Olmak, bulunmak, var olmak
    • "Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı." (Osman Cemal Kaygılı)
  24. [-e] Bir iddia ile ortalıkta görünmek
    • "Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın." (Peyami Safa)
  25. [nesnesiz, -den] Koku, ses vb. yayılmak
    • "Lağımdan pis kokular çıkıyor."
  26. [-e] Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek
    • "Güreşte ona çıkacak kimse yok."
  27. [-e] Bir şey bulaşmak
    • "Uçmadan önce yaldızlı tozdan pulları elime çıktı." (Füruzan)
  28. [-i] Binaya kat eklemek
    • "Göl kıyısındaki evlerinin üzerine yeni bir kat çıkmışlar, verandanın önüne üzüm asması sardırmışlar..." (Salim Nizam)
  29. [-e] Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak
    • "Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı?" (Memduh Şevket Esendal)
  30. [nesnesiz] Niteliği sonradan anlaşılmak
    • "Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı." (Reşat Nuri Güntekin)
  31. [nesnesiz] Belirmek, tanınmak
    • "Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı." (Muzaffer İzgü)
  32. [nesnesiz] Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak
    • "Oğlan akıllı çıktı, kimleri bulacağını, kimlerle çalışacağını bildi." (Oya Baydar)
  33. [nesnesiz] Yerinden oynamak
    • "Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı." (Reşat Nuri Güntekin)
  34. [nesnesiz] Görünür veya belli bir durumda bulunmak
    • "Yüzünün derisi buruşmuş, elmacık kemikleri çıkmıştı." (Cahit Uçuk)
  35. [nesnesiz] Oluşmak, olmak
    • "Birdenbire öyle soğuk çıktı ki pirinç tanelerini tutamaz oldum, parmaklarım şakır şakır titriyor!" (Mahmut Yesari)
  36. [nesnesiz] Piyasaya sürülmek
  37. [nesnesiz] Bitmek, büyümek, sürmek
    • "Mayısın ortası olmadan ekinler çıktı." (Ümit Kaftancıoğlu)
  38. [nesnesiz] Emir, talimat vb. verilmek
    • "Dört gün, dört gece yanına kimse varmayacak diye emir çıktı." (İlhan Tarus)
  39. [nesnesiz] Ay veya mevsim geçmek
    • "Kış çıktı, bahar geldi, uzun tatil ayları geldi, Cevdet Bey’in yeri dolmadı." (Fakir Baykurt)
  40. [nesnesiz] Yeni yetişip satışa sunulmak
    • "Önce badem ağacı çiçek açtı, sonra çağlalar ağaçları süsledi. Ardından erikler çıktı." (Vivet Çavlı)
  41. [nesnesiz] Bakınız yükselmek
    • "Fiyatlar çıktı."
  42. [nesnesiz] Sesini yükseltmek
  43. [nesnesiz, -den] Giderilmek, yok olmak
    • "Gerçekten adamın kolundaki leke çıktı. Çıktı ama, üzerindeki kumaş da eriyip gitti..." (Muzaffer İzgü)
  44. [-den] Bir şeyi unutmak
    • "İlk girdiğim zaman belki caddeden geçer, görürüm falan derken lafa dalmışım, hatırımdan çıktı." (Refik Halit Karay)
  45. [nesnesiz] Ay, Güneş görünmek
    • "Hava açılmış, ay çıkmıştı." (Refik Halit Karay)
    • "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu." (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
  46. [nesnesiz] Kitap, dergi vb. yayımlanmak
    • "Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu." (Yusuf Ziya Ortaç)
  47. [nesnesiz] Aktarılmış olmak
    • "Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti." (Refik Halit Karay)
  48. [nesnesiz] Gerçek hâle gelmek
    • "İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya!" (Memduh Şevket Esendal)
  49. [nesnesiz] Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak
    • "Arabanın direksiyonu çıkmak."
  50. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek
    • "Artık yaşanılır olmaktan çıktı İstanbul. Yaşanılır gibi değil. Daha doğrusu, İstanbul, İstanbul olmaktan çıktı." (Demirtaş Ceyhun)
  51. [-le] Flört etmek
    • "Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım." (Attilâ İlhan)
  52. [-e] Erişmek, görmek
    • "Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım." (Sait Faik Abasıyanık)
  53. [mecaz] Harcamak zorunda kalmak
    • "Geçen hafta düğünümüz oldu. Çok paradan çıktım." (Aziz Nesin)
  54. [-i, argo] Vermeye katlanmak
    • "Çık bakalım paraları. Şıkır, şıkır... Bir, iki, üç... On, yirmi, otuz..." (Sadri Etem Ertem)
PLAKÇI

  1. [isim] Plak hazırlayan, yapan veya satan kimse
AÇINMA

  1. [isim] Açınmak işi
ÇARKÇI

  1. [isim] Kesici aletleri çarkla bileyen kimse; bileyici
  2. [denizcilik] Vapurlarda makine bölümünü yöneten kimse
    • "Karısı bir deniz çarkçı subayının kızıdır." (Memduh Şevket Esendal)
AÇINIM

  1. [isim] Açınmak işi
  2. [matematik] Bir cismin yüzeylerinin açılıp bir düzlem üzerine yayılması; inkişaf
    • "Dik prizmaları tanır ve temel özelliklerini, elemanlarını belirler, inşa eder ve açınımını çizer." (Elif Bahadır)
ALAÇIK

  1. [isim, ağızlardan] Bakınız çardak
    • "Pamuk ırgatları alaçıkların önüne oturmuşlar, koza çekiyorlardı." (Yaşar Kemal)
  2. Keçeden yapılan çadır
ÇITÇIT

  1. [isim] Üzerinde dikili bulundukları şeyin iki kenarını üst üste getirerek birleştirmeye ve tutturmaya yarayan, iki parçadan yapılmış metal nesne; fermejüp
    • "Bunları da elbet icat eden kimseler vardı: Çıtçıt, firkete, sacayak filan..." (Aziz Nesin)
  2. Mobilya kapaklarını, kapıları kilitleme ve sürgülemenin dışında kapalı tutmaya yarayan ve az bir kuvvetle açılıp kapanmasını sağlayan iki parçalı metal veya plastik araç
  3. Kadınların saçlarını daha uzun göstermek için taktıkları ek saç
ÇIMBAR

  1. [isim, ağızlardan] Dokuma tezgâhındaki kumaşı germeye yarayan iki tarafı dişli araç; cımbar
ÇILGIN

  1. [sıfat] Aşırı davranışlarda bulunan
    • "Bazı anneler, çocukları olduğunda bir çılgın gibi davranırlar." (Ayla Kutlu)
  2. Çok büyük, aşırı, olağanüstü
    • "Onların bu çılgın aşklarına karşı konulacak engel setlerinin hiç hükmü yoktur." (Kemal Tahir)
FIÇICI

  1. [isim] Fıçı yapan veya satan kimse
SALTÇI

  1. [sıfat] Saltçılığı benimseyen; mutlakçı
ÇIRPIŞ

  1. [isim] Çırpmak işi
    • "Kuştur desem ne kanat çırpışı var ne sesi." (Faruk Nafiz Çamlıbel)
TARÇIN

Kelime Kökeni: Farsça dārçīn

  1. [isim, bitki bilimi] Defnegillerden, genellikle Asya'nın güneyinde yetişen ve değişik türleri bulunan bir ağaç (Cinnamomum)
  2. Bu ağacın, içinde kokulu bir yağ bulunması dolayısıyla baharat gibi kullanılan kabuğu
    • "Sakalının rengi kınaya, kokusu sirkelenmiş tarçına benzer." (Falih Rıfkı Atay)
ÇITPIT

  1. [isim] Ayak altında ezilerek çıtır çıtır ses çıkaran bir patlangaç türü; çatapat
AÇILMA

  1. [isim] Açılmak işi; küşayiş
    • "Vapur geri geri beyaz köpükler kabartarak açılmaya başlamış." (Çetin Altan)
  2. Bakınız çatlama
  3. [sinema, televizyon] Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama
  4. [spor] Yakın mesafede duranların jimnastik alıştırmaları için birbirlerinden uzaklaşmaları
HIRÇIN

  1. [sıfat] Belirli bir sebebi olmadan sinirlenip huysuzluk eden (kimse); aksi
    • "O engin denize benzersin ki yavaş yavaş coşar ve coşunca da pek hırçın olursun." (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)
  2. Tiz, öfkeli (ses)
ŞARKÇI

  1. [isim] Bakınız Doğucu
GARPÇI

  1. [sıfat] Bakınız Batıcı
    • "Bu sefer de Garpçılara hesap vermeye mecbur olacaktı." (Peyami Safa)
AYAKÇI

  1. [isim] Getirgötür işlerinde kullanılan kimse
    • "Çocuktum, ayakçıydım; büyüdüm, bıyıklarım çıktı, gözlerim açıldı, ayıptır söylemesi ben hâlâ ayakçıydım." (Tarık Dursun K)
  2. Bir iş süresince tutulan hizmetçi
    • "Bütün ayakçılar, başta parkın kiracısı, kaymakam beyin masasına pervane." (Tarık Buğra)
  3. Gezerek satıcılık yapan kimse
  4. Otobüs terminallerinde yolcuyu kendi şirketinden bilet almaya yönlendiren kimse
  5. [eskimiş] Mevlevilikte dergâha yeni gelen ve genellikle mutfakta getirgötür işlerine bakan kimse
İNAKÇI

  1. [sıfat, felsefe] Bakınız dogmacı
Kelime Anlamları Kaynağı : Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü