Sonunda i olan 5 harfli 371 kelime var. İ harfi ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca İçinde i harfi olan kelimeler listesine ya da başında i harfi olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu : Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ANEMİ
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Kansızlık
-
[isim]
Kansızlık
- DİŞLİ
-
-
[sıfat]
Dişleri olan
-
[isim]
Dişleri olan çark
-
[isim]
Kaya balığı
-
[isim]
Ayakkabıcıların sayayı kalıba çekmek için kullandıkları kerpeten gibi bir araç
-
Sözünü geçiren, istediğini yaptırabilen güçlü (kimse)
- "Tekel Bakanı gibi dişli, partinin ön sıralarında yeri olan bir bakanın kendi söyleyeceklerini önemsemeyeceğini bilirler." (Necati Cumalı)
-
[sıfat]
Dişleri olan
- GERGİ
-
-
[isim]
Perde
-
İp, kayış, tel vb.ni gerginleştirme işinde kullanılan araç
-
[isim]
Perde
- SIHRİ
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Akrabalık, hısımlık
-
[isim]
Akrabalık, hısımlık
- SİLGİ
-
-
[isim]
Kalem veya daktiloyla yazılmış, çizilmiş şeyleri silmeye yarayan, birleşiminde kauçuk olan madde
-
Tebeşirle yazılmış şeyleri silmeye yarayan keçe, sünger veya kumaş parçaları
-
Hamam takımı, havlu
-
[isim]
Kalem veya daktiloyla yazılmış, çizilmiş şeyleri silmeye yarayan, birleşiminde kauçuk olan madde
- AMELİ
- ...
- HANOİ
- ...
- TESTİ
-
Kelime Kökeni : Farsça
-
[isim]
Geniş gövdeli, dar boğazlı, emzikli veya emziksiz olabilen, toprak, cam, metal vb. maddelerden yapılan su kabı
- "Kamış duvarlı yığın yığın evler, tüten dumanlar, başlarında testilerle sudan dönen kızlar gördük." (Refik Halit Karay)
-
[sıfat]
Bu kabın alabileceği miktarda olan
-
[isim]
Geniş gövdeli, dar boğazlı, emzikli veya emziksiz olabilen, toprak, cam, metal vb. maddelerden yapılan su kabı
- ÖTEKİ
-
-
[sıfat]
Bilinenden, sözü edilenden ayrı, öbür, diğer
- "Bu iki perdelik bir oyun imiş, bitince ötekini oynayacaklarmış!" (Memduh Şevket Esendal)
-
Sözü edilen veya benzer iki nesneden önem ve konum bakımından uzakta olan
-
[sıfat]
Bilinenden, sözü edilenden ayrı, öbür, diğer
- AFAZİ
-
Kelime Kökeni : Fransızca
-
[isim]
Söz yitimi
-
[isim]
Söz yitimi
- BİRCİ
-
-
[sıfat]
Tekçi
-
[sıfat]
Tekçi
- APOŞİ
-
Kelime Kökeni : Rumca
-
[isim]
Çember biçiminde, telden yapılma, torbaya benzeyen büyük gözlü ağ
-
[isim]
Çember biçiminde, telden yapılma, torbaya benzeyen büyük gözlü ağ
- ALENİ
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[sıfat]
Açık, ortada, meydanda, herkesin içinde yapılan
- "Siz bugüne kadar zevcenizin vicdansızca ve aleni hıyanetine, edepsizliğine tahammül ettiniz." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
-
[sıfat]
Açık, ortada, meydanda, herkesin içinde yapılan
- TEŞCİ
-
Kelime Kökeni : Arapça
-
[isim]
Cesaret verme, cesaretlendirme, yüreklendirme
- "Bedia bu teşciden şok bir heyecan duydu." (Ömer Seyfettin)
- "Vali tevazu ve istihza ile karışık tebessümlerle, alkışlarla onu bir teşci etti ki!.." (Sait Faik Abasıyanık)
-
[isim]
Cesaret verme, cesaretlendirme, yüreklendirme
- TEZLİ
-
-
[sıfat]
Tezi olan, bir iddia ileri süren
-
[sıfat]
Tezi olan, bir iddia ileri süren
- ÇİĞLİ
- ...
- HODRİ
-
-
[ünlem]
"Kendine güvenen ortaya çıksın, işte meydan" anlamında hodri meydan deyiminde geçer
-
[ünlem]
"Kendine güvenen ortaya çıksın, işte meydan" anlamında hodri meydan deyiminde geçer
- TEKLİ
-
-
[isim]
Bir sanatçının tek eserini seslendirdiği kaset
-
Tek yataklı otel odası
-
[isim]
Bir sanatçının tek eserini seslendirdiği kaset
- YERLİ
-
-
[sıfat]
Taşınamayan, başka yere götürülemeyen
- "Yerli dolap. Yerli sedir."
-
Belli bir bölgede yetişen
- "Yerli muz. Yerli meyve."
-
Yurt içinde yapılan veya bir yurdun kendine özgü niteliklerini taşıyan
- "Yerli halıları gördüm, koyu sıcak kırmızılarla diri maviler ağır basıyordu." (Bedri Rahmi Eyuboğlu)
-
Oturduğu bölgede doğup büyüyen, ataları da orada yaşamış olan kimse
- "Ben buranın yerlisiyim, siz yabancı ve belki de geçicisiniz." (Refik Halit Karay)
-
[sıfat]
Taşınamayan, başka yere götürülemeyen
- HAYDİ
-
-
[ünlem]
İsteklendirmek, çabukluk belirtmek için kullanılan bir söz, hadi
- "Haydi! Sen git, beni yalnız bırak, bu akşam iyi değilim." (Atilla İlhan)
-
Kabul ve onama bildiren bir söz
-
Hafifseme, alay etme belirten bir söz
- "Haydi oradan be maskara. Bunları başkasına anlat!" (Necati Cumalı)
-
"Hoş görme" anlamında kullanılan bir söz
- "Haydi gelmedi, bari bir haber göndereydi!"
-
[zarf]
Haydi haydi
- "Ne kadar yaşayabilirdim? Altmış, yetmiş, doksan, haydi yüz sene." (Ömer Seyfettin)
-
[ünlem]
İsteklendirmek, çabukluk belirtmek için kullanılan bir söz, hadi