Sonunda göz olan 12 kelime var. GÖZ ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde göz olan kelimeler listesine ya da başında göz olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
ALTINGÖZ, YALINGÖZ
AÇIKGÖZ, AYNAGÖZ, KARAGÖZ, PARAGÖZ, SARIGÖZ, TEPEGÖZ
CAMGÖZ, CİNGÖZ
AÇGÖZ
GÖZ
Göz Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
3 Harfli Kelimeler
GÖZ
2 Harfli Kelimeler
ÖZ
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ALTINGÖZ
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Çift kanatlılardan, polen, nektar ve öz su ile beslenen, erişkinleri yaklaşık 12-20 mm olabilen, uzun antenli, gövdesi soluk yeşil, kanatları şeffaf, solgun gri, altın renkli gözleri parlak, çırpınarak uçan bir tür sinek (Chrysoperla carnea)
-
[isim, hayvan bilimi]
Çift kanatlılardan, polen, nektar ve öz su ile beslenen, erişkinleri yaklaşık 12-20 mm olabilen, uzun antenli, gövdesi soluk yeşil, kanatları şeffaf, solgun gri, altın renkli gözleri parlak, çırpınarak uçan bir tür sinek (Chrysoperla carnea)
- YALINGÖZ
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Bir tür kertenkele
-
[isim, hayvan bilimi]
Bir tür kertenkele
- TEPEGÖZ
-
-
[isim]
Derslerde, konferanslarda asetat üzerine yazılan yazıyı veya grafiği kuvvetli bir ışık kaynağı aracılığıyla perdeye yansıtan optik araç
-
[sıfat]
Dar alınlı, gözleri saçlarının bittiği yere çok yakın görünen (kimse)
-
[sıfat]
Dikkatsizce, sağa sola çarparak yürüyen (kimse)
-
[hayvan bilimi]
Medine kurdunun ara konakçısı, tepegözlerin örnek türü olan küçük kabuklu bir hayvan (Cyclops strenuus)
-
[isim]
Derslerde, konferanslarda asetat üzerine yazılan yazıyı veya grafiği kuvvetli bir ışık kaynağı aracılığıyla perdeye yansıtan optik araç
- SARIGÖZ
-
-
[isim, hayvan bilimi]
İzmaritgillerden, rengi altın sarısı olan, Atlantik Okyanusu'nda ve Akdeniz'de yaşayan bir balık (Sargus salvieri)
-
[isim, hayvan bilimi]
İzmaritgillerden, rengi altın sarısı olan, Atlantik Okyanusu'nda ve Akdeniz'de yaşayan bir balık (Sargus salvieri)
- KARAGÖZ
-
-
[isim]
Deve derisinden veya mukavvadan kesilip boyanmış insan biçimlerini beyaz bir perde üzerine arkadan ışık vererek yansıtma yoluyla oynatmaya dayalı bir gösteri oyunu
-
Bu oyunda halk görüşünü ve duyuşunu yansıtan kimse
-
[isim]
Deve derisinden veya mukavvadan kesilip boyanmış insan biçimlerini beyaz bir perde üzerine arkadan ışık vererek yansıtma yoluyla oynatmaya dayalı bir gösteri oyunu
- PARAGÖZ
-
-
[sıfat, mecaz]
Parayı çok seven, paraya çok düşkün (kimse); para canlısı, paragözlü
- "Bundan dolayı bu paragöz adamın sırf körpeliğinden dolayı aldığı ufak tefek kızcağızı herkes görmek istiyordu."
-
[sıfat, mecaz]
Parayı çok seven, paraya çok düşkün (kimse); para canlısı, paragözlü
- AYNAGÖZ
-
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız açıkgöz
- "Küçük oğul köşede bucakta pinekler, büyük oğul da aynagöz ortada dolaşırdı."
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız açıkgöz
- AÇIKGÖZ
-
-
[sıfat, mecaz]
Uyanık davranarak çıkar sağlayan, imkânlardan kurnazca yararlanmayı bilen; aynagöz, cingöz, uyanık
- "Bu insanların alabildiğine açıkgöz ve çakır pençe olduklarını bir kere daha anlardık."
-
[sıfat, mecaz]
Uyanık davranarak çıkar sağlayan, imkânlardan kurnazca yararlanmayı bilen; aynagöz, cingöz, uyanık
- CAMGÖZ
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Deniz kıyısına yakın yaşayan, yanlarında veya sırtında beyaz lekeleri bulunan, gözü parlak olan, eti yenebilen bir tür köpek balığı (Galeius canis)
- "Sardalyalar, camgözün üzerlerine geldiğini, artık kokusundan mı, denizi dalgalandırmasından mı, yoksa başka bir şeyden mi, her nedense hemen anlarlar."
-
[isim, hayvan bilimi]
Deniz kıyısına yakın yaşayan, yanlarında veya sırtında beyaz lekeleri bulunan, gözü parlak olan, eti yenebilen bir tür köpek balığı (Galeius canis)
- CİNGÖZ
-
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız açıkgöz
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız açıkgöz
- AÇGÖZ
-
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız açgözlü
-
[sıfat, mecaz]
Bakınız açgözlü
- GÖZ
-
-
[isim, anatomi]
Görme organı; basar, ayn, çeşm, dide
-
Bazı deyimlerde, görme ve bakma
- "Gözden geçirmek. Gözden kaybolmak. Göz önünde. Gözü keskin."
-
Bakınız oda
- "Şu fakir mahallede bir göz evim olsaydı / Nasıl sevinç içinde çıkardım şu yokuşu"
-
Bakış, görüş
- "Bu sefer alacaklı gözüyle baktım."
-
Bakınız kaynak (I)
- "Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu?"
-
Delik, boşluk
- "İğnenin gözü."
- "Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır."
-
Bakınız çekmece
- "Masanın gözleri."
-
Terazi kefesi
-
Bakınız nazar
- "İnsanı gözle yiyip bitirirler."
-
Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı
- "Gözüm canım efendim."
-
Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri
- "Göz aşısı."
-
Bakınız hane
- "Dama tahtasında altmış dört göz vardır."
-
Bazı yaraların uç bölümü
- "Çıbanın gözü."
-
[isim, anatomi]
Görme organı; basar, ayn, çeşm, dide