Başında gerçek olan 20 kelime var. Gerçek ile başlayan kelimeler listesini scrabble oyununda ya da Türkçe ile ilgili araştırmalarınızda kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde gerçek olan kelimeler listesine ya da sonu gerçek ile biten kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz.
Karmaşık harflerden başında gerçek bulunan kelimeleri bulmak için Kelime Bulma Makinesi'ni kullanabilirsiniz.
Harf Sayısına Göre Kelimeler
GERÇEKLEŞEBİLME, GERÇEKLEŞTİRMEK, GERÇEKÜSTÜCÜLÜK
GERÇEKLEŞTİRME
GERÇEKÜSTÜLÜK
GERÇEKLENMEK, GERÇEKLEŞMEK, GERÇEKÜSTÜCÜ
GERÇEKÇİLİK, GERÇEKLEMEK, GERÇEKLENME, GERÇEKLEŞME
GERÇEKLEME, GERÇEKÜSTÜ
GERÇEKLİK, GERÇEKTEN
GERÇEKÇİ, GERÇEKLİ, GERÇEKTE
GERÇEK
Gerçek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
6 Harfli Kelimeler
GERÇEK, GREKÇE
5 Harfli Kelimeler
ÇEKER, ÇERGE, ERKEÇ, GEÇEK, GEÇER, GEREÇ, GEREK
4 Harfli Kelimeler
EREK, ERKE, GEÇE, GREK, KEÇE, KERE
3 Harfli Kelimeler
ÇEK, EGE, EKE, ERG, ERK, GEÇ, KER
2 Harfli Kelimeler
ÇE, EK, ER, GE, KE, RE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- GERÇEKÜSTÜCÜLÜK
-
-
[isim]
Aklın, geleneklerin, alışkanlıkların denetiminden uzak bilinçaltı gerçeklerini yansıtan yani bilinen gerçekle bağını kesip kendince bir gerçek yaratmak amacını güden edebiyat ve sanat akımı; sürrealizm
- "Gerçeküstücülük, kendini sürekli olarak irdeleyen ve oluşturan bilincin bir serüveni olarak da görülebilir."
-
[isim]
Aklın, geleneklerin, alışkanlıkların denetiminden uzak bilinçaltı gerçeklerini yansıtan yani bilinen gerçekle bağını kesip kendince bir gerçek yaratmak amacını güden edebiyat ve sanat akımı; sürrealizm
- GERÇEKLEŞTİRMEK
-
-
[-i]
Gerçek duruma getirmek; yapmak, ortaya koymak
- "Her medeniyet kendine has değerleri gerçekleştirerek insanlığın ortak hazinesini zenginleştirir."
-
[-i]
Gerçek duruma getirmek; yapmak, ortaya koymak
- GERÇEKLEŞEBİLME
-
-
[isim]
Gerçekleşebilmek işi
-
[isim]
Gerçekleşebilmek işi
- GERÇEKLEŞTİRME
-
-
[isim]
Gerçekleştirmek işi; temin, realizasyon
- "Birtakım teşebbüslerini gerçekleştirmesi yolunda onu bir alet gibi kullanıyor."
-
[isim]
Gerçekleştirmek işi; temin, realizasyon
- GERÇEKÜSTÜLÜK
-
-
[isim]
Gerçeküstü olma durumu
- "Filmin anlatım biçiminde biraz gerçeküstülük var; bir aykırılık, tuhaflık, tam yerine oturmamışlık var."
-
[isim]
Gerçeküstü olma durumu
- GERÇEKLENMEK
-
-
[nesnesiz]
Bir şeyin doğruluğu herhangi bir şeyle ortaya konulmak; doğrulanmak, teyit edilmek
- "Bu sahan elçimizin ailesinde veya büyükelçiliğimizde bulunduğu takdirde ana kızın söylediği hususlar yani Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın türbesinin Bulgarlar tarafından yıkıldığı ve yerine kışla ile okul yapıldığı hususu gerçeklenmiş olacaktır."
-
[nesnesiz]
Bir şeyin doğruluğu herhangi bir şeyle ortaya konulmak; doğrulanmak, teyit edilmek
- GERÇEKLEŞMEK
-
-
[nesnesiz]
Gerçek olmak, gerçek duruma gelmek, meydana gelmek; tahakkuk etmek
- "Sevgililerin birbirine kavuşması gerçekleşmeyecek bir uzak umut olarak gözükür."
-
[nesnesiz]
Gerçek olmak, gerçek duruma gelmek, meydana gelmek; tahakkuk etmek
- GERÇEKÜSTÜCÜ
-
-
[sıfat]
Gerçeküstücülükten yana olan; sürrealist
-
Gerçeküstücülükle ilgili olan (görüş, eser vb.); sürrealist
-
[sıfat]
Gerçeküstücülükten yana olan; sürrealist
- GERÇEKLEMEK
-
-
[-i]
Bir şeyin doğruluğunu herhangi bir şeyle ortaya koymak; doğrulamak, teyit etmek
-
[-i]
Bir şeyin doğruluğunu herhangi bir şeyle ortaya koymak; doğrulamak, teyit etmek
- GERÇEKLEŞME
-
-
[isim]
Gerçekleşmek işi; tahakkuk
- "Kurduğu hülyalar yavaş yavaş gerçekleşmeye yüz tutuyordu."
-
[isim]
Gerçekleşmek işi; tahakkuk
- GERÇEKÇİLİK
-
-
[isim]
Gerçekçi tutum ve davranış; realizm, realistlik
- "Köy ve köylü de kimi oyunlarda gerçekçilikle ele alınabilmiştir."
-
Gerçekleri olduğu gibi yansıtmaya çalışan sanat çığırı; realizm, realistlik
- "Çağımızda gerçekçilik akımlarının güçlenmesi, sinema sanatında da etkisini gösterdi."
-
[felsefe]
Bilinçten bağımsız bir gerçekliğin var olduğunu benimseyen görüş; realizm, realistlik
-
[isim]
Gerçekçi tutum ve davranış; realizm, realistlik
- GERÇEKLENME
-
-
[isim]
Gerçeklenmek işi; teeyyüt
-
[isim]
Gerçeklenmek işi; teeyyüt
- GERÇEKLEME
-
-
[isim]
Gerçeklemek işi; teyit
-
[isim]
Gerçeklemek işi; teyit
- GERÇEKÜSTÜ
-
-
[isim]
Gerçeği aşan, gerçeğin üstündeki gerçek; sürreal, sürrealite
- "Çetin kendini tam bir gerçeküstü durum içinde duyar, kaçınılmaz olarak."
-
[isim]
Gerçeği aşan, gerçeğin üstündeki gerçek; sürreal, sürrealite
- GERÇEKTEN
-
-
[zarf]
Gerçek olarak; bayağı, cidden, hakikat, hakikaten, harbiden, sahi, sahiden, filhakika, filvaki
- "Hiçbir genç adam, ölümü gerçekten düşünmemiştir."
-
[zarf]
Gerçek olarak; bayağı, cidden, hakikat, hakikaten, harbiden, sahi, sahiden, filhakika, filvaki
- GERÇEKLİK
-
-
[isim]
Gerçek olan, var olan şeylerin tümü; gerçek, asıl, hakikat, hakikilik, sahihlik, şeniyet, realite, reellik
- "Çok işte ne yapıyorsak onu yapıp bunda da gerçekliği belirlemekle yetinebiliriz."
-
[isim]
Gerçek olan, var olan şeylerin tümü; gerçek, asıl, hakikat, hakikilik, sahihlik, şeniyet, realite, reellik
- GERÇEKTE
-
-
[zarf]
Aslında, tam anlamıyla, hakikatte
- "Kumpanyanın kurulmasında başı çeken, gerçekte ecnebi bir banka."
-
[zarf]
Aslında, tam anlamıyla, hakikatte
- GERÇEKLİ
-
-
[sıfat]
Gerçeklenmiş, gerçek olduğu anlaşılmış
-
Gerçeği olan, gerçeği bulunan
- "Evet, sanatta biz iki gerçekli toplum hâline getirilmişizdir."
-
[sıfat]
Gerçeklenmiş, gerçek olduğu anlaşılmış
- GERÇEKÇİ
-
-
[sıfat]
Gerçeği gören ve ona göre davranan veya gerçeğe uygun olarak yapılan; realist
- "Herkese benzemeyen gerçekçi bir insan, içten, utanmasa öpüp saracaktı Suret’i, ağlayacaktı hüngür hüngür."
-
Gerçekçilik yanlısı olan; realist
- "Geçmişi geçmişte bırakıp bugüne bakmak daha gerçekçi bir yaklaşımdır."
-
[sıfat]
Gerçeği gören ve ona göre davranan veya gerçeğe uygun olarak yapılan; realist
- GERÇEK
-
-
[isim]
Yalan olmayan, doğru olan şey; çın, ciddi, hakikat
- "Esasen bizim için millî varlık ile istiklal ve hürriyet aynı gerçeğin çeşitli cepheleridir."
-
Bakınız gerçeklik
- "Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti."
-
Bakınız doğruluk
- "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa duygu payı da ondan az değildir."
-
[sıfat]
Yalan olmayan
- "O yürekler acısı fukara kafile, yüzlerinden gerçek acı aka aka ölü arkadaşlarının namazını kıldılar."
-
[sıfat]
Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, özbeöz, hakiki, reel
- "Kâğıt paranın saymaca değeri varsa da gerçek değeri yoktur."
-
[sıfat]
Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici
- "Gerçek elmas. Gerçek hikâye."
-
[sıfat]
Temel, başlıca, asıl
- "Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır."
-
[sıfat]
Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan
-
[sıfat]
Yapay olmayan
-
[sıfat, felsefe]
Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan
-
[isim]
Yalan olmayan, doğru olan şey; çın, ciddi, hakikat