Sonunda ek olan 5 harfli 126 kelime var. EK ile biten kelimeler listesini inceleyerek aradığınız kelimeleri bulabilirsiniz. Türkçe araştırmalarınızda, scrabble oyununda bu kelimeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca içinde ek olan kelimeler listesine ya da başında ek olan kelimeler listesine göz atmak isteyebilirsiniz. Ayrıca şunu da deneyebilirsiniz, işlerinizi kolaylaştıracak bir kelime bulucu: Kelime bulma makinesi
Harf Sayısına Göre Kelimeler
Ek Harfleri ile Yazılabilecek Kelimeler
E K
2 Harfli Kelimeler
EK, KE
Daha kapsamlı sonuç için lütfen kelime bulma makinesini kullanın.
Bazı kelimelerin anlamları (Kaynak : TDK)
- ŞİŞEK
-
-
[isim, ağızlardan]
İki yaşındaki koyun
- "Köylüler kasaba pazarına şişek götürmekten kurtulmuşlardı."
-
Kuzulama dönemine girmiş veya doğurmuş koyun
-
[isim, ağızlardan]
İki yaşındaki koyun
- SELEK
-
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız cömert
-
[sıfat, ağızlardan]
Bakınız cömert
- ÇÖKEK
-
-
[isim]
Çukur yer
- "İplere dizdikleri küçük balıkları, borunun altındaki minicik çökeğe atmışlardı."
-
Bataklık, sazlık
-
[isim]
Çukur yer
- SÜZEK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız süzgeç
-
[sinema]
Işığın önüne konulan, ince kumaş veya tülden yarı saydam yayındırıcı
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız süzgeç
- EVCEK
-
-
[zarf]
Bütün ev halkı birlikte; evce
- "Sinemaya evcek gidiyoruz."
-
[zarf]
Bütün ev halkı birlikte; evce
- BİTEK
-
-
[sıfat]
Bakınız verimli
-
[sıfat]
Bakınız verimli
- KÖPEK
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Köpekgillerden, boy ve biçim bakımından pek çok cinsi olan, çok iyi koku alan, sadık, bekçilik ve avcılık gibi işler için beslenen memeli hayvan; kapik (I), it (Canis familiaris)
- "Onun vaktiyle pek sevdiği küçük, sırtı siyah ve göğsü beyaz, oynak bir köpeği varmış."
-
[hakaret yollu]
Aşağılık niyetlerle yaltaklanan veya davranışları kötü olan kimse için kullanılan bir sövgü sözü
- "Ben bu ite çattığıma bin pişman oldum. Bu köpekten de aşağı köpeğe uyma."
-
[isim, hayvan bilimi]
Köpekgillerden, boy ve biçim bakımından pek çok cinsi olan, çok iyi koku alan, sadık, bekçilik ve avcılık gibi işler için beslenen memeli hayvan; kapik (I), it (Canis familiaris)
- İSTEK
-
-
[isim]
Bir şeye karşı içten gelen yönelme duygusu; gönül, arzu, heves, kasıt
- "Yanıma yaklaşan gölge, o eski şarkıyı gerçek bir istekle tekrarlıyordu."
-
Yerine getirilmesi başkasından istenilen şey; emir, özenç. meram, talep
- "Bu adamın istekleri bitmiyor."
-
[ruh bilimi]
Belirli bir gereksinimi karşılayacağı düşünülen nesne veya duruma karşı duyulan özlem; arzu
-
[isim]
Bir şeye karşı içten gelen yönelme duygusu; gönül, arzu, heves, kasıt
- KÜLEK
-
-
[isim]
Bal, yağ, yoğurt vb. şeyler koymaya yarar tahta kova
-
[isim]
Bal, yağ, yoğurt vb. şeyler koymaya yarar tahta kova
- İNMEK
-
-
[-den]
Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek
-
Bir taşıt veya binek hayvanından yere basmak; atlamak
- "Tramvayın ön tarafından hızla inerken, arkasından bir sesin bağırdığını gördü."
-
Dağ, tepe vb. yüksek bir yerden gelmek
- "Dağdan kurt indi."
-
[-e]
Bir yerden başka bir yere gitmek, varmak
- "Bünyamin, gücünün yettiği kadar hızlı yürüyüp Haliç'e indi."
-
[-e]
Bakınız konaklamak
- "Samananbarı köyünün en büyük ve gösterişli evine inmişlerdi."
-
[nesnesiz]
Alçalıp eski durumuna dönmek
- "Sular indi. Şiş indi."
-
[nesnesiz]
Fiyatı düşürmek
- "Bin lira daha indim, gene almadı."
-
Değeri düşmek
- "Altın fiyatları indi."
-
[-e, argo]
Bakınız vurmak
- "Şimdi kafana inerim!"
-
[nesnesiz]
Bakınız yıkılmak
- "Yağmurdan duvar inmiş."
-
[-e]
İnme gelmek
- "Sağ tarafına inmiş."
-
Bir yeri kaplamak, basmak veya bir yerden akmak, kaymak
- "Gemi baş döndüren zaferli bir gürültüyle indi sulara."
-
Uzamak, ulaşmak
- "Beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvarın ötesindeki zeytinlik ta vadiye kadar iniyordu."
-
Bakınız ağmak
-
Sayısı azalmak
- "Evvelden daha çok olduğumuzu zannettiğim hâlde sayımız son günlerde bu miktara inmiştir."
-
[-den]
Yüksekten veya yukarıdan aşağıya doğru gelmek
- İÇMEK
-
-
[-i]
Bir sıvıyı ağza alıp yutmak
- "Bir oluktan buz gibi bir su içtik."
-
Sigara, nargile vb.nin dumanını içe çekmek
- "Evinden, pek seyrek zamanlarda içtiği nargilesini istedi."
-
[mecaz]
Bir şey, bir sıvıyı içine çekmek, emmek
- "Toprak suyu içer."
-
[nesnesiz]
İçki kullanmak
- "O akşam saat ikiye kadar içtiler."
-
[-i]
Bir sıvıyı ağza alıp yutmak
- TELEK
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Kuşların gövde, kanat ve kuyruğunda bulunan, çeşitli renklerde kalın eksenli, büyük tüy; yelek
-
[isim, hayvan bilimi]
Kuşların gövde, kanat ve kuyruğunda bulunan, çeşitli renklerde kalın eksenli, büyük tüy; yelek
- İZLEK
-
-
[edebiyat]
Bir edebî eserde işlenen konunun anlamca ortaya koyduğu ana yönelim
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız patika
-
[edebiyat]
Bir edebî eserde işlenen konunun anlamca ortaya koyduğu ana yönelim
- GÖLEK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız gölet
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız gölet
- ÖRDEK
-
-
[isim, hayvan bilimi]
Perde ayaklılardan, evcil ve yabani türleri bulunan su kuşu; badi, badik (Anas)
- "Üç ördek onları görünce paytak paytak kaçıştılar."
-
Yataktan kalkamayacak durumdaki erkek hastaların içine idrarlarını yaptıkları kap; lazımlık, oturak
-
[argo]
Otobüs ve minibüs sürücülerinin yollardan aldıkları biletsiz yolcular için kullandıkları bir söz
- "Aybaşında maaşını tirink aldığından başka, gidip gelirken yolda ördek de düşüyordu."
-
[argo]
Hile ile para sızdırılacak kimse; enayi
-
[isim, hayvan bilimi]
Perde ayaklılardan, evcil ve yabani türleri bulunan su kuşu; badi, badik (Anas)
- ESMEK
-
-
[nesnesiz]
Hava bir yönden bir yöne akmak, rüzgâr olmak
- "İki üç günden beri sert bir kış rüzgârı esiyor."
-
[-e, mecaz]
Yapılması önce düşünülmüş olmayan veya beklenmeyen bir şeyi yapmaya birdenbire karar vermek
- "Bu yolculuk size nereden esti?"
-
[nesnesiz]
Hava bir yönden bir yöne akmak, rüzgâr olmak
- DEMEK
-
-
[nesnesiz]
Söylemek, söz söylemek; eyitmek
- "Eskilerin dediği gibi beşer, şaşar."
-
[-e]
Ad vermek
- "Sana Kervankıran derler / Bana dertli Kerem derler"
-
Bir dilde karşılığı olmak
- "Kamer “ay” demektir."
-
Herhangi bir ses çıkarmak
- "Küt dedi, düştü."
-
[-e]
Herhangi bir kanıya, yargıya varmak
- "Bu işe herkes ne der?"
-
... diye düşünmek
-
Bakınız erişmek
- "Saat yedi dedi mi uyanırım."
-
Bir işe kalkışmak, yeltenmek
- "Allah aşkına, boğuşmaya falan kalkayım deme."
-
Saymak, kabul etmek
- "Yarım milyon dediğin nedir?"
-
[nesnesiz]
Söylemek, söz söylemek; eyitmek
- SEPEK
-
-
[isim, ağızlardan]
Değirmen taşının ekseni
-
[isim, ağızlardan]
Değirmen taşının ekseni
- MEREK
-
-
[isim, ağızlardan]
Samanlık, odunluk, hayvan yemi deposu veya ahır
-
[isim, ağızlardan]
Samanlık, odunluk, hayvan yemi deposu veya ahır
- EMCEK
-
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız meme
-
[isim, ağızlardan]
Bakınız meme